• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  TİCARET SOHBETLERİ  |  FİNANS  |  İHALELER  |  TİCARET BORSALARI  |  RESMİ GAZETE

“Çevre değil, aquakültür çevreden zarar görüyor”

12 Mayıs 2018 Cumartesi 12:00
12
14
16
18

“Çevre değil, aquakültür çevreden zarar görüyor”

   ► Prof. Dr. Özden, “Çevreden zarar gören işletmeler gündemimizde. Gemi kazaları ile kafesleri parçalanan, gürültüden muzdarip ve yakıt atıklarıyla zarar gören birçok balık çiftliği var”

           DUYGU GÖKSU     
     Dünyada son 25 yılda en hızlı gelişen gıda üretim alanı olarak gösterilen ve Türkiye’nin su ürünleri ihracatında önemli rol oynayan aquakültürün dünyada ve ülkemizde yeri ve sektörün sorunları ile ilgili gazetemize değerlendirmelerde bulunan Ege Üniversitesi Su ürünleri Fakültesi Yetiştiricilik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman Özden, “Avrupa ülkeleri gıda güvenliğine çok önem vererek ithalat ve ihracatı yönetiyorlar. Bizde de aquakültür ürünlerinde belli bir gıda güvenliği sağlandıktan sonra ihracat ve pazarlama şansı artırıabilir” dedi.
     Aquakültür sektörünün her yıl yüzde 5 ile 20 arasında büyüme ile günümüze kadar en hızlı büyüyen sektörlerin başında geldiğini aktaran Prof. Dr. Özden, dünyada Aqua kültür denildiğinde daha çok tropikalizon, Güneydoğu Asya ve Uzakdoğu ülkeleri ve en başta da Çin’in öne çıktığını belirtti.

Alabalık ihracatında ön sıralardayız
     Türkiye’de Aqua kültür sektöründen ön plana çıkan çipura, alabalık ve levrek üçlüsünün olduğunu söyleyen Özden, “Bu üçlünün üretiminde ülkemiz şu anda Avrupa ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Özellikle alabalıkta en fazla ihracat yapan ülkeler konumuna geldik. En son rakamlara göre yıllık yaklaşık 1 milyar dolar ihracatımız var ki yeni bir sektör olması nedeniyle bu rakam ülkemizdeki üretim sektörü için küçümsenemeyecek bir rakamdır” dedi.

Pilot düzeyde çiftlikler küçük üretim rakamlarına ulaştı
     İç su balıklarında da alabalığın dışında kısmen bazı yeni türlerin üretim faaliyetleri ile ilgili çalışmalar yapıldığını aktaran Prof. Dr. Özden, “Bunlar arasında fungren dediğimiz türler gibi üretilen birçok deniz ürünleri türü var. Bunlar sarı ağız diye ifade edilen veya Granyöz olarak da söylenen balık türü son dönemde üretilen türler. Karagöz, çipura gibi birçok Ege ve Akdeniz balıklarının üretim çalışmaları ülkemizde gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Türkiye’de balık çiftliklerinin bir çoğu da pilot düzeyde ve bu yerlerin bir kısmı da küçük üretim rakamlarına ulaşmış durumdadır” şeklinde konuştu.

Aquakültürün lüksü ‘karides’
     Aquakültür ürünü olarak ticari getirisi en yüksek ve en önemli ürünün karides yetiştiriciliği olduğunu ifade eden Prof. Dr. Özden, “Ülkemizde şu anda çok fazla yapıldığını göremiyoruz ama dünya aquakültürünün aslında en önemli ve gelişmiş sektörü karides sektörüdür. Karidesin bu kadar dominant bir rol oynamasının nedeni ise karidesin lüks bir gıda maddesi olarak kabul edilmesi. Ticari değeri oldukça yüksek ve yetiştiriciliği yapıldığı ülkelerin ekonomisine çok önemli katkılar getiriyor. Örneğin, 4 milyon ton karides üretimi yapılan bir ülkeye bu ürün, 4 katı yani 16 milyar dolar katkı getiriyor. O yüzden satış değeri ve ticari yüzüyle dünyada en ön sıralarda yer alan ürünlerden bir tanesi. Ülkemizde yakından tanıdığımız somon balıkları var. Bu balıklar özellikle Norveç ve Avrupa ülkelerinden ithalatla sofralarımıza gelen bir ürün. Dünyada ise, Şili ve Norveç bu konuda en fazla üretim yapan ülkeler konumundadır” ifadelerini kullandı.

Aquakültürde gıda güvenliğini sağlamalıyız
     Türkiye’den ihracatı yapılan tek et ürününün balık olması nedeniyle ülkemiz için aquakültürün ülkemizde önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Özden, “Ülkemizde balıklar Avrupa’ya üretiliyor. Avrupa ülkeleri gıda güvenliğine çok önem vererek ithalat ve ihracatı yönetiyorlar. Bizde de aquakültür ürünlerinde belli bir gıda güvenliği sağlandıktan sonra ihracat ve pazarlama şansı artırılabilir. Bu da şu an üretilen balıkların tamamına yakını yumurtlamadan pazar aşamasına kadar izleme, çeşitli sertifikasyon programı veya izleme uzmanları ve eksperleri Avrupa Birliği elemeleri tarafından işletmelere bizzat yerinde yapılıyor. Bu da tabi ürünün gıda güvenliği ve insan sağlığı açısından çok daha yararlı ve sertifikalı bir ürün haline gelerek pazara arz edilmiş oluyor” değerlendirmelerinde bulundu.

Aquakültür, soruların hepsine cevap verir
     Prof. Dr. Özden, “Aquakültür nereden, ne gibi birçok soruya cevap vererek ürünü arz ediyor. Ürünün kaynağı belli ve bunu araştırabilirsiniz. Bu da aquakültür ürünlerinin gıda değerlendirmesi açısından daha öne çıkmasına ve yaygınlaşmasına imkan sağlamıştır. Özelikle gıdanın çıkış noktası, dayanma ömrü, içinde neler var bunların hepsi merak konusu. Bu açıdan bu soruların hepsine cevap verilebiliyor” dedi.

“Balığın sadece metabolik atığı olabilir”
     Her üretimin bir atığı olduğuna vurgu yapan prof. Dr. Özden, “Bu çiftliklerde giderek sıklaşan bu denetimler balık refahı konusuyla birlikte buradaki üretimin sürdürülebilirliğini hedef aldığı için çiftlikler daima bulunduğu ortamın temiz olması için uğraşmak zorundalar. Deniz koşulları zor olduğu için bu çiftlikler zor meslekler içerisinde yer alıyor. Çalışma koşulları çok zor. Lojistik imkanları çok sınırlı. Altyapı zorlukları çok fazla. Buna rağmen işletmeler fedakar ve özverili bir şekilde üretim yaparak, ülkeye kazandırıyorlar. Tabi bunun dışında uğraştıkları çok fazla sıkıntıları var. Özellikle kamuoyunda yanlış yönlendirmeyle balık kirletir, balık çiftlikleri kirletir şeklinde bir algı oluşmuş durumda.

     Balık kirli denizde yaşamaz. Temiz yer ister. Balığın kirlettiği şeyde balığın metobolik atığıdır. O da zaten gübre olarak gider. Kimyasal ilaçların kullanıldığı söyleniyor ancak orada kimyasal ilaç kullanamazsınız. Çünkü kafes ağ sistemlerinde bir havuzun büyüklüğü 50 metre çapındadır. Bu da bir olimpik havuz büyüklüğüdür. Bir olimpik havuz büyüklüğündeki havuza nasıl ilaç kullanılabilir. Bu nedenle ilaçlama mümkün değil. Orada çok daha profesyonelce, çok daha teknolojik konularla üretimler gerçekleştiriliyor. Çevre korunması konusunda da çok hassas çalışmalar yapılıyor. Şu an çevreden zarar gören işletmeler hep bizim gündemimizde. Gemi kazaları ile kafesleri parçalananlar, yakıt atıklarıyla zarar gören birçok işletme çevre kirliliğinden ve gürültüden mustaripler” açıklamalarında bulundu.

“Büyüyen şirketlerimiz okyanusa açıldılar”
     Türkiye’nin Aqua kültür sektöründe son 10 yılda çok hızlı bir şekilde ilerlediğini söyleyen Prof. Dr. Özden, “Avrupa ülkeleri arasında teknolojik anlamda en iyiler seviyelerine gelmiş durumdayız.  Aqua kültürde gelinen nokta oldukça iyi. Ülkemiz alabalık yetiştiriciliği çalışmalarında biraz daha geriden geliyor. Çünkü iç su kaynaklarımız daha sınırlı. Akdeniz, kendi dinamikleri açısından Aqua kültürün bazı uygulamalarında avantajlar da yaratıyor. Okyanusta bir yetiştirici tesisi kurduğunuzda dev dalgalarla boğuşmak zorundasınız. Ona göre bir yatırım kurmak zorundasınız. Ama Akdeniz’de ve Ege’de denize uygun bir yatırım kurmak zorundasınız.

     Bu tesisler, finansal ve teknoloji açısından masrafları daha az olan tesisler. O yüzden denizler bizim gelişmemize daha kolay fırsat veriyor. Şu an büyüyen işletmelerimiz okyanuslara da açıldılar. İtalya, Meksika, Amerika, Afrika gibi birçok yerde tesis kuran işletmeler var. Yani uluslararası şirketler kendi bünyesinde boyut geliştirmiş durumda. Sadece bizim sınırlarımızda değil de, daha farklı yerlerde yani Afrika’da bir kaynak var bu kaynağa biz işletelim şeklinde firmaların önemli bir sıçrama gösterdiğini görüyoruz. Bu da ülkemiz açısından çok güzel bir gelişme” diye konuştu.
     Türkiye için aquakültür önemine vurgu yapan Prof. Dr. Özden, “Su ürünleri fakültelerinin varlığı 30 yıldır bu sektörün altyapısında önemli bir insan kaynağı oluşturdu. Biz bu insan kaynağını olumlu kullandığımızda sektör daha da büyüyecek ve ülke için önemli bir sektör haline gelecektir” dedi.

 


+ Benzer Haberler
» “Konkordatolar ekonomik hayatı derinden etkiliyor”
» Aslan, ilçe ilçe proje anlatıyor
» TNB KEP 1 doları 5 TL’ye sabitledi
» 1 milyon hane ziyaret edildi
» Zıtlaşma yok, centilmenlik var
» “Topluluğumuzun yarattığı ciro, Türkiye milli gelirinin yüzde 7’sine eşdeğerdir”
» Güzelbahçe Piri Reis, Fransız televizyonunda
» Galataport Projesi MAPIC 2018 ile ilk kez uluslararası arenada
» Güneşten payımızı alalım
» Yabancılara gayrimenkul satışı %58,5 arttı


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 17.11.2018
  Ticaret 16.11.2018
  Ticaret 15.11.2018
  Ticaret 14.11.2018
  Ticaret 13.11.2018
  Ticaret 12.11.2018
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni