• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  TİCARET SOHBETLERİ  |  FİNANS  |  İHALELER  |  TİCARET BORSALARI  |  RESMİ GAZETE

“Altın tezhibin olmazsa olmazı”

01 Ağustos 2018 Çarşamba 12:00
12
14
16
18

   ► Güçlü,”Tezhip, kaynaklarda hat yazısının etrafına altın ile yapılan süsleme diye geçer”

     Türk süsleme sanatlarında önemli bir yere sahip olan ve altın ile süsleme anlamına gelen tezhip, hat sanatından ayrı düşünülemeyen bir sanat dalıdır. Yüzyıllar boyunca çeşitli renk ve motiflerle günümüze kadar ulaşan tezhibin uzun ve köklü bir tarihi var. Geçmişte el yazmalarında, fermanlarda, kitaplarda veya tuğralarda yer alan tezhip, günümüzde çoğunlukla dekoratif amaçlı kullanılıyor.
     Kültür Bakanlığı Kayıtlı El Sanatları Ustaları’ndan olan tezhip ve minyatür sanatçısı İlknur Güçlü, “Tezhip, kaynaklarda hat yazısının etrafına altın ile yapılan süsleme diye geçer. Altın tezhibin olmazsa olmazı” dedi.

“Altın tezhibin olmazsa olmazı”
     Tezhip kelimesinin altınla süslemek manasına geldiğini dile getiren Güçlü, “Tezhip, kaynaklarda hat yazısının etrafına altın ile yapılan süsleme diye geçer. Altını kullanmak için de, önce Arap zamkıyla porselen veya cam bir kabın içinde tek parmağımızla 3-4 saat altını eziyoruz. Çeşitli işlemlerden geçirerek kullanılacak kıvama getiriyoruz. Altın, sabitlenmesi için jelatinli su ile ıslatarak ince fırçayla sürme işlemine geçiyoruz. Kuruduktan sonra akik taşından mühreyi üzerine sürterek parlatıyoruz. Altın fırçayla ilk sürdüğümüzde çamur renginde oluyor, mührelendikten sonra parlaklığını kazanıyor. Eğer geniş alanda altın kullanacaksak yapıştırma yapıyoruz. Bu uzun ve meşakkatli bir işlem ama altın da tezhibin olmazsa olmazı” dedi.
     Klasik tezhipte altının genellikle yaprak, sap, zemin ve cetvellerde kullanıldığını söyleyen Güçlü sözlerine şöyle devam etti: “Altını gerekli yerlerde kullandıktan sonra çiçekleri boyamaya geçiyoruz. Çiçekleri boyayacağımız rengi en açıktan koyuya olacak şekilde boyuyoruz ya da zemini beyaza boyayıp onun üzerine tarama, münhani, akıtma gibi teknikler ile zeminini hazırlıyoruz. Daha sonra üzerini işlemeye başlıyoruz.”

“İğneyle nakış işler gibi işliyoruz”
     Güçlü, “İlk olarak kağıtları/kartonları hazırlıyoruz. Çay, neskafe, soğan kabuğu, ıhlamur, nohut, mor lahana, kırmızı pancar, taze ceviz kabuğu gibi bitkisel malzemeleri kaynatıp elde ettiğimiz sularla kağıtları boyuyoruz. Daha sonra aher dediğimiz cila görevi gören, yumurtanın akıyla şapı çırparak bir sıvı elde ediyoruz. Kağıdı boyadıktan sonra da bu cila malzemesini üzerine sürüyoruz. Cila hem fırçanın daha rahat üzerinde kayması için hem de yaptığımız hataları rahatlıkla temizleyebilmemiz için yaptığımız bir işlem. Aynı zamanda da kağıdın kurtlanmasına önleyici bir özelliği var. Daha sonra milimetrik kağıtlar üzerinde yapacağımız tasarımların taslağını hazırlayıp desenleri eskiz kağıtlarına çizip kağıda geçiriyor ve ardından işlemeye başlıyoruz. İğneyle nakış işler gibi fırçayla işliyoruz. Önce altınlama yapıp daha sonra çiçekleri ve motifleri renklendirmeye geçiyoruz. En son kontür dediğimiz işin temelini oluşturan kısmı başlıyor, kontür tezhibin en önemli noktası. Zemin boyamasını en son aşamaya bırakıyoruz. Süsleme unsurlarını kullandıktan sonra çerçeveye alıp sunuyoruz.”

“Tezhibin katı kuralları var”
   Tezhibin katı kuralları olduğunu fakat zamanla kendi yorumunun eserlerine yansıdığını ifade eden Güçlü, “Tezhibin moderni olmaz. Ben 8 yıl klasik tezhip eğitimi aldım. 27 yıldır tezhip sanatını icra ediyorum. Klasiğin özünü koruyarak kendi özgün tasarımlarımı yapıyorum. Bu bağlamda; canlı renkler ve belirgin motiflerle kompozisyonun öne çıkması şeklinde bir tarz oluşturduğumu düşünüyorum” diye belirtti.
     Günde 6 saat çalıştığını ifade eden Güçlü, “Eserin yoğunluğu ve büyüklüğüne göre tablonun bitiş süresi farklılık gösteriyor. Günde mutlaka 6 saat çalışıyorum. Şimdiye kadar arşivimde kayıtlı 480 eserim var. Sonucu hemen görebilmek için bir an önce eserimi bitirmeye çalışıyorum. Bu nedenle çok eser ürettim” diye ekledi.

“Fırçalar 3 aylık kedinin ense kılından yapılıyordu”
     Tezhibin geçmişte daha çok el yazmalarında, fermanlarda, hikaye kitaplarında veya tuğralarda yer aldığını söyleyen Güçlü, “Tezhip, günümüzde kitap sayfalarından çıkmış durumda, genellikle dekoratif amaçlı kullanılıyor. Ayrıca tezhip artık oteller gibi yeni yapılarda da kullanılıyor. Evlerinin duvarlarına özel olarak yaptıranlar da var” diye konuştu.
     “Geçmişte nakkaşhanelerde fırça olarak üç aylık kedinin ensesinden tek kılını çekerek güvercin kanadına bağlayarak fırça olarak kullanıyorlarmış” diyen Güçlü, “Günümüzde genellikle samur kılı fırçaları kullanıyoruz” dedi.

“Yüzyıllar arasında motif ve renkler çeşitlilik gösteriyor”
     Tezhip sanatının uzun ve köklü bir geçmişi olduğunu vurgulayan Güçlü, “Yüzyılların getirdikleri ile motifler ve renk tonları çeşitlilik göstermiştir. Sanat; ortaya çıktığı yüzyıldan, oranın sosyo-ekonomik durumundan, kültüründen her şeyinden etkilenmiştir. O nedenle kimi dönemde motif, renk ve kompozisyonlarda bozulmalar olurken, kimi dönemlerde de düzelmeler olmuş” dedi. Güçlü, “Tezhip sanatında ana motif olarak, kanat ve gaga benzeri formlardan oluşan rumi, üçgen, altıgen, sekizgen v.b.geometrik şekiller kullanılır. Birbiri üzerine eklenen eğrilerden meydana gelen münhani; stilize çiçek motifleri olan hatayi; bulut; kıvrımdal da denilen sazyolu; yardımcı motif olarak ise tığlar kullanılmıştır” dedi.

“Tezhip geçmişte kollektif olarak çalışılıyordu”
     16. yüzyıl klasik tezhibin doruk noktası olduğunu ifade eden Güçlü, “16. yüzyılda kullanılan motif, renk ve kompozisyon zenginliği, tekniğin mükemmelliği, desenler de görülen çeşitlilik ve incelik, lacivert zemin üzerine altının bol ama renklerle uyumlu kullanılışı bu devir tezhibinin başlıca özellikleridir. ‘Lapis lazuli’ dediğimiz lacivert rengi 15-16. yüzyılda tezhibin olmazsa olmaz zemin rengidir. Ancak 15. yüzyıl da Fatih Sultan Mehmet döneminin laciverti soluktur, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise lacivert biraz daha parlak ve koyu renktedir” diye konuştu.
     Kanuni Sultan Süleyman’ın sanata çok değer verdiği için sarayda nakkaşhaneler yaptırdığını vurgulayan Güçlü, “Kanuni döneminde dışarıdan nakkaşlar getirmiş ve onlara her türlü imkan sağlanmıştır. Günümüzde tezhibi tek başımıza çalışıyoruz ama o dönemde kolektif çalışılan bir sanat. Kağıdı yapan, boyayan, altını ezen, deseni çizen, işleyen, cildini yapan ayrı ayrı kişiler olup,  o dönemde herkesin farklı bir görevi vardır.  Ayrıca bu dönemde kolektif çalışıldığı için çok eser üretilmiştir. Gerileme döneminin de başlamasıyla motiflerle beraber renkler ve motifler de bozulmuştur” diye ekledi.

     Türk süsleme sanatlarından birisi olan tezhip, altın ve çeşitli renklerle yapılan her türlü süslemeye verilen isimdir. Tezhip, sözlük anlamına göre “altınlama” demektir. Tezhip eserlerine müzehheb, tezhip yapan erkeklere müzehhip, kadınlara mühazzibe denir. Tarihi Türklerin İslam ile tanışmasından öncesine dayanan tezhip sanatı, Türk kültürünün bir parçasıdır. Tezhip sanatının en geniş olarak uygulandığı yer; Kur’an-ı Kerim, dua kitapları, el yazmaları, minyatürlü albümler, tuğralar, fermanlar ve murakka’lardır. Tezhip, kollektif çalışma gerektiren bir süsleme sanatıdır.
     Eskiden el yazması eserlerin yazılıp tezhiplendiği yerler, öncelikle saraya bağlı nakışhaneler veya sanatkarların özel atölyeleridir. Bu tip nakışhanelerde, bir el yazması kitabın sayfalarının yazı işi hattatlarca tamamlandıktan sonra, yazıların kenar hatları sanatkârlar tarafından çekilirdi.
     Sanatçının hazırladığı desenin usta ve çıraklar tarafından iğnelenip kâğıtlar üzerine geçirilmesinin ardından altınları sürülerek mührelenen, tahrirle ince kontür çekilip zemin renkleri doldurulan ve tezhibi bitirilen sayfalar, baş nakkaşın onay ve rötuşundan sonra ciltciye gönderilirdi. Tezhipli eserlerdeki süsleme unsurları sanatkarlarının zevkine ve konunun önemine göre farklılık arz ederdi. Türk süsleme tarihinin en değerli belgelerini oluşturan binlerce el yazması, eski devirlerde çok sayıda hattat, müzehhip, nakkaş, mücellid vb. usta ve çırak sanatkârın varlığının en açık kanıtıdır.
     Türk tezhip sanatı, Selçuklu ve Beylikler Devri tezhibi, Osmanlı Erken Devir tezhibi, 16. yüzyıl Klasik Devir tezhibi ve Batılılaşma Dönemi rokoko tezhibi olarak devirlere göre 4 ana grupta toplanabilir. Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde yapılmış İlmi eserler ve Kur-an’lar, Türk tezhip sanatının en eski ve önemli örnekleri arasında yer alır.
     13. yüzyıl da Anadolu Selçuklu İmparatorluğu’nun başkenti Konya’da, Selçuklu Sarayı’na bağlı sanatkarların yaptıkları zengin, fakat sade ve olgun süslemeli eserler, Konya stili denilebilecek bir üslubun en güzel örnekleridir. Osmanlı Devleti döneminde büyük ilgi ve teşvik görerek parlayan tezhip sanatında 15. yüzyıl, Türk tezhip tarihinin en renkli, olgun ve zevkli dönemlerinden birini teşkil eder.
     Anadolu Selçuklu İmparatorluğu zamanında kurulmuş saray nakışhanesi Osmanlılar döneminde de devam etmiş, özellikle Fatih’in saltanatı süresince başkentlerin saraylarında kurulan nakışhanelerde sayısız ve mükemmel eserler vermişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş dönemi olan 16. yüzyılda yaratılan eserler, ince Türk zevkini yansıtan ve hepsi aynı ruha sahip zarif örnekler olarak, Klâsik Devir Osmanlı Türk süslemesinin en güzel temsilcileridir.
     Sanatsever ve şair bir padişah olan Kanuni Sultan Süleyman’ın “Muhibbi” mahlasıyla yazdığı şiirleri topladığı Divan’da halkar tarzında birbirinden güzel tezhip ve çiçek süslemeleriyle dolu yüzlerce sayfanın yaratıcısı ve aynı zamanda 16. yüzyıl Türk tezhibinde natüralist yeni bir tarzın da öncüsü olmuştur.
     Türk tezhibinde Batı etkilerinin görülmeye başladığı 18. yüzyıl’da, klasik süsleme üsluplarından uzaklaşılarak, batının barok ve rokoko tarzlarının hakim olduğu yeni zevk ve görüşler ortaya çıkmıştır. Tezhipte ve çiçek motiflerinde çok benimsenen bu yeni üslupla süslemeler yapılır. Türk sanatkârının kendi milli zevklerinin katkısıyla oluşan bu Türk tarzı eserler, ortaya çıkan bir Türk rokokosunun en güzel temsilcileridir. 18. yüzyıl rokoko tarzının en güzel örneklerini oluşturur. 19. yüzyılın tezhipli eserleri kalitesi düşük ve zayıf örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 


+ Benzer Haberler
» “Kurban hizmetlerinde denetim elden bırakılmamalı”
» Gayrimenkul sektörü rekora hazırlanıyor
» Servisçiler yönetmelikte değişiklik istedi
» “Dövizden gelen kazancın % 75’i konuta dönecek”
» Kemeraltı Kuyumcular Çarşısı’nda nakit sıkıntısı
» Dolar yükseliyor, vatandaş panikliyor
» Kurban Bayramı ‘Şeker’ gibi
» Bilgi kirliliği tercihleri olumsuz etkiliyor
» Fındık çiftçisinin geleceğini ‘kalite’ belirleyecek
» “İzmir’de lojistik dönüşüm rüzgarı başlamalı”


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 20.08.2018
  Ticaret 18.08.2018
  Ticaret 17.08.2018
  Ticaret 16.08.2018
  Ticaret 15.08.2018
  Ticaret 14.08.2018
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni