• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Kanseri yendi, kanserli çocuklara umut oldu

18 Ekim 2019 Cuma 09:00
12
14
16
18

   ► Kerem Çolakoğlu, “Hastayken bana verilen emekler, bu mesleği yapmama sebep oldu” dedi.

     12 yaşında, futbol oynarken burnunun kanamasıyla şans eseri ortaya çıkan kanser hastalığını, kısa sürede yenen Kerem Çolakoğlu, futbolcu olmak isterken doktor olmaya karar verdi. Hastayken taktığı maskenin kendisine kattığı anlamın, yıllar içerisinde değiştiğini vurgulayan Çolakoğlu, içerik ve rol olarak tamamen birbirinden farklı’ iki maskeli Kerem’in’ olduğunu anlattı. Maskeli bir hastayken, maskeli bir doktor olan Çolakoğlu ile futbolcu olmak isterken doktor olma sürecini ve hasta çocukların mutluluğu adına yaptığı etkinlikleri konuştuk.

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
     Ben Kerem Çolakoğlu, 28 yaşındayım ve İzmir Çeşme Devlet Hastanesi’nde doktorluk yapıyorum. 2015 yılında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Mezun olduktan sonra 3 yıl Van’da çalıştım, son 1 yıldır da İzmir’deyim. İlk olarak Ödemiş Devlet Hastanesi’ndeydim, haziran ayından beri de Çeşme Devlet Hastanesi’nde çalışıyorum.

Küçük yaşta kanser hastalığına yakalanmışsınız, bu süreci biraz anlatır mısınız?
     2003 yılında yani 12 yaşında bana kanser teşhisi konuldu. Futbol oynamayı çok seviyordum, yine bir gün futbol oynarken burnuma bir top geldi ve bir kase dolusu kan döküldü. Daha sonra bayılmışım, hocalarım, arkadaşlarım beni kaldırmış o sıra kanamam durmuş. Biz de kanama durunca çok fazla önemsememiştik ama sonraki süreçlerde hep hastalandım. Bu süreçte birçok doktora gittim, grip, sinüzit, geniz eti teşhisleriyle ama hiçbir zaman burun kanamamı düşünmedik. Özel hastaneler, devlet hastaneleri derken en son Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’ne gittik. Bu hastanede bana tomografi çektiler ve beni Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk ettiler. Orada da kulak burun boğaz bölümünde MR çektiler, nazofarenkste (geniz) tümörü teşhis ettiler. Hatta ilk olarak geniz etiyle karıştırdılar, endoskopi yaptılar en sonunda ameliyat oldum. Ameliyattan sonra ben ‘her şey bitti düzeldim artık’ diye düşünürken patoloji sonucumda kötü huylu tümör yani ‘Non HOdgkin Lenfoma’ teşhisi koydular. Türü kötü huyluydu ve tedavisi de baya zordu ama erken teşhis etmiştik. Bu sayede 7 ay içinde kanseri atlattım.

“Futbolcu olmak isterken doktor oldum”
Peki sizin hastalığınızın diğer lenfoma türünden farkı nedir?
     Farklı bir sürü özellikleri var aslında ama benim olduğum türde gece terlemesi, kilo kaybı, iştahsızlık ve sürekli hasta olma gibi belirtiler olur. Bende sonradan fark ettiğime göre sınıfın en küçük boylusu ve en zayıf olanıydım. Hiç gece terlemem olmadı ama çok çabuk hasta olurdum, onu da bünyemin zayıflığından diye düşünürdük.

Hastalık çıktığında kaçıncı evredeydiniz?
     Benim kanserim aslında kötü huylu ve kemoterapiye çok fazla yanıt vermeyen türlerden bir tanesiydi. Sadece burnuma top çarpmasıyla şans eseri ortaya çıkan ve erken teşhis edilen bir kanser türüydü. Ardından hemen kemoterapiye başladılar, ben hastaneye elimi koluma sallaya sallaya girdim ve 7 ay sonra hastaneden elimi kolumu sallaya sallaya çıktım.

Peki bu hastalık doktorluk mesleği için dönüm noktası mıydı?
     Evet, aslında dönüm noktası diyebilirim çünkü ben futbolcu olmak istiyordum ve gerçekten çok iyi futbol oynuyordum. Ama hasta olunca ailenin sana bakış açısı değişiyor, aman sana bir şey olmasın gibi. Hatta çevremdekiler bile daha dikkatli davranıyordu. Hatta hala daha çabuk hastalanırım, bağışıklığım biraz zayıftır. Tüm bunlardan sonra birde hastane de herkes el pençe doktorun peşinde olunca tabi inanılmaz bir saygı da söz konusu. Hastaysan eğer doktorların bir kelimesi için insanlar her şeyi yapabilecek dereceye geliyorlar. Benimde bu olay ilgimi çekti ayrıca bana verilen emekler bu mesleği yapmam için sebep oldu. Yani hastayken doktor olmaya karar verdim, aslında doktorluk mesleğiyle alakam yoktu.

“Savaşçı ve zoru seven biriyim”
Doktor olmaya karar verdiniz ama doktorluktaki asıl hedefiniz nedir?
     Aslında şuan pratisyen hekimim, pratisyen hekim dediğimizde Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra alınan unvan. Ben daha uzmanlık seçmedim, 6 ay Aile Hekimliği yaptım, üç buçuk yıldır da acilde çalışıyorum. Uzmanlık yapma düşüncem var ve cerrahi alanda da kendimi geliştirmek istiyorum. Fakat onkolojiyi düşünmedim zaten bir elim hep o tarafta. Açıkçası işin içerisine kendimi sokmak istemedim, biraz dışarda kalmak istedim.

Çocuk doktoru olmayı neden düşünmediniz?
     Ben çocukları çok seviyorum fakat hasta çocuklara dayanamıyorum. Birde doğal olarak hasta çocukların ebeveynleri daha hassas oluyorlar. Bu olayda beni daha fazla yorar bundan dolayı düşünmüyorum.

Bu süreci yaşamak doktorluk adına sizi korkutmadı mı?
     Eskileri düşünmen için hastanede olmana gerek yok zaten hep aklında oluyor. Ama doktor olunca diğer tarafta oluyorsun ya belki kurtarma içgüdüsü oluyor. Mesela ben hastalara karşı ekstra empati yaptığımı ve ekstra vicdanlı olduğumu düşünüyorum. Bana gelen hastalarda bunu görebiliyorum o zamanda kendimi daha mutlu hissedip duygusal açıdan tatmin oluyorum. Bunun maddi karşılığı yok. Elimin altında kaç tane insan vefat etmiştir ama kaç tane de hayata döndürdüğüm insan olmuştur. Onların karşına çıktığı bir süreç oluyor, mesela 1 hafta önce kalp masajı yapıyorsun sana geri geliyor. Şoka giriyorsun mesela bunun hiçbir değerle karşılığı yok. Tabii hastanede bulunmak o süreci geçirdikten sonra belki biraz delilikte olabilir bilmiyorum. Kişiden kişiye değişir, yani ben biraz savaşçı ve zoru seven bir insanım belki de ondan dolayı korkmuyorum.

Kanser hastası çocuklara etkinlik fikri nasıl ortaya çıktı?
     Öncelikle Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Onkoloji bölümüne gittik. Hatta Çapa’yı iki kez ziyaret ettik, ondan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji bölümüne gittik. Son etkinliğimizde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tülay Aktaş Çocuk Onkoloji Bölümü’nde gerçekleşti. Ortaya çıkma konusu da ben hastanede yatarken, her salı günü hastaneye hediye gelirdi. Gönüllü anneler, gönüllü palyaçolar, gitar çalanlar hatta ünlü futbolcular gelirdi. O zamanlar futbolcu olmak istediğim için Tuncay Şanlı gelmişti ziyaretime ve bana forma vermişti. Hayatımda yaşadığım en büyük mutluluklardan biriydi. Düşünüyorum o zamanlar benim her şeyim vardı, ailem her şeyi sağlıyordu, akrabalarımda yardımcı oluyordu. O dönemi görünce çocuklar için bir şeyler yaparak onları mutlu etmek ve birazda ilaç ortamındaki o havadan uzaklaştırmak adına böyle bir etkinlik düzenlemek istedim. Böyle bir etkinlik düzenlersek sanki ben kendim mutlu olmuşum her salı günü birilerinin gelmesini bekliyormuşum gibi onlarda belki bizi bekler dedim.

Gönüllü annelerden bahsedebilir misiniz?
     Çocukların kendi anneleri var zaten, gönüllü anne dediğimizde ise hediyeler getiriyor, çocukların isteklerini karşılıyor. Annesi dışında ekstradan sevgi, şefkat sağlıyor. Benim gönüllü annem maddi durumu iyi olan biriydi ama maddi durumun illa iyi olmasına gerek yok. Vakıf ya da derneklerde bunu kendilerine rol edinmiş kişiler de olabilir.

Yapılan etkinliklerdeki yardımları nasıl sağlıyorsunuz? Yani insanlara nasıl ulaşıyorsunuz?
     Öncelikle sosyal medya üzerinden sağlıyorum yani takipçi sayım fazla. Ayrıca kendi arkadaş çevreme haber yolluyorum. Zaten çevremde doktor çok olduğu için bu konuda bilinçliler. Bazıları pansuman malzemelerini yolluyor, bazıları kemik iliği malzemelerinin bir miktarını karşılıyor bu şekilde yardımcı oluyorlar. Tanımadığım kişilerde sosyal medya üzerinden mesaj atıyor.

Sosyal medyada takipçi sayınızın artışı nasıl oldu?
     Biraz benim şansıma oldu, fazla takipçi sayısı olan kişiler etkinlik paylaşımını beğendiler. Sonrasında takipçilerine, böyle bir etkinlik var destek verelim paylaşım olunca buradan çok geri dönüş oldu. Birde ‘10 years challenge’ olayında bende bir fotoğraf paylaşmıştım. Kanser olduğum zaman ve şimdiki zaman diye bu olayda takipçi sayımın artmasını sağladı. İnsanlarda şöyle bir etikette oldu, bu süreci yaşamış, doktor olmuş yine bu süreçteki insanlara yardımcı olmak istiyor diye baktıkları için dolu dolu geldiler. Belki eskiden bir kalem veriyorken şuan 5 kalem veriyor gibi yani doğru yere gittiğini düşünüyorlar.

“Etkinliklerin önceliği, kendi hayatımla bağlantılı iller oluyor”
Etkinlikleri ne sıklıkla yapıyorsunuz?
     İlk etkinliğimiz 2013 yılında, ikincisi 2014’te oldu. Son ikisi de bu yıl gerçekleşti. Zaman aralıkları kendi isteğime göre oluyor. 3 ayda bir yapabilirim ama asıl isteğim şu; ben İstanbul’da tedavi gördüm o yüzden İstanbul’a, Samsun’da üniversiteyi okudum bu yüzden Samsun’da, Van’da mecburi hizmeti yaptım oraya şuan İzmir’deyim burada yapmak. Kendi hayatıma etki edecek, yaşadığım illerle bağlantılı olmasına daha fazla dikkat ediyorum. Ama Ankara, Antalya yani her yer olabilir. Hastane bazında ve izinde alabilirsek her yer olur.

Hediyeleri nasıl belirliyorsunuz?
     Hastanelere gidiyorum, önce bölüm başkanından randevu alıyorum ve görüşüyorum. Son yaptığımız etkinlikteki bölüm başkanı şeker gibi bir adam. Bana da şunu söyledi; ‘sana güveniyorum ve her şeyi senin yapmanı istiyorum, zaten bu yoldan geçmişsin, birde meslektaşımsın yani güven tam.’ Maskemi takıyorum ve servislere giderek ailelerle anlaşıyorum, bende bu yoldan geçtim size destek olabileceğim, istediğiniz bir şey var mı diyorum. Küçük bebekler için kimi aileler bez istiyor, kimisi zıbın istiyor. Bazı ailelerde toplu alanda çocuklarının kafası dağıldığını fakat odaya geldiklerinde, çizgi film izlemek istediklerini ama tuşlu telefonları olduğunu, bu yüzden tablet lazım olduğunu dile getiriyor. Ailelerin bazılarının durumlarının gerçekten olmadığı anlaşılıyor. Yani istekleri aileler belirliyor. Birde servise bazı zamanlar psikolog geliyor, o da bazı hastaların neye ihtiyacını olduğunu belirleyebiliyor.

Etkinliğe hasta çocuklar, nasıl katılım sağlıyor?
     Hastanede kan değerleri iyi olan, ateşli durumu olmayan çocuklar seçiliyor. Tabii ki yoğun bakımlık ve ateşi yüksek olan çocukları kalabalık ortama almak kafasına mermi sıkmak ile aynı şey. O yüzden durumu iyi olan ya da bir kür tedavisi bitmiş ikinci küre geçecek arada 3, 5 gün boşlukta da uzak şehirden gelen hastalar olabiliyor. O gibi durumlarda ya da stabil durumda olan çocukları hocanın izni ile alıyoruz. Diyelim ki serviste 13 yatak var ama 5 tanesi gidemez geri kalanları alabilirsin diyor. Kalan 5 kişiye yapabilecek bir şeyimiz olmuyor belki babası bile giremiyor odaya. Babası giremezken senin o odaya girmen kesinlikle lüks. Şimdi hediye konusu da şöyle son etkinlikte liste paylaştık 36 kişi vardı, 36 kişinin sadece 13’ü etkinliğe katıldı ve hediyeleri elden aldı. Geri kalanını hepsinin adına özel etiketli olarak servis hemşirelerine teslim ettik.

Hasta çocuklar için başka projeleriniz var mı?
     Proje değil de zaten şunu yapacağız; her hafta düzenli olarak bu etkinliği maddi ya da oyuncak olarak değil de, müzik gösterisi, tiyatro oyunları gibi çocukların biraz daha o ortamdan uzaklaşmasını sağlamak. Belirli gün ve saat üzerinden, gönüllülerden oluşan, örneğin üniversitenin tiyatro topluluğu olabilir ya da müzik kulübü. Örneğin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi için Ege Üniversitesi’ndeki topluluklar, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi için Dokuz Eylül’deki topluluklar gibi. Gönüllü olarak bu işe kendini adayabilecek, 2 hafta bir etkinliklere katılım sağlayacak bir program yapmak. Onun haricinde zaten çocukların isteklerini gerçekleştirmeye çalışıyorum. Ama mesela öyle hayaller oluyor ki elektrikli scooter ya da laptop gibi onlar biraz lükse kaçıyor. Laptop, tablet vs. yüksek ürünler yani bir sponsor bulmak gerek. Sonuçta bende devlet memuruyum, mesela son etkinlik için aldığım iki adet hediye var. Biri bisiklet biri de mini fotoğraf makinesi. Bunların dışında laptop alabilecek bütçe ayıramıyorum. Onun için biraz daha gerçekçi olacak ve mutlu edebilecekleri şeyler yapmak gerek.

Son olarak ne söylemek istersiniz?
     Herkesin kendini hasta çocukların yerine koyması gerekiyor. Çocuğu olanlar genelde bunu yapabiliyor. Mesela çocuğunun doğum günü olan aile ben çocuğumun doğum gününü kutlamayacağım, para gönderiyorum iki çocuğa kemik iliği biyopsisi alın diyebiliyor. Eminim ki onlar doğum günü de kutluyorlardır. Biraz empati yapmalıyız, kimin orada olacağını bilemeyiz. Mesela ben her iki tarafı da yaşamış birisiyim. Gerçekten sıkıntılı süreçler geçirdim, hayatımda yaşamadığım acıları yaşadım. Bu yüzden acılara duyarlı olmak adına insanları etkinliklere çekmek istiyorum. Zorla yapılacak bir iş değil tabi, bazı arkadaşlarıma hiç lafını bile etmiyorum çünkü biliyorum ki o orada kalır. Bazı arkadaşlarım ise zaten söylemeden geliyor.


+ Benzer Haberler
» Müze ziyaretlerinden 40.1 milyon TL’lik gelir
» İEÜ mezunları çarpan etkisi yaratmaya başladı
» Çocuklar arkeolojik mirası deneyimleyecek
» “İlaç stratejik ürün olarak belirlenmeli”
» Meşe palamudunda kaynak çok, hammadde yok
» “Maxion İnci Jant Grubu yenilikte ve inovasyonda lider”
» Pamukta tek teselli teknoloji
» ‘Harita’da Uzakdoğu’ya ihracat atağı
» “Yabani otların ayırt edilmesi mümkün”
» Sınavlar anlama becerisini desteklemiyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 16.11.2019
  Ticaret 15.11.2019
  Ticaret 14.11.2019
  Ticaret 13.11.2019
  Ticaret 12.11.2019
  Ticaret 11.11.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni