• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Toprak: Mutfakta yangın var

05 Haziran 2021 Cumartesi 00:00
12
14
16
18

Toprak: Mutfakta yangın var

   ► Toprak, pandemi döneminde mutfak masraflarının arttığını ve harcama rakamlarının oldukça yükseldiğini kaydetti

           SELDA AK      
     TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı İbrahim Uğur Toprak, gıda enflasyondaki artışa dikkat çekerek, vatandaşların kazançları nedeniyle isteyerek ya da istemeyerek merdiven altı  taklit ve tağşiş ürünlere yöneldiğini kaydetti. Pandemi döneminde mutfak masraflarının arttığını ve harcama rakamlarının oldukça yüksek olduğunu söyleyen Toprak, “Mutfakta yangın var diyebiliriz” dedi.
     TÜRK-İŞ araştırmasının 2021 Mayıs ayı  sonucunu anımsatan Toprak, “Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2.767,15 TL. Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 9.013,53 TL. Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 3.336,10 TL oldu.  2021 yılı için ülkemizde belirlenen asgari ücret ise 2 bin 825 lira 90 kuruş. Baktığınızda açlık sınırı ile asgari ücret arasında çok az bir fark var” dedi.
     Mayıs ayı enflasyon verilerini aktaran Toprak, “TÜFE (Gıda ve Alkolsüz İçecekler) yüzde 17,04 ile OECD Ülkerleri arasında açık ara lider durumda olan ülkemizde Yİ- ÜFE 38,33 ve Yİ-ÜFE (Gıda Ürünleri) yüzde 14 oranında. Tarım ve Orman Bakanlığı 2021 Mayıs ayı enflasyon verilerine göre, geçtiğimiz yılın aynı ayına oranla ayçiçek yağı yüzde 63, balık yüzde 39.93, Tavuk eti yüzde 38,65, yumurta yüzde 4.19, süt yüzde  22,31, ekmek yüzde 20,58, çarliston biber yüzde 34,18, taze fasulye yüzde 30, 05 ve kabak yüzde 20,56 oranında artış gösterdi. Geçtiğimiz aya oranla patates yüzde 57, havuç yüzde 36,37, kivi yüzde 26,89, limon yüzde 16,63 zamlandı” diye konuştu.

“Dünyada her 9 kişiden biri aç”
     1966 yılında kabul edilen Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesini anımsatan Toprak, “Cinsiyeti ve yaşı ne olursa olsun, her insanın her zaman sürekli, yeterli, güvenli ve kültürel tercihine uygun gıdaya veya gıda üretmek için gerekli araçlara ulaşma hakkı var. İnsanlar gıda ihtiyaçlarını kendi kontrollerinin dışında, engelli, yaşlılık, ekonomik yetersizlikler, hastalık, felaket ya da ayrımcılık gibi durumlarda karşılayamadıkları zaman gıda ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalı.” deniliyor. FAO‘nun verilerine göre dünyada her dokuz kişiden biri yatağına aç girerken, yaklaşık 1,4 milyar kişi ise obez ve bu nedenle sağlık sorunları yaşıyor. Aslında, yaşanan açlık ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetersizliği değil, üretim ve tüketimin adaletli bir şekilde sağlanamaması. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de belirtildiği gibi, insanların temel gereksinimi olan gıdanın eşit ve adil dağıtılmadığı bir dünya güvenli değildir. Gıda ile ilgili sorunları  gıda güvencesi ve gıda güvenliği olmak üzere iki ayrı açıdan değerlendirmek gerekir. Gıda güvencesi; Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği ve anayasamızda sosyal devlet anlayışı çerçevesinde yer alan; herkesin, yeterli ve dengeli beslenmesi için gerekli gıdaya ulaşma hakkının güvence altına alınmasıdır. Bu ilke, birçok ülkede ve ülkemizde yeterince uygulanmamakta. Türkiye‘nin de içinde bulunduğu ülkelerin büyük bir kısmında, gelir dağılımındaki adaletsizlikler nedeniyle, açlık sınırında yaşayan insanların sayısı küçümsenmeyecek düzeyde. Son dönemde hemen her ülkede yaşanan gıdaya ilişkin sorunlar, önümüzdeki dönemde daha dikkatli olmamız gerektiğini ortaya koyuyor” ifadelerine yer verdi.

“Gıda enflasyonundaki artış adeta kanayan yara”
     Gıda enflasyonundaki durdurulamaz artışın ülkemiz için adeta  kanayan yara haline geldiğini belirten Toprak, “Her ay artmasının ekonomik, sosyal, coğrafi, politik gibi birçok nedeni var. Tarımsal üretim yapısındaki gelişmeler, her yıl etkilerini çok daha fazla görmekte olduğumuz küresel iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan olumsuzluklar, mazot, gübre, yem ve elektrik gibi girdi fiyatlarındaki artışlar, tarım alanlarının madencilik, enerji, inşaat, sanayi vb gibi tarım dışı kullanılması, köyden kente göç, üretimin planlı ve verimli olmaması gibi etmenler gıdada fiyat artışlarına neden oluyor. Gıda enflasyonunun yüksek olması gıda harcamalarının toplam harcamasının büyük bir bölümünü oluşturan dar gelirli kesimleri çok daha fazla etkiliyor. Bu da özellikle gıda ithalatçısı az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en temel sorunlarından biridir. Asgari ücretin açlık sınırıyla denk olduğu ülkemizde gıda harcamaları, çok büyük bir kesim için en fazla harcama kalemidir ve hane bütçesinde önemli bir paya sahip. Yükselen döviz fiyatları ve artan işsizlikle birlikte gıda enflasyonundaki artış vatandaşın alım gücünü büyük ölçüde azaltıyor. Bu durum vatandaşın gıda alışverişinde öncelikli olarak fiyat kriterini baz almasına ve hangi ürün, nerede ucuzsa oraya yönelmesine neden oluyor. Burada da karşımıza iki büyük sorun çıkıyoır; birincisi neredeyse hammadde fiyatına satılan ve merdiven altı veya kayıt dışı şekilde uygun olmayan koşullarda üretilen gıda maddeleri, ikincisi ise taklit ve tağşiş. Her iki durum da halk sağlığı açısından risk teşkil ediyor.

     Gıda güvenliğine yönelik yoğun tartışmaların olduğu, her gün başka bir gıda zehirlenmesi ve gıda ürünlerinde taklit/tağşiş haberi ile karşılaştığımız günleri yaşıyoruz. Bu tür ürünler sokakta, kontrolsüz ortamlarda dökme veya ambalajsız şekilde satılabilmekte ve tüketicilere ulaşabiliyor. Ancak tüketiciler bu tür ürünlere itibar etmemeli, satın almamalı ve tüketmemelidir. Bunların yerine ambalajlı, etiketlerinde Tarım ve Orman Bakanlığınca verilen kayıt veya onay numarasının olduğu ürünler satın alınmalı. Alınan bu ürünlerde kayıt ve onay numarası ile birlikte son tüketim tarihi/tavsiye edilen tüketim tarihi, üretici firmanın adı ve adresi, içerik ve alerjen bilgilerinin kontrol edilmesi de büyük önem taşıyor. Taklit ve tağşiş ile mücadelede elbette ifşa etmek, denetimleri arttırmak, caydırıcı para ve hatta hapis cezası vermek önemli. Ama ülkemiz için asıl önemli nokta da işin sosyoekonomik boyutu. Bu noktada da asgari ücret, açlık sınırı, gıda enflasyonu ve alım gücü gibi kavramlar devreye giriyor. Yurttaşlar indirim günlerini takip edip hangi ürün nerede daha uygun fiyatlı diye araştırıyor. Halk ekmeklerin önünde uzun kuyruklarda çoğu zaman saatlerce bekliyor. Çünkü 5 kuruş dahi hane bütçesi için oldukça önemli. Pazarın kapanma saatlerine yakın alışverişe giden hatta ne yazık ki pazar toplandıktan sonra geride kalanları toplamak zorunda kalan yurttaşlarımızı da görüyoruz. Sonuç olarak rahatlıkla diyebiliriz ki; enflasyon, sabit bir geliri olan ve emek gücüne dayanan kesimler için yıkıcı” ifadelerine yer verdi.

“İthalat, vatandaşı da  yerli üreticiyi de mağdur ediyor”
     Artan nüfus ve gıda talebine dikkat çeken Toprak, “Öte yandan artan sıcaklıkların sebep olacağı kuraklık ve aşırı hava olayları sebebiyle iklim değişikliği ile mücadelede önemli adımlar atılmadığı sürece bu tür salgınların olabileceği ve gıda güvenliğinin tehlikede olduğu uzun süredir vurgulanan bir sorun. Çiftçilik teknolojileri ve yönetim tekniklerini geliştirmek için araştırma ve altyapı yatırımlarının arttırılması gerektiğine işaret ederek  tarım emekçilerine doğru teşvikleri vermek, söz konusu teşviklerle en yeni teknolojilerin yaygınlaştırılarak, su yönetimi ve gübre kullanımı konusunda daha iyi düzenlemelerin hayata geçirilmesi elzem. Tohum dahil dışa bağımlı olmamız girdi fiyatlarında yükselmeye, çıktı fiyatlarında da istikrarsızlığa neden oluyor. “Paramız var ki ithal ediyoruz” mantığıyla fiyatı yükselen her gıda maddesi için çözüm olarak görülen ithalat da vatandaşın ucuz, yeterli ve güvenli gıdaya ulaşmasını sağlayamamakla birlikte, yerli üreticiyi de mağdur ediyor” şeklinde konuştu.

“Aile tarımı terk edildi”
     Dünyada milyonlarca çiftçi iflas ettiğini ifade eden Toprak, “Küçük üretici tarımdan uzaklaştırıldı. Aile tarımı terk edildi. Aile çiftçiliği, özellikle de sosyal korumaya ve toplumların refahına yönelik politikalarla desteklendiğinde yerel ekonomilerin canlanması için de bir fırsat olarak ortaya çıkıyor. Ülkemizde yaygın olarak bulunan tarımsal üretim kooperatiflerinin gıda güvenliğini sağlayan bir biçimde, katma değerli ürün üreten sistemlere entegrasyonlarını teşvik edici devlet politikaları geliştirilmeli; ortaya çıkan ürünlerin tüketici ile buluşabileceği pazarlar yaratılmalı. Tüm bu süreç içerisinde gıda güvenliğinin sağlanması için istihdam teşviki de halk sağlığı açısından çok önemli. Kooperatif ortağı olan üreticilerin her birinin adeta iç denetçi gibi çalışması, doğru işleyen işini iyi yapan kooperatif yapılarını, aynı zamanda üreticilerin birbiri ile dayanışma içinde çalışmasını mümkün kılacak. Kooperatifler sadece kar amacı güden kuruluşlar değil, sosyal fayda üreten yapılar. Tüketim kooperatifleri de ürün aldığı üreticiler noktasındaki seçimi ile desteklenmesi gereken üreticileri seçerek hem adil, doğru üretimin sürdürülebilirliğini sağlayacak hem de tüketici açısından daha vicdanlı bir alım-satım ilişkisini mümkün kılacak” diye konuştu.

“Hükümet acil olarak kayıt dışılığı azaltmalı”
     Fiyat dalgalanmalarının olumsuz etkilerini azaltmak için hükümet acil olarak kayıt dışılığı azaltmalı diyen Toprak, “Toprak analizleri yaptırarak bölgelerde üretilebilecek ürünleri belirlemeli, arz talep dengesizliğini ortadan kaldırarak alım garantili üretim yaptırmalı, çiftçilerimizi eğitip sözde değil emeklerinin karşılıklarını alabilecekleri şekilde destekleyip yeniden üretime yöneltmeli. Çiftçilerimizi üretimden uzaklaştıran olumsuzlukları düzeltmeli, kooperatiflere müdahaleyi azaltmalı ve daha fazla desteklemeli, üretici kooperatiflerinin yanı sıra tüketici kooperatiflerini de yaygınlaştırmalı, lojistik kayıpların azaltılmasını sağlamalı. Meralarımızı ve tarım arazilerimizi koruyup sürdürülebilir kılmalı, biyoçeşitliliğe ve yerel tohumlarımıza sahip çıkıp su yönetimi ve gübre kullanımı konusunda daha iyi düzenlemeleri hayata geçirmeli ve ülkemizi ithalat sarmalından kurtarıp gıda egemenliği ilkelerine dayalı bir tarım politikasını derhal hayata geçirmeli. Çiftçileri, esnafı ve emekçi halkı ekonomik olarak koruma altına almalı. Tarımın, serbest piyasa koşullarına terk edilemeyecek kadar stratejik bir sektör olduğu unutulmamalı, tarım açısından yeterli toprak büyüklüğü ve verimliliğine sahip ülkemiz; kendi öz kaynaklarına yönelmeli. Bahsettiğimiz bu adımlar atılmadığı için gıda enflasyonuna dur diyemiyoruz ve ne yazık ki bu konuyu her ay konuşmaya, aynı söylemleri tekrar etmeye devam ediyoruz. Yaşamak nasıl bir insan hakkı ise sağlıklı, güvenli ve yeterli gıda ile temiz suya, uygun fiyatlarla sürdürülebilir bir biçimde ulaşabilmek de bir insan hakkıdır. Bunu sağlamak da kamunun en önemli görevlerinden biridir” şeklinde konuştu.


+ Benzer Haberler
» İzmir’den tüm dünyaya oyun oynatıyorlar
» “Pandemide yeni bağışıklık desteklerine ihtiyaç var”
» Matbaacılar ambalaj üreticisi oluyor
» Eczacının stoğuna ‘aşı takvimi’ yön verecek
» Düğün salonlarına yüzde 100’ün üzerinde talep
» İnşaat sektörü kaosa sürükleniyor
» “Temmuz, sinema salonlarının açılışı için erken”
» Yeme-içme sektöründe buruk açılış
» Otobüsçüler tam kapasite çalışmak istiyor
» Kirli klima filtresi hastalıkları tetikliyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 21.06.2021
  Ticaret 19.06.2021
  Ticaret 18.06.2021
  Ticaret 17.06.2021
  Ticaret 16.06.2021
  Ticaret 15.06.2021
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni