• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Kariyer  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  TİCARET SOHBETLERİ  |  FİNANS  |  İHALELER  |  TİCARET BORSALARI  |  RESMİ GAZETE

2017’de 18 bin mide ‘neşter yedi’

16 Mayıs 2018 Çarşamba 11:00
12
14
16
18

2017’de 18 bin mide ‘neşter yedi’

   ► 2016 yılına 10 bin 202 olarak kaydedilen obezite cerrahisinde ilk sırada 2 bin 61 ameliyat ile Elazığ yer aldı.

           SEDA GÖK / ANKARA     
     Kamuoyunda obezite cerrahisi olarak bilinen bariyatrik cerrahi kapsamında Türkiye’de 2017 yılında yaklaşık 18 bin civarında ameliyat gerçekleştirildi. Bu rakam 2016 yılında 10 bin 202 olarak kaydedildi. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fahri Bayram, obezite cerrahisinde ilk sırada 2 bin 61 ameliyat ile Elazığ’ın olduğunu belirtti.
     Bayram, “Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerinden Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı verilere göre 2016 yılında 10 bin 202 ameliyat yapılmış. Bu konuda ilk sırada 2 bin 61 ile Elazığ yer almakta. İstanbul’da bin 659, Adana’da bin 11, İzmir’de 990, Ankara’da 720, Samsun’da 681, Antalya’da 521, Malatya’da 446, Balıkesir’de 419, Bursa’da 345, Sakarya’da 105, Gaziantep’te ise 103 ameliyat yapılmış. Bu rakamlara özel hastanelerde yapılanları da dâhil ettiğimizde rakam en az iki katına da yükseliyor” diye konuştu.

     Bu yıl 40.’sı düzenlenen Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Kongresi kapsamında “Obezite cerrahisi- metabolik cerrahi ve sonuçları” ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bayram, obezite cerrahisinin son günlerde çok gündeme geldiğine, cerrahide çok büyük bir artış yaşandığına dikkat çekerek, şunları kaydetti:
     “Biz endokrinologlar sadece uygun vakaların deneyimli cerrahlar ve donanımlı ekipler tarafından ameliyat yapılmasını öneriyoruz. Her obez hastanın tek tedavi seçeneği ameliyat değildir. Hasta iyi bir endokronoloji ve psikiyatri muayenesinden geçmelidir. Ameliyat olduktan sonra da hastaların ömür boyu takip edilmesi gerekiyor.”
     Tüm dünyada obezitenin salgın bir hastalık haline geldiğine vurgu yapan Bayram, kişilerin yaşam koşulları yükseldikçe beslenme bozukluklarının arttığını vurguladı. Bayram, “Her yere arabayla gitmek, sürekli asansör kullanmak, nişasta bazlı şekerlerin kullanımı gibi her şey obezitenin de artmasına neden oluyor. En tehlikeli ve riskli olan taraf ise çocukluk çağından itibaren obezitenin artmasıdır. Obezite buz dağının üstte kalan kısmı, altta kalan kısmında kireçlenme, hipertansiyon, lipid bozuklukları, kalp damar hastalıkları ve solunum bozukluklarını da ortaya çıkarıyor” diye konuştu.

Yaşam boyu kontrol gerekiyor
     Obezite cerrahisine yönelik ameliyat sonrasında ömür boyu kontrolün önemine vurgu yapan Bayram, “Tekrar ameliyat olma gerekliliğinin yüzde 25 seviyesinde olduğunu görüyoruz. 5 yıldan sonra tekrar kilo alma sorunu ile karşılaşıyorlar. Ayrıca ameliyat sonrasında alkol, kumar gibi çeşitli bağımlılıklar, karakter değişiklikleri başladığı da görülüyor. Ülkemizde obezite cerrahisi ile ilgili en büyük problem uygun olmayan hastaların operasyonu ve operasyon öncesi yetersiz değerlendirmedir. Deneyimsiz merkezlerde operasyon yapılması ve bunlara bağlı erken dönem komplikasyon görülme sıklığında artışa yol açmaktadır” dedi.

Ostereporoz’un maliyeti; 2050’de 205 milyon dolar
     Kongreye yönelik düzenlenen basın toplantısında konuşan Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkanı Prof. Dr. Sevim Güllü,  ostereporozun 2010 yılında Türkiye ekonomisine maliyetinin 72 milyon dolar olarak hesaplandığını belirterek, bu tutarın 2050 yılında 205 milyon dolara ulaşmasının öngörüldüğünü kaydetti. Osteoporozun sadece bir kadın hastalığı olmadığını belirten Güllü, bu konudaki istatistikler hakkında şunları söyledi:
     “Osteoporoz sadece kadınlarda görülen bir hastalık değildir. Türkiye’ de yapılmış olan fraktür çalışmasında 50 yaş ve üzeri kadınların yüzde 12,9’unda osteoporoz görülürken, erkeklerde de yüzde 7,5 oranında osteoporoz saptanmıştır. Osteoporoz ülkemizde önemli bir sağlık sorunudur. Osteoporozun en önemli sonucu kemik kırıklarıdır. Aynı çalışmada 50 yaş ve üzerinde yılda 24 bin kalça kırığı oluştuğu ve bunların çoğunun da 75 yaş üzeri kadınlarda görüldüğü bulunmuştur. Her geçen yıl yaşlı birey sayısı arttığı için 2010 yılında yıllık 6 bin 554 olan erkekte kalça kırığı sayısı 2035 yılında yıllık 14 bin 860’a, kadında ise 2010 yılında yıllık 17 bin 807 olan kalça kırığı sayısının yılda 49 bin 29’a çıkacağı öngörülmektedir.  Kırıklar yaşam kalitesini bozarak bireyleri bakıma muhtaç hale getirebildiği gibi ölümlere bile neden olabilmektedir. Kalça kırıklarında iki yıl içerisinde ölüm oranı yüzde 12-20 olarak bulunmaktadır. Bir kalça kırığını takiben iki yıl içerisinde ölüm oranı yüzde 12-20 olarak bulunmaktadır. Toplumumuz yaşlandıkça kırık riski artacak,  giderek daha fazla birey kırıklara bağlı ölüm riski ile karşı karşıya kalacaktır. Osteoporoz bir kırık oluşuncaya kadar sessiz bir hastalıktır. Kırık oluşmadan tanının konması ve tedavinin düzenlenmesi çok önemlidir. Bu kadar yüksek bir sayıda kalça kırığının olması aynı zamanda maliyet olarak da önemlidir.”

NBŞ’de sıkıntı; fazla miktarda kontrolsüz tüketilmesi
     Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. İlhan Yetkin ise nişasta bazlı şeker(NBŞ) konusunda değerlendirmelerde bulundu. Yetkin, asıl sıkıntının fazla miktarda ve kontrolsüz tüketilmesi olduğunu belirterek, “Yüzde 10 altında tüketildiğinde zararının olmadığını gösterdi. Mısır şurubundan elde edilen ve früktoz olarak adlandırılan nişasta kaynaklı şeker insan sağlığını ve giderek de toplum sağlığını tehdit ediyor. NBŞ’lerin tüketilmesi,  aralarında pankreas kanseri, insülin dirençi, gut hastalığı, diyabet mellitus, erken damar sertliği oluşturma ve obezite gibi hastalıklara neden oluyor. NBŞ çeşitli formlarda olabileceği gibi günlük olarak tükettiğimiz birçok üründe NBŞ-55 olarak daha çok kullanılmaktadır.  Bu gıdalar arasında çikolata, gofret, şekerlemeler, pastanelerde pasta yapımında, gazlı içecekler, ketçap ve benzeri gıda maddelerini sayabiliriz. Tüm bu gıdalar her gün milyonlarca kişi tarafından tüketilmektedir” diye konuştu.

     NBŞ bazlı gıda tüketenlerde erken yaşlanma ve depresyonun daha fazla görüldüğünü belirten Yetkin, ayrıca erken damar sertliği ve kalp yetmezliğine neden olduğunu söyledi. Obezitenin her geçen gün milli bir sağlık sorunu haline geldiğini hatırlatan Yetkin, “Ülkemizde 15 yaş üzeri yetişkinlerde obezite sıklığı yüzde 32, fazla kilolu birey sıklığı yüzde34.8 ve diyabet görülme sıklığı yüzde12.1 olarak bulunmuştur. 2017’de yapılan STEPS çalışmasının ön sonuçlarına göre 7-8 yaş grubunda fazla kilolu çocuk oranı yüzde14.6 iken obezite oranı yüzde 9 olarak tespit edilmiştir. Bu oran ortaokul çocuklarında daha da yükselmekte ve fazla kilolu çocuk sıklığı yüzde 21’e, obezite sıklığı ise yüzde12.4  ve kadar yükselmektedir” dedi.

YETKİN’DEN NBŞ İÇİN ETİKET VURGUSU
     Toplumdaki şeker tüketiminin azaltılması için tüketicinin bilgilendirilmesi, bebeklik ve çocukluk çağından itibaren sağlıklı beslenme kültürünün tesis edilmesini öneren Yetkin, bu konuda şunları söyledi:
     “Yiyecek ve içecek etiketleri üzerindeki şeker içeriğinin, elde ediliş kaynağı ve früktoz oranı belirtilmek suretiyle Türk Gıda Kodeksi şeker tebliğine uygun şekilde “şeker”, “glikoz şurubu”, “yüksek früktoz mısır şurubu”, “invert şeker” vb şeklinde açık olarak yazılmasının sağlanması şeklinde özetlenebilir.”

“ÇEVRE KİRLİLİĞİNE KARŞI MÜCADELE BİR SAĞLIK POLİTİKASI OLMALI”
     Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Reyhan Ersoy ise sağlıklı bir organizmada vücuda girdikten sonra endokrin sistemin çalışmasını etkileyerek fonksiyon bozukluğuna yol açan çeşitli maddelerin endokrin bozucular olduğunu belirterek, “Yaklaşık son 20 yıldır artan şekilde endokrin bozucuların neden olduğu hastalardan bahseder olduk. Diyabet, kısırlık gibi pek çok problem endokrin bozucular nedeniyle oluyor. Artan nüfus ile beraber sanayi artan ihtiyacı karşılamaya çalıştı. Sanayi arttıkça kullanılan kimyasal maddeler artıyor ve bunlar doğayı kirletiyor. Sanayi atıkları, kozmetikler, ağır metaller bir şekilde vücudumuza giriyor ve değişikliklere yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012 yılındaki raporundan sonra endokrin bozucuların obezite üzerinde etkisi de ortaya çıktı ve çevre kirliliğine karşı mücadele de bir sağlık politikası olarak karşımıza çıkıyor” diye konuştu.

“GEBELİKTE İYOT EKSİKLİĞİ BEBEĞİN ZEKÂSINI ETKİLİYOR”
     Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sait Gönen ise önlenebilir zekâ geriliklerinin en önemli nedenlerinden bir tanesi gebelik esnasında annenin hipotiroid olması ya da iyot eksikliği olduğunu söyledi. Gönen, bu konuda şu değerlendirmelerde bulundu:
     “İyot eksikliği, düşük, ölü doğum, konjenitan anomaliler, artmış bebek ölüm hızı, çocukta mental ve fiziksel gelişme geriliği, erişkinde guatr, hipotiroidi ve mental fonksiyon bozukluğuna neden olabilir. Bunun için sofra tuzu denilen rafine tuzu öneriyoruz. Kadınlarda çok sık görülen haşimoto hastalığından söz edebiliriz. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre çok daha fazla. İyot eksikliğine karşı hâlen dünyada önerilen en etkili yöntem sofra tuzlarının iyotlanmasıdır.”

HİPERTANSİYON, BAZI HORMONAL HASTALIKLARIN BAŞLICA BELİRTİSİDİR
     Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Füsun Saygılı ise “On sekiz yaşından büyük, erişkin bireylerde çok sık rastlanan bir bulgu olup, çeşitli nedenlerle ortaya çıkar.  Ancak en sık görülen  ‘primer hipertansiyon’ dediğimiz, nedeni tam olarak açıklanamayan tipidir.  Hipertansiyonlu kişilerin bir kısmında altta yatan bir hastalık belirlenebilir. Bu hastalık tedavi edilirse hipertansiyon kontrol altına alınır, ilaç kullanma gereği ortadan kalkar.  Hipertansiyona sebep olabilecek birçok endokrin(hormonal)  hastalık vardır.  Hipertansiyon, bazı hormonal hastalıkların başlıca belirtisidir ve bu durumlarda kesin tedavisi de söz konusu olabilir” dedi.

20 YAŞ VE ÜZERİ HER 7 KİŞİDEN BİRİ DİYABETLİ
     Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Saymanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli de Türkiye’de 2010 yılı TURDEP çalışmasının verilerine göre 20 yaş ve üzeri her 7 kişiden biri diyabetli olduğunu söyledi. Deyneli, “Diyabet (Diabetes mellitus) ülkemizi etkileyen kronik hastalıklar içinde toplumda en sık görülenlerinden. 2010 yılı TURDEP çalışmasının verilerine göre 20 yaş ve üzeri her 7 kişiden biri diyabetli ve bunların yarısı da bunun farkında bile değil” dedi.

 


+ Benzer Haberler
» Mayıs’ta kurulan şirket sayısı azaldı
» Delphi, İzmir’deki fabrikasını kapatıyor
» “Biz ağaç dikiyoruz, onlar imara açıyor”
» Şehir hastaneleri yatırımlarında 2019 proğramı tamamlandı
» Ege’nin külü ve çamuru enerjiye dönüşüyor
» Celsus Kütüphanesinde Rossini gecesi
» Pınar Süt’e Avrupa’dan üstün lezzet ödülü
» Palandöken, “Esnaf hırsızlıktan çok çekiyor”
» Kemalpaşa Lojistik Köy Projesi, ekonomiye katkı sağlayacak
» İzmir Amerikan Koleji’nde mezuniyet coşkusu


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 23.06.2018
  Ticaret 22.06.2018
  Ticaret 21.06.2018
  Ticaret 20.06.2018
  Ticaret 19.06.2018
  Ticaret 18.06.2018
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni