• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Kariyer  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  TİCARET SOHBETLERİ  |  FİNANS  |  İHALELER  |  TİCARET BORSALARI  |  RESMİ GAZETE

“Hayvancılık, sektörden ziyade bir sosyal proje olarak görülüyor”

27 Mart 2017 Pazartesi 13:00
12
14
16
18

“Hayvancılık, sektörden ziyade bir sosyal proje olarak görülüyor”

   ► Prof. Dr. Armağan Hayırlı: “Hayvancılığın bir sektör olduğu gerçeğinden ziyade bir sosyal proje şeklinde görülmesi, iyi niyetli politikaların, en önemli hatasıdır”

           DUYGU GÖKSU     
     Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Amerika Birleşik Devletleri’nde sırasıyla Wisconsin Üniversitesi, İowa State Üniversitesi, Kanada Alberta Üniversitesi ve İsveç Ziraat Üniversitesi’nde post doktoralar yapan ve  Romanya Bilim Kurulu’nda ve Amerika Daily Science Journal (Süt İnekçiliği Bilimsel Dergisi) editörler masasında görev alan, halen Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme Anabilim Dalı’nda akademisyenliğe devam ederken, Atateknokent’te ArGe çalışmalarını sürdüren ve danışmanlıklar vererek bilgi ve deneyimlerini çiftçilere her fırsatta aktarmayı hedefleyen Prof. Dr. Armağan Hayırlı ile Türkiye’de hayvancılığın yapısal sorunlarını konuştuk.

     Ülkemizde et açığı artarak devam edecek
     Tüketicinin Türkiye’de dünyanın en pahalı etini satın aldığı söylenir. Et fiyatlarının normal seviyelere ulaşması için ülkemizde ne tür tarım politikaları uygulanıyor?

     AH: Hayvancılıkta bahsettiğiniz bu durum, hükümetlerimiz yeni göreve başladığında önceki hükümetlerden devraldığı bir sorundur. Her hükümet kendi programları çerçevesinde iyi niyetli politikalar uygulamaktadırlar. Ancak, hayvancılığın bir iş/sektör olduğu gerçeğinden ziyade bir sosyal proje şeklinde görülmesi, bu iyi niyetli politikaların, en önemli hatasıdır. Yapısal reformları görüp kalıcı bir şekilde düzeltmekten yoksundur.
     Ülkemizde et açığı olduğu ve et fiyatının çok yüksek seyrettiği, daha vahimi bu durumun mevcut politikalarla uzun yıllar artarak devam edeceği aşikârdır. Yapısal sorunları çözme adına politika ve destekler uygulanmaktadır. Öncelikle, tarla yönetimi, alt yapı teşvikleri, genetik materyal teşvikleri yapılmaktadır. Tarlaları birleştirme, olması gereken, geç kalınmış ve yavaş ilerleyen devrim niteliğinde bir yapısal politikadır. Son yıllarda hayvancılık adına ciddi destekler verilmiştir. Ancak verilen desteklerden net fayda elde edilememiştir. Bunun nedenleri arasında; teşvik verilen kişilerin iyi seçilememesi, teşvikten yararlanan kişilerin süreçleri doğru planlamaması ve süreçleri devam ettirememesi, teşviklerin hayvancılıktaki elzem konulardan ziyade detaylarda harcanarak israf edilmesi, gider maliyetlerinin yüksek kalması, ürün fiyatlarının tutarsızlığı ve pazarlanmasındaki güçlükler, ülkenin geleceği için muhtemelen pek çok sektörün mustarip olduğu kalifiye eleman bulamama, hatta personel çalıştıramama, gibi çok sayıda faktör sayılabilir.

    Tarihsel süreç içinde meraların durumunu değerlendirir misiniz? Mera ve çayır arazilerinin verim güçlerini kaybetme nedenleri nelerdir? Meralar azalıyor ve imara mı açılıyor?
     AH: Kamu spotları ile tarım arazilerinin korunması konusunda yayımlar yapılmaktadır. Ancak, bazen devletin kendisinin bu kuralı ihlal ettiğine şahit olmaktayız. Hemen hemen tüm şehirlerimiz, ovalara kaymaktadır. Sadece tarım arazilerinin yok edilmesi değil, afetlere de davetiye çıkarak bu durumun ulusal bilinç çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
     Çayır-Mera artık günümüzde sadece kuzey doğu Anadolu’da mevcuttur. İklimsel değişiklikler nedeniyle diğer yörelerdeki çayır-meralar, teknik manada vasfı kalmamış tarlalardır. Bu alanlara endüstriyel yem bitkileri ve baklagil otlarının ekimi konusunda hızlı karar alınıp uygulamaya geçirilmesi lazımdır. Aksi takdirde, kaba yem açığı da gittikçe artacaktır.
     Ürünün maliyetini düşürecek unsur kaba yemdir. Kaba yemin taşınması mantıklı ve ekonomik değildir. Kaba yemin taşınması, birim kilogram madde bakımından en pahalı hayvansal üretim girdisidir. İthal edilmesi ise tam anlamıyla garabet ve intihardır. Kaba yemini satın alan bir işletmenin, kar etmesi ayakta durması matematiksel olarak mümkün değildir.

     Doğal çayır ve mera potansiyelini etkin şekilde kullanabilmek için nasıl çalışmalar yapılmalıdır? Mevcut mera kapasitesi ile Türkiye’deki et sığırlarının yüzde kaçını besleyebiliriz?
     AH: Türkiye’de meraların olduğu bölgelerde mera sezonu kısa ve uzun-sert kış hakimdir. Ülkemiz teknik olarak, Trakya ve Ege sahilleri hariç, tarımsal alan ve iklim bakımından büyükbaş hayvancılık açısından uygun değildir. Trakya ve Ege’de sütçü, iç ve doğu kesimlerde kombine veya et tipi, güney bölgelerde ise küçükbaş hayvancılık teşvik edilmelidir. Mevcut meralarla, sığırların %20’sini kısa süreli besleyebilir ve yine kaba yem ile kesif yeme ihtiyaç duyarız. Meraya bağlı hayvancılıkta, mevcut yerel ırklar ile 240 kg karkas elde edebilmek için gereken süre 30 ay iken, et tipi hayvan tiplerini 7-8 aylık yaşta başlayıp 8-9 ay entansif besiye almak suretiyle >320 kg karkas elde etmek mümkündür.

     Maliyetleri artan kırmızı et üreticisi, kazancını düşürmemek için hangi yollara başvurur?
     AH: Tarımsal altyapıyı güçlendirip, endüstriyel yem bitkileri ve yöreye uygun otların, hatta tahılların ekilip ota biçilmesi bir çözümdür. Besi sığırcılığında konu sadece yem maliyeti değildir. Maliyetleri yeme, özellikle kesif yeme atfetmek yanlıştır, hatta haksızlıktır. Teknik olarak besi hayvanı 8 ay beside 10 TL (yem+Personel)/gün gidere sahiptir. Yani 2400 TL/320 kg karkas. Oysaki hayvan materyalini, 6-8 aylık yaşta ithal hayvanlara 4000-4500, yerli hayvana (ülkemizdeki iyi ırka 5000-6000 TL) verilerek elde edilmektedir. Şayet bir işletme etçi anaç sahibi ise 6-8 aylık hayvanı 3000 TL maliyete indirebilir (ana ve yavruya atfedilen gider). Yani, besiye -2000 TL/Baş ile yenik başlamaktayız. Bu besi süreci boyunca harcanan paraya yakındır. Yani, karı elde eden etmiş, hamaliyesini bizim üretici yüklenmiş, karkas fiyatının artmasında 2 fragman katkı yapmıştır. Erkek yetiştirmek için dişi gerektiğini kavradığımız ve otumuzu yetiştirdiğimiz zaman, günümüzde 22 TL olan karkas maliyeti doğal olarak 16 TL’ye düşecektir.

     “Et fiyatlarının yüksek olmasında üretici en masum gruptur”
     Tüketicinin kırmızı eti yüksek fiyatlarla satın alıyor olmasında aracının mı? Yoksa girdi maliyetleri artan üreticinin mi rolü büyüktür?

AH: Etin yanı sıra günlük yaşantımızda kullandığımız pek çok ürün pahalıdır. Karkas maliyeti 22-23 TL/kg’dır. Üretici, bu parayı o hayvana 8-30 ay bakınca elde etmekte ve riskler taşımaktadır (Günlük maliyet, hayvancılık tipine göre 3-10 TL/gün). Et fiyatlarının yüksek olmasında üretici en masum gruptur. Kesimhanelerde ciddi giderler ve işçilik olmaktadır. Ardından depolama ve büyük merkezlere taşıma ve nihayetinde, tüketiciye erişme. Arada 2-3 basamak olsa, her biri 3 TL/kg karkas fiyatını artırsa, et fiyatının aslında yüksek olmadığı görülür. Eklenen rakamlar hayvan satıcısı/yetiştiricisi/kesimci/depolama-taşımacı/dağıtımcı/parakendeci arasında eşitsizlik olabilir. Ancak, aradaki gruplara siz neden fiyat ekliyorsunuz diye hayıflanmak makul değildir.
     İnsanların et almak için gelirleri düşük yönünde tartışma yapılmalıdır. Ancak, aracı sayısı ve aracıların eklemek zorunda kaldığı paradan indirime gidilmesi, nihai et fiyatını en fazla %10 düşürür. Yapısal gerçekleri, ülkenin coğrafi ve iklimsel şartlarını düşünmek gerekir. Benzer mukayeseyi, kırmızı et (kg) ile balık (kg) için yapıldığında balığın çok daha pahalı olduğunu göreceksiniz. Bildiğim kadarıyla balıkçılıkta denize açılıp, balığı toplamak var. Eminim, bilmediğim konu olduğundan, başka giderler de mutlaka vardır. Haksızlık etmeyeyim.

     İthalat, et fiyatların aşağı çekilmesi için geçerli bir çözüm mü? Ülkemizde et fiyatlarının normal seviyelerde tutulabilmesi hangi yollarla mümkün olabilir?
     AH: Meraya dayalı beslemenin tercih edildiği bölgelerde etçi-sütçü kombine ırk anaçların yaygınlaştırılması, besi materyali bakımından ithali azaltacaktır. Aile tipinden sektörel hayvancılığa geçişi hızlandırmak gerekir. Yani, hayvancılıkla uğraşan işletmelerin hayvan kapasitesini artırmaktır. Bu işletmelerin hayvan sayısını 5’ten 20’ye çıkarmak, bu işle iştigal etmemiş, hesabını kitabını iyi yapamayan bir yatırımcıya 500 başlık destek vermekten daha avantajlı geri dönüşü olacaktır. Kapasitesi yüksek işletmelere de sahip olmalıdır. Kapasiteyi belirleyen finans gücünün yanı sıra hayvanlarını doyurabileceği tarla sahibi olmaktır.
     Toplulaştırılmış tarlaların bu işletmelere kulağa hoş gelmeyen, fakat olmazsa olmaz terim olan “peşkeş” çektirilmesi gerekir. Aksi, kısır döngüdür. Güçlü ülke olmanın yolu, teknolojik ürünler tasarımından ziyade mekanize olmuş, kütlesel üretim yapabilen tarım-hayvancılık sektörü varlığından geçer. Kütlesel üretimi kaliteyi artırma uğraşlarına gidilmelidir.

     “Kaba yemin kalitesini artırarak, kesif yeme bağımlılık azaltılabilir”
     Yem bitkileri tarımına teşvik çalışmaları var mı?  Yem fiyatlarındaki artışın önüne geçmek için hangi yollar izlenebilir?

     AH: Evet, devletimiz bu konuda destek vermektedir. Ancak, verilen destekle, üretilenden daha çok kaba yem satın alınabiliyorsa, ya destek amacı dışında kullanılmamış (denetlenmemiş) yahut yanlış tarla/ürüne destek verilmiş demektir.
     Kendi kaba yemini üreten işletme ayakta kalır. Kaba yemin kalitesini artırarak (uygun lif düzeyli sindirilebilir) kesif yeme bağımlılık azaltılabilir. Endüstriyel ürünlerden, mesela mısıra alternatif sorgum, soyaya alternatif fiğ/mürdümük, kanolaya alternatif aspir, yoncaya alternatif ryegrass, samana alternatif ota biçilmiş tritikale/yulaf/çavdar ekimi, iklim ve tarlanın su-toprak yapısına uygun ekim yapılmalıdır. Devlet eliyle, sulama projeleri hızlandırılmalıdır. Toprak toplulaştırma elzemdir. Aksi, beyhude çabadır. Aynı şeyleri, 5-10-15 yıl sonra tekrar konuşacağımıza işarettir.
     Şahsi düşüncem, devleti ve üreticiyi kızdırabilir. Bence doğru olan, kim hayvancılık yapabiliyorsa yapsın, işletme statüsü alsın (vergi/fatura) ve devlet teşvik verecekse nihai ürün olan et/süt miktarına teşvik versin. Böylece, süreci başarıyla tamamlayan ödüllendirilmiş olur, teşvik hak ettiği yeri bulur ve verilen teşvik ciddi bir katkı sağlar. Denetim de kolaylaşır. Bu, yukarıda anılan yapısal unsurları devlet eliyle destekledikten sonra yapılmalıdır.

     “Devlet eliyle asla üretim yapmamalıdır. Devlet sadece “hakem” olmalıdır”
     Hayvancılık tekelleşiyor mu? Et sığırcılığı nasıl yaygınlaştırılır? İthal et lobisi nasıl önlenebilir? Büyük işletmeler için et ithalatı kolaylık mıdır?

     AH: Bu bir aldatmacadır. Elbette, riskleri alan 4-10 ithalatçı kar etmektedir. Bunu tekelleşmek diye yorumlamak yanlış olur. Benzer ibareler her sektör için kullanılırsa, kimse iş yapamaz. İthalat süreci için personel-iletişim-alt yapı-nakil konularında ekibe sahip olmak gerekir. Hayvan ithal edenleri, sanki illegal bir tutum içindelermiş gibi yansıtıp, Anadolu’da bir yerde hayvancılık yapan bir vatandaşın hakkını gasp ediyormuş gibi sunan tutum haksızlıktır.
     Devletimiz, boğa desteği ile yerli hayvanlar melezlenmektedir. Üretici, yeni kuşak hayvanlarının eskisinde daha mükemmel olduğuna şahit olmaktadır. Bunun yaygınlaştırılması ile canlı materyal bakımından dışa bağımlılık azalacak ve üreticinin yüzü eskisine göre daha fazla gülecektir. Ancak, süreç uzun olabileceğinden ithalata karşı gelmek açığı kapatamayacağı için, yanlış olacaktır. Ödevlerimizi zamanında yerli yerinde yapmaya devam etmeliyiz ki, bağımlı kalacağımız süre kısalsın.

     “Et ithalat lobisi ibaresi haksızlıktır”
     Et ithalat lobisi ibaresini haksızlık olarak görüyorum. Elimizdeki yerli ırklar 30 ayda 220 kg karkas vermekteyken “ithalatçı lobiciler” sayesinde 10 ayda 330 kg karkas elde etmekteyiz. 2014 verilerine göre hayvan başına karkas 280 kg’dır. Burada aralık verilseydi, muhtemelen 160-430 kg olacaktı. İbrenin solu, “lobicilere karşı gelenlerin desteklediği”, ibrenin sağı “lobiciler aracılığı ile getirilen” hayvanları kesime sevk eden üreticiler olduğu görülecektir. Et ithalatını azaltmak için; Ahır alt yapısının iyileştirilmesi, İşletme kapasitelerinin artırılması, Teşvikin hayvancılıkla hali hazırda iştigal edenlerden seçilmesi, anaçlar ithal edip, sağ kalımlarını yüksek tutarak, buzağı ölümlerini azaltarak uzun süre bağımlığı azaltmak. Örneğin, buzağı ölümleri %20 civarındadır. Normal değer %8-10’dur. Biz normal buzağı ölümlerine ulaşsak, yılda 500 bin adet hayvanımız olur. Ki, bu değer ithal ettiğimiz hayvanların %70-80’dir. Devlet eliyle asla üretim yapmamalıdır. Devlet sadece “hakem” olmalıdır, denetlemelidir.

     Büyük şehirlere yakın bölgelerde hayvansal üretim yapılabiliyor mu? Hayvansal üretimi pazara yakınlık açısından değerlendirir misiniz?
     AH: Tüm dünyada, küresel ısınmaya rağmen, sıcak iklime doğru insan akışı mevcuttur. Bu, beraberinde pazarlama açısından avantaj, çevre-insan ilişkisi açısından dezavantajdır. Pazara yakınlık konusu ürünün ticari değeri açısından düşünüldüğünde, süt 200 km öteye taşınmaması gereken bir üründür. Et, raylı sistemlerle/kara yolu ile soğuk zincir kuralına uyarak 1500 km ye bile taşınabilir.

     “Teknokentler aracılığı ile hocaların sektörle buluşması, ısrarla teşvik edilmektedir”
     Ülkemizde veteriner hekim ve teknisyenlerin hizmetleri hayvansal üretimin hangi avantajları sağlıyor? Danışmanlara düşen sorumluluk nedir?

     AH: Benim başıma dert açabilecek bir konu. Ülkemizde Veteriner Hekimlik ve Ziraat Öğretimi acınacak haldedir. Birincisi, sayıları anormal derecede fazladır. Eski ve donanımlı fakülteler ve bölümleri kapanırken, binası ve hocası dahi olmayan fakülteler öğrenci almaktadır. Akademisyen seçiminde adrese teslim ilanlar verilerek kamu yararı ve kişin yapabileceği katkı göz ardı edilmektedir. İstenilen kişin alınabilmesi için aday rekabetini engellemek amacıyla, akademik ilanlarda, kişiyi tanımlayan vasıflar “aranan şart” olarak sunulmaktadır.
     Sektörel hayvancılığa ilişkin müfredat mevcut değildir. Bu konuda, adım atan üniversite mevcuttur. Alanımdan örnek verecek olursam, Uludağ Üniversitesi durumu kavramış ve bu yönde öğretim modülü ile saha inmektedir. Diğer üniversitelerde de, örneğin kendi üniversitemde kurulan teknokentler aracılığı ile hocaların sektörle buluşması ısrarla teşvik edilmektedir.
     Danışmanlar aracılığı ile kısmen yanlış/ampirik uygulamaların da önerildiğine şahit olmaktayım. Bazen, danışman bir firmanın elemanı olup, firma menfaati yönünde öneriler sergileyebilmektedir. Bunun cezalandırılmasını sağlayacak kişi üreticinin kendisi olmalıdır.  Üreticiyi bilinçlendirmek, hayvanın kapasitesine uygun süreçleri dikkate alıp “ekonomik ve sağlığı bozmayan” yemleme ve bakım yapmaktır. Bir sürüde tüm hayvanlar aynı değildir.
     Çobanlık sertifikası kalıcı bir çözüm değildir. Veteriner ve Ziraat Meslek Liseleri’nin sayısı artırılmalı ve eğitimlerini anlaşmalı çiftlikler içinde uygulamalı olarak yapmalıdır. Endişem şudur ki, yakın gelecekte tarlayı ekecek, biçecek ve balya yapabilecek eleman bulamayacağız.
     Son olarak, medyada “çoban” kelimesi hakir görülmemelidir. Kınanması gereken bir durumdur. Çoban olmasa, hizmetli olmasa, bir profesörün bir öğretmenin anlamı olmaz. Herkes saygıyı eşit hak eder.

 


+ Benzer Haberler
» Hurma zeytin destek bekliyor
» "Konfor alanınızdan çıkın ve yeniliklere açık olun"
» “Güçlü Devlet, Güçlü Memur”
» Gelecek Eğitimde, Eğitim Konak’ta
» Araç kiralamada 17.8 büyüme ile Avrupa’yı geçtik
» Cam filmi sektöründe 75 milyon dolar zarar
» Zeytin ağacından 70 ürün üretiliyor
» “Kalitede taviz sektöre zarar verir”
» Sağlıklı yaşlanmak: Anti-aging
» Ihlamur fiyatı cep yakıyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 24.11.2017
  Ticaret 23.11.2017
  Ticaret 22.11.2017
  Ticaret 21.11.2017
  Ticaret 20.11.2017
  Ticaret 18.11.2017
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni