• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

“Çocuklar için başka bir ütopya mümkün”

22 Haziran 2019 Cumartesi 13:00
12
14
16
18

   ► Asilcan, “Bizim asıl hedefimiz İzmir’in köylerine 81 tane Atatürk Kütüphanesi kurup, 1881 ile taçlandırıp İzmir’in 81 köyüne armağan etmek” dedi.

     5 yıl önce İstanbul’da başlayan sosyal girişimcilik projesi olan Hobbit House ‘Ütopyalar Güzeldir’ projesini hayata geçiren Murat Asilcan ve Sinem Can ile küçük bir ticari işletmeden kocaman kütüphaneler kurmayı nasıl başardıklarını, İstanbul’da başlayan hikayelerini İzmir’e nasıl taşıdıklarını konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
    Ben Murat Asilcan, 5 yıl önce Sinem Can ile birlikte dezavantajlı çocuklar için bir aşevi projesi geliştirdik. Biz dezavantajlı yani yetim, fakir ya da sokak çocuğu diye toplumun tabir ettiği çocuklara her şeyin ücretsiz olduğu bir ütopya düşledik. Bunu nasıl yapabiliriz dedik, İstanbul Balat’ta 28 metrekarelik bir bina tutup bir ‘Ütopya Çocuk Aşevi’ açtık. Dünya’da para bağışı almayan kendi sürdürülebilir ekonomisini kendi alın teri ile verdiği kahvaltıdan sağlayan aşevi modeli. Çokta başarılı oldu, büyükler kahvaltıya geliyordu aynı burada olduğu gibi. Burası da kahvaltı ile kütüphaneler kuruyor. Bu kahvaltı yerleşkenin faturalarını ve kirasını ödüyor, kalan para da çocuklara aş, kültür sanat, kıyafet, oyuncak ve kitaba dönüyor. Anneler çocuklarının olmayan 2’inci el kıyafetlerini tertemiz yıkayarak bize gönderiyordu. Bazı annelerde lokmalarını gelip kendi elleri ile dağıtıyor. Aslında biz bir köprü kurduk, sonra proje başarılı olunca yanımızda çalışan bir anneye projeyi bağışladık ve İzmir’e geldik. İzmir ayağında da bir köye yerleşelim, ‘Ütopya Atatürk Kütüphaneleri’ kuralım dedik. Biz yerleşkeyi açmadan önce yüzlerce köy gezdik ve şu açığı gördük, hayatında hiç kitabı, oyuncağı olmayan yüzlerce çocuk vardı. Şöyle bir done vereyim; Sinem abla 11 yaşındayım hep hayalim bir Barbie bebeğimin olmasıydı, babamın ekonomik durumundan dolayı alamamıştı, bana bu barbie bebeği getirdiğiniz için teşekkür ederim diyerek sarılması muhteşem bir duygu. Yine çocukların kitapla buluşması da muhteşem bir duygu. Şuan 21’inci kütüphanedeyiz ve yerleşke verdiği kahvaltı ile köylere ve köy okullarına kütüphaneler kurdu ve kurmaya devam ediyor.

Daha önce hangi mesleği yapıyordunuz?
     5 yıl önce yine bir 5 yıllık başka bir projenin içerisindeydik. Ama asıl mesleğim ressamlık, sinem ise Sinema Televizyon mezunu. Fakat biz mesleklerimizi yapmadık, Projeden önce de ben Cihangir’de sahaflık yapıyordum, Sinem ise Galata’da sahaftı.

Bu işi kurmak nereden aklınıza geldi? Yani İstanbul’da bir yer açarak proje oluşturmak?
     İstanbul’da özellikle Balat ve Fatih bölgesinde çok fazla dezavantajlı çocuk var, bu bizi üzdü. Mendil satıp ailesine katkı sağlamaya çalışan çocuklar, sokakta tehlikelerle boğuşarak ayakta durmaya çalışan, yemek sorunu ve kıyafet sorunu olan çok kozmopolit bir bölge. Mülteci çocukların da çok yoğun olduğu bir bölgeydi. Biz Sinem ile bir köye yerleşme kararı almıştık ama gitmeden öncede bu çocuklar için Ütopya Aşevi kuralım diye düşündük. Hikâye böyle başladı aslında, 1 yıl tadilat sürdü, bizimde paramız yoktu. Bitpazarından, çöplerden kapılar, pencereler bulduk, yıkık ve harabe bir binaydı. Kiraların 7, 8 bin lira olduğu bir lokasyon da biz 400 liraya Balat’ın en küçük binası olan 28 metrekareye bir bina bulduk. Sinem ile orayı 1 yıl restore ettik ve bir geri dönüşüm projesinde çalıştık. Bitpazarlarından objeler, takılar bularak onları bir proje ile sattık ve o aşevini kurduk.

“Işığımız Atatürk’tür”
İstanbul’dan neden taşınma kararı aldınız?
     Projemiz çok başarılı oldu, tam zirvede bırakmanın doğru olacağını düşündük. Çok fazla çocuğa kıyafet vermeye başladık, haftada binlerce çocuk oyuncağını, kitabını alıyordu. Günde yüzlerce çocuk yemeğini yiyordu, artık misyonumuzu tamamlamıştık. Hep bir köy hayatında yaşamak istedik, o köyden de başka köylere gidip çocuklara ‘Ütopya Atatürk Kütüphaneleri’ kuralım gibi bir hayalimiz vardı bundan yola çıktık. Ama İstanbul’ aynı şekilde sistem hala devam ediyor.

Peki İzmir şehri özellikle Urla’nın Barbaros Köyü nereden aklınıza geldi?
     Birçok köy gezdik, Toroslara kadar çıktık, yüzlerce köyden sonra İzmir’de karar kıldık. İzmir bize daha cazip geldi, insanları daha aydın ve daha Atatürkçü bir kimlikte. Bizim kimliğimiz ve misyonumuza uydu. Çünkü biz ‘Ütopyalar Güzeldir Projesi’ ile Ütopya Atatürk Kütüphaneleri kuruyoruz ve bizim ışığımız, Ütopya liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten besleniyor. Bizim Atatürk’e vefa borcumuzdu bu, biz bu ahde vefa borcunu minik bir işletmeyle; belki de İzmir’in en küçük kahvaltı ve pansiyonu olarak mucize gibi kocaman kütüphaneler yaratıyoruz. Bitpazarından 1 liraya kitaplar topluyoruz ve kahvaltıya gelen duyarlı ailelerimizde, çocuklarının okuduğu kitapları ve kullandığı oyuncakları getiriyor ve ütopyalar güzeldir diyorlar.

“Yerel üretici anneleri teşvik ediyoruz”
Peki biraz kahvaltıdan bahseder misiniz? İstanbul’daki ve İzmir’deki kahvaltının konsepti aynı mı? Ürünler organik mi?
     Sinem Can: Konsept aynı, ama burada köyde olduğumuz için ürünler daha taze. Üretici annelerimizden bütün ürünleri tedarik ediyoruz. Ekmeklerimize varana kadar burada yapıyoruz, aslında burası bir ekolojik yerleşke ve kar amacı gütmeyen bir yerleşke. Birikimlerini çocuklara dağıtan, ücretsiz atölyeler; resim, yoga gibi çeşitli atölyeler kuran, köylere ve köy okullarına Ütopya Atatürk Kütüphaneleri kuran bir yerleşke. Dolayısıyla kimlikli bir kahvaltı, örnek vermek gerekirse bir annemizin inekleri var süt getiriyor. Bende sütü akşamdan kaynatıp yoğurt yapıyor, sabahta kaymağını alıyorum yani yoğurdu ayrı kaymağı ayrı aklınıza gelebilecek her şey organik. Zeytinlerimiz yan komşumuzdan, zeytinyağları başka anneden tedarik ediyoruz. Yerel üretici anneleri teşvik ediyoruz, buranın kimliğine de uyuyor. Hobbitlerin mutfağı market ve endüstriyel ürünlere tamamen kapalı, tamamıyla el emeği göz nuru bir köy kahvaltısı hazırlıyoruz. Yani hikâyesi bu şekilde.

Kahvaltı haricinde başka ürünleriniz var mı?
     Sinem Can: Kahvaltı haricinde, ekolojik karabuğday unundan yaptığımız gözlememiz var. İzmir halkı bu gözlemeyi çok sevdi. Bir limonlu cheesecakemiz var, sırrını kimseye vermiyorum, İzmir’de fenomen oldu sadece bunu yemek için gelenler var. Yine yerleşke de öğlenleri zeytinyağlılar çıkıyor, Ege yemekleri iki, üç çeşit yer alıyor. Kahvaltının hikâyesi baştan sona benim eserim ve annelerde lojistik destek veriyor.

Projenizin ismi nereden doğdu?
     Biz ütopyacıyız yani hep düş ve hayalin peşinde koşan iki yol arkadaşıyız. Madem böyle hayalciyiz o zaman ütopya, projemizin adı olsun dedik, ‘Ütopyalar Güzeldir’ ismini verdik ve kütüphaneler içinde ‘Ütopya Atatürk Kütüphaneleri’ ismini koymaya karar verdik. Aynı zamanda bunun 5 yıllık hikâyesini de yazıyoruz, ‘Hobbit ve Ütopya’ diye bir kitap hazırlıyoruz. Seneye umarım kitabımız çıkacak ve gelirini köy çocuklarına kütüphaneler kurulması için kendi projemize bağışladık. Çünkü çocuklara her şeyin ücretsiz verildiği bir ütopya hayalimiz vardı, burada minik bir yerleşke olarak, minik bir dokunuşla sağlıyoruz.

“Temiz ve sömürüsüz bir iyilik kültürünün gelişimine yol açıyoruz”
Peki misafirlere bu projeyi nasıl anlatıyorsunuz ve nasıl tepkiler alıyorsunuz?
     Tabi önce çok şaşırıyorlar, çocuklara nasıl her şey ücretsiz olabilir diye. Sonra bizim alın teri ile kazancımızı, çocuklara karşılıksız ve çıkarsız veriyor olmamızdan son derece gurur duyuyorlar. Murat ve Sinem yapıyorsa bizde yaparız diyorlar. Mesela benim sigortam hiç olmadı ama İstanbul’da bir aşevimim oldu. Bu şekilde hikâyemiz insanları harekete geçiriyor. Bende çocuğumun ürünlerini vereyim, bu ütopyacı hobbitler bizden çok bir şey istemiyorlar, sadece 2’inci el bir kitap, oyuncak ve kırtasiye istiyor düşüncesindeler. Çünkü temiz ve sömürüsüz bir iyilik kültürünün ülkemizde gelişmesi içinde bir yol açmış oluyoruz. Bu beklentimizi özellikle anneler karşılıyor, kahvaltıya gelirken yanlarında malzemeleri getirerek bize bırakıyorlar.  Gelir durumu iyi ailelerin çocuklarından dezavantajlı çocuklara yapılan bir dayanışma köprüsü. Biz sadece burada aracıyız, bu anlamda çok başarılı sürdürülebilir geri dönüşümden sıfır maliyetli Ütopya Atatürk Kütüphaneleri kuruyoruz.

Misafirler haricinde projeyi anlatarak destek aldığınız kişi veya kurum var mı?
     Ütopyacılar olarak biz siviliz, her şeyi karşılıksız veriyoruz. O anlamda kurumlarla yani belediye, sendika gibi kurumlarla yola çıkmıyoruz. Çünkü biz siviliz ve sivil aileler ile yola çıkıyoruz.

Peki dezavantajlı çocuklara nasıl ulaştınız?
     İstanbul’daki basın bizim projemizi yazdı, annelerde bu şekilde görüp çocuklarını getirmeye başladı. İstanbul’un farklı farklı semtlerinden anneler gelip gerçekten her şey ücretsiz mi diyorlardı? Yaptığımız şeyleri gördükleri zaman gerçekten ücretsiz olduğunu anlayarak evlerine gidiyorlardı. O proje başarılı bir şekilde devam ediyor ve asıl bizim için şuan önemli olan Barbaros Köyü’ndeki kütüphane projemiz. Bunu 81 kütüphaneye çıkarmak istiyoruz, bunun nihai hedefi de şu İzmir’in köylerine 81 tane Atatürk Kütüphanesi kurup, 1881 ile taçlandırıp İzmir’in 81 köyüne armağan etmek.

“Herkesin bir ütopyasının olmasını düşlüyoruz”
Bunun haricinde başka projeleriniz var mı?
     Buradaki asıl hedef dediğim gibi 81 Ütopya Atatürk Kütüphane projesi. Bu proje minik bir yerleşkenin harika bir başarı öyküsü olur. Biz iki sosyal girişimciyiz ve bu projeyi başarırsak farkındalık artar, sosyal girişimciliğin önü açılır, örnek ve model olarak gören başka işletmelerde başka projeler yapmak ister. Hayata dokunan, hayata anlam katan projeler gibi. Biz herkesin bir ütopyasının olmasını düşlüyoruz. Aslında bu bir karşılıksız iyilik hikayesi ve karşılıksız iyiliklerin mümkün olduğunu göstermek istiyoruz.  Yani bizim değil ama diğer insanlar için başka projelerin yaratılmasını sağlayabiliriz.

İzmir’de yani bu köyde kendinizi insanlara nasıl tanıttınız?
     Köy halkı çok aydın insanlardan oluşan Atatürkçü bir köy ve okuma oranı çok yüksek. Dolayısıyla bizi kabullenmeleri çok rahat oldu. Bir örnek vereyim Aydın Yaka ismindeki beyefendi bu köyden bir akademisyen ve Barbaros’un sosyolojik tarihini anlatan kitabı var. Dolayısıyla köyün öncelikle entelektüel birikime sahip insanları bizi sahiplendi, ondan sonra yolumuz kolayca açıldı. Buranın kurulma aşamasında anneler bize destek oldu, bize gelip gıdaları, reçel yapmayı öğretiyorlar, annelerle dağa gidiyoruz ot toplamaya ve otların tarihini araştırıyoruz. Mesela karabaş otundan çay, reçel yapıyoruz, kantaronun zamanı geldi, kantaron topladık ve yağını yaptık. Dolayısıyla bizim yapmaya çalıştığımız güzellikleri ve iyilikleri köy halkı da benimseyerek bizi kabul ettiler. Buradan da Barbaros Köyü halkına Sinem ve ben teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Barbaros Köyü’ndeki Hobbit House’u kurma hikâyesi nasıl?
     Buradaki her şey sürdürülebilir geri dönüşüm; çöplerden bulduğumuz kapıları, masaları bir sanat yapıtına dönüştürdük. Lavabonun bile hikayesi var; çöpe atılmış bir demir dikiş makinesi ayağı, bir kırık hamur teknesi ve bir cam fanus lavabo oldu. İyiliklerin sergilendiği bir iyilik müzesi, anı evi tarzında bir yer yaptık. Ayrıca 3 odayı ‘anneanne odası’ adı altında pansiyona çevirdik. Şehir dışı ve yurtdışından gelen misafirlerimizi burada ağırlıyoruz.

Peki Hobbit House ismi nereden doğdu?
     Hobbit House ismi şu şekilde oldu; ilk yerleşkeyi İstanbul’da açtığımızda kapısı çok küçüktü ve herkes kafasını vuruyordu. Adı ne olsun diye düşündüğümüz sırada Sinem, binanın girişi tam Hobbit kapısı gibi herkes kafasını vuruyor dedi. Bizde bundan yola çıkarak ismini ‘Hobbit House’ koyalım o zaman dedik. ‘Hobbit House Balat’ bu şekilde doğdu. Nereye gidersek sonuna gittiğimiz yerin ismini ekliyoruz, burasıda ‘Hobbit House Barbaros’. Aslında Türkçe adı da Ütopyalar Güzeldir, Hobbit bir üst kimlik ve Hobbitleri çok seviyoruz. Tolkien’ın kitabında, Yüzüklerin Efendisi’nde ve Hobbit üçlemesinde de geçen konu şu; Hobbitler doğayı, hayvanları, ekosistemi çok seven ve kesinlikle savaşlara katılmayan, kendi içlerinde barışık yaşayan aynı zamanda kahvaltıyı da çok seven ve en önemlisi de bizim gibi hayalci olan varlıklar. O yüzden hep Hobbit adı ile kaldık ve bize Ütopyacı Hobbitler demeye başladılar. Örneğin köylere gittiğimizde çocuklar artık bizi tanıyor ve ‘Hobbitler’ geldi diyerek bize sarılmaya geliyor. Yani ismimiz bu şekilde doğmuş oldu.

“Yurtdışından Hobbit House gönüllüleri geliyor”
Buradan başka bir yere taşınma düşünceniz var mı?
     Burada kontratımız 5 yıl, şuan 1 yılı dolmak üzere, belki kalan 4 yılın sonunda yine proje belli bir zirveye ulaşırsa burayı bırakıp, belki başka bir coğrafyaya belki başka bir noktaya gidebiliriz. Ben bir ekolojik yerleşke tasavvur ediyorum, bir yabanda, ‘Hobbit House Yaban’ gibi bir şey. Küçük bir arazide tamamen ekolojik, çocukların gelerek eko tarımla uğraştığı, kendi üretimlerini kendisinin yaptığı, hayata dokunan karşılıksız sürdürülebilir iyilikler yaptığı bir eko yerleşke düşünüyorum. Ama tabi 8 aydır buradayız yani toplamda 5 yıl burada olacağız, belki köy halkı bizi çok severse bir 5 yıl daha kalırız.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
     Her ay duyarlı bir yazarı burada kabul ediyoruz, genelde köy halkı, kültür sanat için İzmir’e gider oysa biz bunun tam tersi bir ironi yaratarak İzmirliler köye gelsin diye uğraşıyoruz. Hobbit House’in karşılıksız kültür sanat etkinlikleri var, çocuklara bu yerleşkede bütün etkinlikler ücretsiz veriliyor. Çocuklara masal, resim, İngilizce, drama atölyeleri yapıyoruz. Aynı zaman da yurtdışından Hobbit House gönüllü kabul ediyor fakat sosyal kimliklerine bakarak kabul ediyoruz. Bizim bir sayfamız var, Uluslararası gönüllülük projesine üyeyiz, oradan gönüllüler bizi inceliyorlar. Bizim de gönüllülere çağrımız şudur; “Sosyal girişimciyseniz, çocuklara karşılıksız İngilizce, masal atölyesi, drama, tiyatro, müzik gibi şeyleri verebilecek durumda ve bu işi seviyorsanız, size 1 hafta ile 1 ay ücretsiz konaklama sağlıyoruz.” Her ay bu çağrıya kulak veren gönüllüler geliyor, gelen kişinin burada konaklamasını, yemeğini, ücretsiz sağlıyoruz. Gönüllü de burada köy çocuklarına bir proje yapıyor ve karşılıksız iyiliğin ruhuna giriyor. Ve bu projeyi de kendi ülkesinde anlatıyor; İzmir Barbaros Köyü’nde Hobbit House var, gidip burada kaldım, çocuklarla harika vakit geçirdim tarzında ülkesinde paylaşıyor. Ayrıca İzmir halkına minik bir çağrımız olsun, çekinmeden, gerçekten yerel üretici anneler tarafından ve Sinem’in mutfağından sevgiyle hazırlanmış bir köy kahvaltısı yapmak isterlerse buraya gelsinler. Aynı zamanda bu bir iyilik kahvaltısı yani çocuklar için başka bir ütopya mümkün diyoruz. Bu iyilik kahvaltısıyla İzmir’in köylerine Ütopya Atatürk Kütüphanesi kuruluyor ve çocuklara yüzlerce ücretsiz atölye çalışmaları veriliyor. Gelirken de kendi çocuklarının okuduğu bir adet kitap, oyuncak, kırtasiye malzemesi getirirlerse şükranlarımızı sunarız.


+ Benzer Haberler
» Önlem alınmazsa sıcak ekonomiye çarpıyor
» Yumurta krizini aşmak için ortak çağrı: planlı üretim
» Emeklilik hayalimizi birkaç yıl öne almış olduk
» Yumurta tüketimi, üretimi yakalayamıyor
» “Yurtdışındakilerle yarışabilecek laboratuvarlarımız var”
» Avcılara denizden ekmek çıkmıyor
» Müze gelirlerinde yüzde 41,64’lük artış
» “Müteahhitlerimiz yurtdışına yönelmeli”
» Genç İZİKAD Proje Yarışması ile gençler iş dünyasına hazırlanıyor
» İzmir’de hayvanlar sahipsiz değil


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 17.07.2019
  Ticaret 16.07.2019
  Ticaret 15.07.2019
  Ticaret 13.07.2019
  Ticaret 12.07.2019
  Ticaret 11.07.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni