• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Cumhuriyetle gelen tarımsal gelişme hedefi terk edildi

29 Ekim 2020 Perşembe 12:00
12
14
16
18

Cumhuriyetin ilk yıllarında tarımsal gelişme ana hedefti, 1980 sonrası çiftçi yoksullaşmaya başladı
Cumhuriyetle gelen tarımsal gelişme hedefi terk edildi

Türkiye’nin stratejik sektörlerinden olan tarım sektörünün kalkındırılabilmesi için, 1923 ve 1950 yılları arasında devlet öncülüğünde çok önemli politikalar geliştirildi. Tarımsal gelişme, bu yıllar arasında politikada temel hedeflerden biri oldu.

           DUYGU GÖKSU / ÖZEL    
     Tarım, toplumun gıda ihtiyacını karşılamasının yanı sıra büyük bir kitlenin, istihdam ve geçim kaynağı olarak geçmişten bugüne Türkiye’nin önemli sektörlerinden biri oldu. Türkiye’nin stratejik sektörlerinden olan tarım sektörünün kalkındırılabilmesi için, 1923 ve 1950 yılları arasında devlet öncülüğünde çok önemli politikalar geliştirildi. Tarımsal gelişme, bu yıllar arasında politikada temel hedeflerden biri oldu.
     Cumhuriyetin ilanından sonra, Osmanlı döneminden kalan aşar vergisi gibi uygulamaların kaldırılarak, toprak reformu için çalışmalara başlansa da tarımda istenilen gelişmeler tam olarak gerçekleştirilemedi. 1923 ve 1931 döneminde faaliyet gösteren zahire ve hububat borsaları bulundukları bölgelerdeki fiyat farklılıklarını ortadan kaldırarak alıcı ve satıcının güvenle işlem yapmasını, ürünlerinin kalite ve değerlerinin sistemli bir şekilde belirlenmesini sağlarken, tarım borsaları kurma girişimleri oldu ve ticaret borsaları Cumhuriyet ilanı ile birlikte önem kazandı. Türkiye’de 29 Ekim 1924 yılında 655 sayılı kanunla Ticaret Borsalarının kurulmasına başlandı. Tarımsal ürün fiyatlarındaki düşüş ise 1930 yılından itibaren hızlandı. Toprak Mahsulleri Ofisi tarımda 1930 ile 1940 yılları arasında önemli bir pay yarattı. Nüfusun büyük bir kesimi kırsal alanda yaşadı, ekonomide tarıma yönelik politikalar esas ilgi alanı oldu.

Büyük toprak sahipleri toprak reformunu engelledi
     Büyük mülklerin parçalanarak topraksız çiftçilere dağıtımı için gerçekleştirilmesi planlanan Toprak Reformu, çiftçi için çok önemliydi. Topraksız (kiracı, ortakçı, tarım işçisi) veya az topraklılar arazi sahibi yapılacaktı. Toprak ve sermaye, üretim için birbirinden ayrılmaz iki etmendi. Üretim olanaklarına sahip olanların güvensizlik ve endişelerinin olmaması için üretici, toprağa sahip olmalıydı. Toprak reformu söylemleri konusunda tartışmalar tek taraflı oldu, önerileri irdeleyen, engelleyen taraf büyük toprak sahipleriydi, sorunu tartışacak yapıyı topraksızlar ya da az topraklılar oluşturulamadı. Bunun en önemli sebebi, toprak reformunun halka tam anlatılamaması oldu.

Atatürk, topraksızlardan söz etti
     1934 yılından itibaren ülkemizde ilk defa topraksızlardan ve toprağı yetmeyenlerden söz edilmeye başlandı. 1936 yılında Atatürk meclis açılış konuşmasında, “Toprak Kanunun bir neticeye varmasını kurultayın yüksek himmetinden beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa malik olması behammel lazımdır. Bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır” ifadelerini kullandı. Cumhuriyetten sonra ülkedeki toprak mülkiyeti dağılımını değiştirecek, ekonomik ve sosyal yapıda köklü bir reformu sağlayacak teşebbüslere 1935 yıllarında girişildi. İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan, İskân ve Toprak Kanunu büyük idare amirlerine geniş yetkiler tanıyordu. Atatürk’ün 1936 ve 1937 yıllarında TBMM’ sini açış nutuklarında hazırlıkların bittiğini ve Toprak Kanunun TBMM onayına sunulacağını gösteren sözleri ve kendisinin bu konudaki fikirleri vardı. Ancak Atatürk’ün ölümü ve II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile fikirler gerçekleşemedi.

Köyleri aydınlatan köy enstitüleri DP döneminde kapatıldı
     Kırsalda yaşayanların en büyük geçim kaynağı olan tarımda teknik bilgileri olmadığından köyler bakımsızdı. Köyleri kalkındırmanın yolu ilkokullardı. Bu yüzden köylere giden öğretmenler bu kalkınmayı sağlayacak kişilerdi. Köy öğretmenlerinin köye uygun karakterde yetiştirilmesi gerekiyordu. Milli Eğitim Bakanlığı’na Saffet Arıkan tayin edilince, İsmail Hakkı Tonguç’ta İlköğretim Genel Direktörlüğü’ne getirildi. İlk önce köylere öğretmen yetiştirmek için açılan kurs başarıya ulaştı. Fakat eğitmenler, Türk eğitim anlayışının temelini teşkil edemezlerdi. 1937 yılında ilk önce Köy Enstitüleri’nin çekirdekleri olan Eskişehir / Çifteler ve İzmir / Kızılçullu’da “Köy Öğretmen Okulları” kuruldu. Köy öğretmen okullarının bir sonraki aşaması ise 1940’ta açılan Köy Enstitüleri oldu.
     Eğitimin temel amacı; köyleri aydınlatmak, köyde eğitim sorunlarını çözmek, köylerde görev yapabilecek nitelikli öğretmen yetiştirmek, modern tarım teknikleri yanı sıra müzik resim gibi sanat dallarında köylüleri yetiştirebilmekti. Kızılçullu Köy Enstitüsü’nün kurucu müdürü Mehmet Emin Soysal oldu, 1942 yılında görevinden alındı. Daha sonraki okul müdürleri ise Şevket Topuz ve Hamdi Akman oldu. Köy enstitüleri Demokrat Parti (DP) döneminde kapatıldı.

Girdiler dışa bağımlı kılındı
     1960 yılına gelinceye kadar, gübre, ilaç, alet ve makine gibi girdilerin kullanımı artarak, aynı zamanda Türkiye tarımında girdi kullanımı temininde dışa bağımlı kılınıldı. Bu dönemde, üretimin modernleşmesi ve tarımda makineleşmenin artışı ile teknolojiye dayalı verimlilik arttı. Tarımsal ürün fiyatlarında kısmen de olsa artış gözlenmiştir. Küçük üreticilik bu süreçte de varlığının korumuştur. Pazar için üretim esas alındı. Kırdan kente göç hızla artmaya devam etmiştir. Topraksız köylü oranında artış devam etmiştir. Bu süreçte köylü sadece üretendi.

1980’den sonra ithalat patlaması yaşandı
     24 Ocak Kararları’nın gündeme gelmesi ile toplumsal muhalefetin büyük olması, halkın, gerçek emekçilerin kararlı duruşları bu karların uygulanabilir olmasını engelledi. 12 Eylül 1980 yılındaki askeri darbe ile beraber, serbest piyasa ekonomisinin önü açıldı, tarımsal anlamda ise dışarıdan hiçbir ürün almadan idare edilecek kaynaklara sahipken, bu kaynaklar bilinçli olarak terk ettirildi.
     1980 ve 1990 yılları arasında tarımda yıllık katma değer artış hızı yüzde 1.3 oldu ancak, ortalama nüfus artış hızı yüzde 2.3 oldu. Dış ticaretin serbestleşmesiyle birlikte tarım ürünleri ihracatı yaklaşık 1.5 kat artarken, ithalat da 26 kat arttı. Artış en çok hayvansal ürünler ve meyve ithalatında yaşandı.

Tarımsal nüfus erimeye başladı
     Özelleştirme kavramının benimsenmesinin ardından, yabancı yatırımcıya sağlanan imtiyazlar sonucunda ülkenin birinci sınıf verimli arazileri sanayi kuruluşlarına bedelsiz olarak verildi. Tarımsal anlamda çiftçiyi ilgilendiren bir diğer durum ise devlet kontrolünde ürün için belirlenen fiyatlardı. Ürün için belirlenen fiyatlar, üretim girdilerinin ve tüketim mallarının karşısında güç yitirmiş, yüksek enflasyona karşı ürün bedellerinin de zamanında ödenmemesi sonucu çiftçiler iyice yoksullaştı. Bunun sonucunda üretimde yeterli gelişme olmadı, üretim artışı nüfus artışının gerisinde kaldı, seçim yılları haricinde ürün fiyatları sürekli Toptan Eşya Fiyat Endeksi’nin gerisinde kalmış, kişi başına besin maddeleri üretimi düştü. Tarımsal nüfus erimeye başladı, devletin Gayri Safi Millî Hasıla içerisindeki tarımsal oran azaldı.

2000 yılından sonra Türkiye kendine yeterliliğini kaybetti
     Desteklemeler sektörün gelişmesini sağlayacağı yerde siyasal amaçlı kullanılmış, bölgeye özgü olan kaliteli ürünü destekleyeceğine belli başlı ürünlerde verildi. İthal ürünler olan gübre, ilaç gibi maddelere verilen destekler, tohuma, sulamaya verilen destekten büyük olmuştur.
     1994 yılındaki gümrük birliği anlaşmalarıyla Türk tarımı yeterli gelişimi gösteremediğinden, dolayısıyla kaliteli talep gören ürünü pazara sunamadığından, pazarda yer edinemedi, dolayısıyla dış ticaret açığının daha da artmasına neden oldu. 1980 ile 2000 yıllarına gelindiğinde Türkiye’nin tarım ürünleri açısından kendi kendine yeterliliğini kaybettiği gözlemlenmiş, tarım dış ödemeler dengesine katkıda bulunamaz hale geldi. Tarımı destekleyen kamu kurumları çökertildi, kurulan yerli veya yabancı sermayeli özel tekeller çiftçinin eline geçen fiyatları geriletirken, girdi fiyatları hızla arttı, kooperatifçilik de desteklenmedi.

Son yıllarda tarım hasılası azalıyor
     Günümüzde resmi verilerine bakıldığında istihdam, üretim, dış ticarette tarımın payı azalıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bakıldığında 2017 yılında ekonomi yüzde 7.4 büyürken, tarımdaki büyüme yüzde 4.9 gerçekleşti. 2018’de ekonomi yüzde 2.6 büyürken, tarımdaki büyüme yüzde 1.3’te oldu. TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin 2010 yılında tarım hasılası 52 milyar 592 milyon dolar iken, 2018’e gelindiğinde 42 milyar 517 milyon dolara geriledi. Tarım sektörünün 2010 yılında yüzde 23.3 olan istihdamdaki payı ise 2016’da yüzde 20’nin altına düşerek yüzde 19.5 oldu. 2018’de ise bu oran yüzde 17.3’e geriledi.

2019 Mart ayında tarımsal ihracat azaldı
     Tarım dış ticaretinde 2018 itibariyle ihracat 17 milyar dolar, ithalat 16 milyar dolar seviyesindeydi. 2019 yılına gelindiğinde, ihracat bir önceki yıla göre yüzde 2,1 artarak 171.5 milyar dolar, ithalat yüzde 9,1 azalarak 202.7 milyar dolar olarak gerçekleşti. Gıda sektörü 2019 yılında 7 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi. Türkiye’nin ihracatı 2019 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,1 artarak 171 milyar 531 milyon dolar, ithalat ise yüzde 9,1 azalarak 202 milyar 705 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2019 yılında gıda ve içecek sektörü, 6 milyar 986 milyon dolar dış ticaret fazlası verdi.
     2020 yılının Mart ayında  ihracat bir önceki aya göre azalırken ithalat arttı. TÜİK’in açıkladığı verilere göre, Türkiye’de ihracat Mart 2020’de 13,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu da mart ayındaki ihracatın bir önceki aya göre yüzde 8,3, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 17,8 azaldığını gösterdi. İhracatın azaldığı mart ayında 18,8 milyar dolar olarak açıklanan toplam ithalat ise Şubat 2020’ye göre yüzde 6,7, Mart 2019’a göre ise yüzde 3,1 artış göstermiş durumda.

Pandemi tarımın önemini ortaya koydu
     Geçtiğimiz yıl sonunda tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını tarımsal sektörünün önemini bir kez daha ortaya koydu. Dünyada özellikle kendine yeterlilik politikaları hızlandı, gıda ve tarımda değişimler yaşandı. Bu yıl Mart ayında Türkiye’yi de etkisi altına alan salgın, diğer ülkelere göre ülkemizde geç başladı.  Türkiye, salgının gecikmeli başladığı bir tarım ülkesi olarak öne çıktı. Üretim faaliyetlerinin yoğunlaştığı dönemde pandemiden dolayı belirsizlik ve riskler ortaya çıktı. Bazı üretici ülkeler salgını gerekçe göstererek ihracatlarını kısma yoluna gitti ve yerli üretimin önemi arttı. Türkiye de tarım ürünü üreticisi ve ihracatçısı olan tüm ülkeler gibi, tüm olumsuzluklara rağmen ekonomiyi tarım ile ayakta tutmayı başardı.


+ Benzer Haberler
» Stoklar tükendi 2’nci el bisiklet talebi arttı
» EGEÇEP: Dikili TDİOSB gasp projesidir
» Yumurta sektörü yeni pazarlara yoğunlaştı
» Servisçi evine ekmek götüremiyor
» Çam balı üretiminde ciddi düşüş
» “Hedefimiz 2.9 milyar dolara ulaşmak”
» Züccaciyecilerin yıl sonu hedefi 4,6 milyar dolar
» “Paket servis fastfood kültürüne uygun”
» “İzmir’de 2 ayda 300’e yakın kuaför kapandı”
» Türk konut sektörü tüm dünyadan yatırımcı çekiyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 04.12.2020
  Ticaret 03.12.2020
  Ticaret 02.12.2020
  Ticaret 01.12.2020
  Ticaret 30.11.2020
  Ticaret 28.11.2020
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni