• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

"Müsilajın Ege’yi kaplaması zor bir ihtimal"

11 Eylül 2021 Cumartesi 17:00
12
14
16
18

Prof. Dr. Sunlu, denizlere ulaşan evsel ve endüstriye atık sular arıtılır ve çevreye deşarj edilirse müsilaj yayılımının yüzde 85-90 oranında kontrol altına alınabileceğini aktardı:

“Müsilajın Ege’yi kaplaması
zor bir ihtimal”


   ► Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Sunlu, “Yoğun müsilaj kütleleri hareket ettikçe dağılır ve parçalanır. İzmir Körfezi Orta Ege’de yer alıyor ve buraya gelebilmesi çok uzak ihtimal” dedi.

           SEZA NUR DEMİRPARMAK      
     İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi tarafından yayınlanan ‘Denizden Merhaba’ dergisinin 31’inci sayısında Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Sunlu, müsilaj oluşumu ve yayılımının engellenmesine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Müsilajın Çanakkale Boğazı’nı geçerek Ege Denizi’ni kaplamasının zor bir ihtimal olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sunlu, müsilaj yayılımını engellemek için denizlere ulaşan evsel ve endüstriyel atık suları, ileri arıtma teknikleri uygulayarak arıtılır ve çevreye deşarj edilirse bu problemin yüzde 85-90 oranında kontrol altına alınabileceğini aktardı.

“Yoğun müsilaj kütleleri hareket ettikçe parçalanıyor”
     Son aylarda gündemde olan müsilaj oluşumuna değinen Prof. Dr. Sunlu, “Yoğun su kütlelerinin hareketinin devam etmesi deniz salyası olarak da ifade edilen ve yoğun alg oluşumu sonucunda deniz yüzeyinde görmüş olduğumuz bu polisakkarit yapıyı kıyı alanlarına sürüklenmekte ve birikim yapmaktadır.  Marmara Denizi, Karadeniz ve Ege Denizi birbiri ile bağlantılı su kütleleridir ve doğal olarak akıntılar ile bir etkileşim vardır.  Bu yığınlar İstanbul Boğazı’ndan ve Marmara’ya doğru bir yayılım sergilemiştir. Ancak müsilajın Çanakkale Boğazı’nı geçerek Ege Denizi’ni kaplamasının zor bir ihtimal olduğunu belirtmekte fayda vardır. Ege Denizi’nde aşırı alg çoğalmasını biz zaman zaman zaten bölgesel anlamda yaşıyoruz ancak Ege Denizi’nin rüzgar ve akıntı sistemleri ile su özellikleri, Marmara Denizi’nden tamamen farklıdır. Dolayısıyla tüm Ege Denizi’ni kaplayabilecek kütlesel bir aşırı alg çoğalması ve sonucu olarak musilaj yayılma oranının düşük olduğunu düşünmekteyim. Teorik anlamda mümkün olabilir ama şunu unutmamamız gerekiyor; yoğun müsilaj kütleleri hareket ettikçe dağılır ve parçalanır. İzmir Körfezi Orta Ege’de yer alıyor ve buraya gelebilmesi çok uzak ihtimal olduğunu belirtmekte fayda var” ifadelerinde bulundu.

“Atık sular arıtılırsa müsilaj yüzde 90 engellenebilir”
     Prof. Dr. Sunlu, müsilaj yayılımını engellemek için denizlere ulaşan evsel ve endüstriyel atık suları, ileri arıtma teknikleri uygulayarak arıtılır ve çevreye deşarj edilirse bu problemin yüzde 85-90 oranında kontrol altına alınabileceğini belirtti. Prof. Dr. Sunlu, “Bu konuda İzmir 2000‘li yılların başında tamamlamış olduğu Büyük Kanal Projesi ile örnek alınabilir. Söz konusu aşırı alg çoğalması aslında Türkiye denizlerinde ilk defa gözlenen bir olay değildir ve bu olayın denizel ekosistemin dengesi bozulduktan sonra yüzde yüz olarak engellenmesi mümkün değildir.  Alg çoğalmasının temelini oluşturan besleyici elementler sadece insan kaynaklı olmadığını, atmosferik taşınımla, karasal erozyonla ve nehirler yoluyla da denizlerimize taşınan bir olgu olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Ancak yüzde 90 seviyelerinde etkinin evsel ve endüstriyel atık sulardan kaynaklandığını belirtmekte gerekmektedir. Bu atık suları ne ölçüde arıtabilirsek o ölçüde bu olayı kontrol edebilme şansına sahip olacağımız açık bir konudur. İleri arıtma sistemlerinin kurulumunun önemi sürecin ve kirliliğin kontrol altına alınmasında büyük önem arz etmektedir” diye konuştu.

“Avcılığı yapılan türlerin takip edilmesi önemli”
     Türkiye’nin su ürünleri avcılık verilerinin büyük bir oranını hamsi balığının oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Sunlu, “Bu sene çevresel ve iklimsel faktörlerin etkisine bağlı olarak gelişen ve gelecek yılların hamsi stoklarına ve anaçlarına olumsuz etki edebilecek faktörleri bertaraf edebilmek için av sezonunda yeterli boy büyüklüğüne ulaşamayan hamsi avcılığının geçici olarak durdurulması kararı bu konuda atılan önemli adımlardan biri. Bu kararın olumlu neticelerini önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Avcılığı yapılan türlerin biyolojik parametrelerini, ortamdaki besin durumunu ve çevresel şartların stoklar üzerindeki etkilerini takip edilmesinin büyük önemi var. Bu doğrultuda Tarım ve Orman Bakanlığı, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün koordinasyonunda, zamanında ve yerinde aldıkları kararlarla, hamsi stokların korumasının yanı sıra sürdürülebilirliğini ön plana çıkartılarak, çevre dostu üretim ve koruma-kullanma dengesini gözeten politikalarla sektörün önünü açmak için çalışmış ve 2023 hedeflerine doğru emin adımlarla yürünmesi konusunda imkân tanımıştır” ifadelerini kullandı.

“Su ürünleri pandemiyi iyi bir yönetim planı ile geçirdi”
     Ülke tarihinde ilk kez 2021 yılında yetiştiricilikle yapılan üretimin, avcılıktan elde edilen miktarı geçtiğini hatırlatan Prof. Dr. Sunlu, “Ülkemizde 1990’lı yılların başında 5 bin ton civarında üretimler ile gündeme gelen su ürünleri yetiştiricilik sektörünün bu noktalara gelmesi gurur verici bir konu. Dünyadaki gelişmeleri takip ederek yakalamış olan sektör bu avantaj ile her geçen gün üretim değerlerini arttırmaktadır” dedi.
     Su ürünleri sektöründe son 2 yılın değerlendirilmesini yapan Prof. Dr. Sunlu, “2019 yılında avcılık miktarı 463 bin 168 ton iken, yetiştiricilik üretimi 373 bin 356 ton olarak istatistiklere girdi. Türkiye’de geçen yıl yaklaşık toplam olarak su ürünleri üretimi 628 bin ton olarak açıklandı. 2020 yılı verilerine baktığımız zaman avcılık miktarının 364 bin ton, yetiştiricilik üretiminin ise 421 bin ton değerlerine ulaştığını görmekteyiz. 2020 yılında su ürünleri sektörümüz 1 milyar 63 milyon dolar ihracat rakamına ulaştı. Ülkemizden 100’e yakın ülkeye su ürünü ihracatı gerçekleştirildi. Bu noktada yetiştiricilik üretimimize ayrı bir sayfa açmakta fayda var. 2020 yılında, çipura üretimi yüzde 10 artarak 110 bin tona, levrek üretimi ise yüzde 8 oranında artışla 149 bin tona ulaştı. Alabalık üretimimiz ise yine yüzde 10’luk artış ile 128 bin ton olarak gerçekleşti. Özellikle yapılmış olan promosyon ve reklam çalışmaları ile gerek iç piyasa gerek ise dış piyasada Türk somonu bir marka değeri kazanarak talebin artmasına ve buna bağlı olarak üretimin bir önceki yıla oranla yüzde 93 oranında artmasına imkan tanındı. 2020 yılı içerisinde gerçekleşen Türk Somonu üretimi 18 bin tona ulaşmıştır. Tüm bu veriler ışığında su ürünleri sektörünün pandemi sürecini almış olduğu tedbirler doğrultusunda diğer sektörlere göre daha iyi bir yönetim planı ile geçirmekte olduğu ortaya çıkmakta” ifadelerinde bulundu.


+ Benzer Haberler
» Lojistiğe kadın eli değdi
» Günlük test sayısı 356.132 ile rekor kırdı
» MB politika faizini %18’e indirdi
» Fikirlerin buluşma noktası ‘Kuleizmir’ açılıyor
» “Paris Anlaşması uluslararası işbirliğinde tek araç”
» Avrupa’nın en büyük ikinci fuarı Pet İzmir başladı
» Ege İhracatçı Birlikleri’nde Gıdada Sürdürülebilirlik UR-GE Projesi başlıyor
» Bugüne kadar 2,3 milyar TL nakdi yardım yapıldı
» TİM, inovasyon projeleri ile TEKNOFEST’e damga vurdu
» Kemalpaşalı sanayici hızının kesilmemesini istiyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 24.09.2021
  Ticaret 23.09.2021
  Ticaret 22.09.2021
  Ticaret 21.09.2021
  Ticaret 20.09.2021
  Ticaret 18.09.2021
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni