• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

“Sağlıklı bir gelecek ve yaşam için sorumluluk almak gerekir”

21 Kasım 2019 Perşembe 12:00
12
14
16
18

   ► Termik santrallerin neden olduğu hava kirliliğinin, solunum rahatsızlıklarını arttırdığı vurgulayan Doç. Dr. Osman Elbek, “Partikül madde ve kükürt dioksit dışında pek çok kirletici var. Örneğin Türkiye’de hastalık ve ölümlere yol açan 2.5 mikron çaplı partiküllerin yaygın biçimde ölçümü yapılmamaktadır” dedi.

     Birleşmiş Milletlere bağlı olarak çalışan Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre yılda 7 milyon insan hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor. Hava kirliliğine yol açan faktörlerin başında, maliyeti arttırdığı için baca filtreleme sistemlerini kurmadan faaliyete devam eden kömürlü termik santraller geliyor.
     Türkiye’de Greenpeace Akdeniz’in geçen mart ayında hazırladığı ‘Afşin’de Kömürlü Termik Santrallerin Bedeli’ başlıklı raporunda, kirlilik nedeniyle bugüne kadar 17 bin erken ölüm yaşandığı belirtiliyor.
     Termik santrallerin doğaya saldığı partikül oranında kirlilik alt sınırını Sağlık Bakanlığı 48 olarak kabul ederken, DSÖ’nün kirlilik sınırında 20 değerini temel alıyor. Yapılan ölçümlerde ince partikül maddeler ölçülmezken termik santrallerin, sanayi tesislerinin yoğunlukta olduğu bölgelerde Ulusal Hava İzleme Ağı’nın ölçüm verileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından açıklanmıyor.
     TBMM Genel Kurulu’nda 30 Haziran 2022 tarihine kadar ‘çevre mevzuatından muafiyet’ için ‘termik santrallere ek süre verilmesi’ni içeren yasa taslağının görüşmeleri devam ediyor. Enerjisinin yüzde 80’ini fosil yakıtlardan elde eden Türkiye’de hava kirliliğine bağlı olarak solunum rahatsızlıklarının paralelinde ilaç tüketimi ve ilaç maliyeti artıyor.
     Kadıköy Florence Nightingale Hastanesi’nde göğüs hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Osman Elbek hava kirliliğinin halk sağlığı üzerine etkilerini anlattı.
     Doç. Dr. Elbek, fosil yakıtların kullanıldığı hiçbir teknolojinin temiz olmadığını söylüyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasını savunmanın da tek başına yeterli olmadığı görüşünde. Elbek, “Sağlıklı gelecek mi, yoksa kalkınma mı?” sorusunu gündeme getiriyor.
     Türkiye’de hava kirliliğine yol açan kükürt dioksit ve 10 mikron çapa ulaşan partikül maddenin yaygın biçimde ölçüldüğünün altını çizen Elbek şöyle diyor: “Oysa bu iki kirletici dışında da pek çok kirleticinin takibi yapılması gereklidir. Ayrıca partikül madde açısından 10 mikrondan ziyade 2.5 mikron çaplı ince partiküllerin takibi de yapılmalıdır. Fakat ne yazık ki hastalık ve ölümlere yol açan 2.5 mikron çaplı partiküllerin yaygın biçimde ölçümü yapılmamaktadır.”

Her dört istasyondan biri yeterli ölçüm yapmıyor
     Elbek, bir istasyonun yeterli çalışabilmesi için yılın en az yüzde 75’inde ölçüm yapmasının gerekli olduğunu kaydediyor. “Ancak” diyor, “Türkiye’deki istasyonların bir kısmı eksik ölçüm yapmaktadırlar. Daha kötüsü 2017 yılında yetersiz ölçüm yapan istasyon sayısı 26 iken, bu değer 2018 yılında 48’e yükselmiştir. Başka bir ifadeyle, 2018 yılında Türkiye genelinde bulunan her dört istasyondan biri yeterli düzeyde ölçüm yapmamıştır. Yetersiz ölçüm yapan istasyonların hemen tamamının hava kirliliğinin yoğun olduğu bölge ve dönemlerde ölçüm yapmamış olduğu da dikkat çekicidir.”


Kalkınmayı salt ekonomik büyüme olarak ele almak doğru değil

     Kadıköy Florence Nightingale Hastanesi’nde göğüs hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Osman Elbek, hava kirliliğinin ekonomik sistemle ilişkisini değerlendirdi.
     Kapitalizmin kuralı gereği içinde bulunulan uygarlığın zihniyetini ‘büyü ya da öl’ diye tanımlayan Doç. Dr. Elbek’e göre, daha çok kazanç uğruna fetişleştirilen ‘büyüme’ hedefi dünyayı hızla yaşanmaz duruma yaklaştırıyor.
     Kalkınmayı sadece ekonomik büyüme olarak ele almanın doğru olmadığını vurgulayan Elbek, ‘kalkınma’ kavramına şöyle açıklık getiriyor:
     “Kanaatimce kalkınma, insanların ve doğanın ahenkli bir şekilde birbirlerini besleyerek, biyoçeşitliliği ve aynı zamanda yaşam niteliğini yükseltmeyi hedeflemesi halinde olumlu bir anlam taşımaktadır. Bu nedenle herkesin temel insani ihtiyaçlarının, ekonomik ve sosyal güvenliğin garanti altına alınmasını savunmak gerekir. Kullanılacak teknolojilerin doğayla uyumlu olduğu kadar merkezi ve bürokratik bir yönetsel aygıtı gerektirmeyecek biçimde, yurttaşlarca kolayca denetlenebilecek eko-teknolojiler olmasının, enerjinin ise ekolojik evrimi zenginleştirecek biçimde tümüyle yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşturulması büyük bir önem taşımaktadır. Çok açık ki hava kirliliği başta olmak üzere yaşanan tüm ekolojik sorunların çözüm noktasının ‘sürdürülebilir kalkınma’ bakış açısının yerini ‘sürdürülebilir bir gelecek ve yaşam’ın almasından geçtiğini bilmek ve böylesi bir değişimin gerçekleşmesi için her alanda sorumluluk üstlenmek gereklidir.”


Türkiye’nin belirlediği değerlerin bilimsel bir karşılığı yok
     Partikül madde ölçümünde Türkiye’nin ulusal mevzuat sınır değerleri ile Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği sınır değerler farklılık içeriyor. Partikül oranında kirlilik alt sınırını Sağlık Bakanlığı 48 olarak kabul ediyor. DSÖ ise kirlilikte 20 değerini temel alıyor.
     Doç. Dr. Elbek, farklılığın nedenini şöyle açıklıyor: “Türkiye’nin DSÖ’nin önerdiği sınır değerlerine ulaşamayacağını bildiği için ve havanın da ulusal mevzuat açısından kirli sayılmaması için ‘uydurduğu’ değerlerdir. Türkiye’nin belirlediği bu değerlerin bilimsel bir karşılığı yoktur. Hatta son yıllardaki araştırmalar DSÖ’nün ‘güvenli’ dediği düşük sınır değerlerinin dahi hastalık ve ölümlere yol açtığı ve daha da aşağıya çekilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Türkiye’nin sınır değerlerini ise hiçbir bilimsel kuruluş dikkate almamaktadır.”

Birçok hastalık hava kirliliği ile ilişkili
     Türkiye’de hava kirliliğinin hastalıklar üzerindeki etkisini değerlendiren Elbek, Sağlık Bakanlığı’nın verilerini hatırlatıyor. Ölümlerin ilk üç nedenini ise dolaşım sistemi hastalıkları, kanserler ve solunum sistemi hastalıkları diye sıralıyor:
     “Öte yandan ölüm nedenleri ile benzer biçimde hava kirliliğiyle ilişkili olan yüksek tansiyon, koroner kalp hastalığı, astım, diyabet, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve inmeler; Türkiye’de sağlık birimlerine en fazla başvuruya yol açan hastalıklardır. Solunum sistemi hastalıkları ise hem 2015, hem 2016 hem de 2017 yıllarında en fazla hastane yatışına yol açmıştır. 2002–2017 yılları arasında hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olan inmenin yüzde 58, diyabetin yüzde 44, kronik obstrüktif akciğer hastalığının yüzde 42 ve akciğer kanserinin yüzde 38 oranında hastalık yükünün arttığı görülmektedir.”

İlaç tüketimi artıyor
     Hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olan solunum sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçların tüketimi de yıllar içinde artış göstermiş. 2011 yılında 269 milyon kutu solunum sistemi ilacı tüketilirken, 2015 yılında bu miktar yüzde 18 ile 317 milyon kutuya ulaşmış.
     “Başka bir ifadeyle” diyor Elbek, “2011 yılında her bin kişiye 87 tane günlük solunum sistemi ilacı düşerken, bu oran 2017’de yüzde 15 artış göstererek 100’e yükselmiştir. 2017 yılı itibariyle sadece solunum sistemi ilaçlarının satış değeri 2 milyon 431 bin liradır.”

9 milyon lira maliyet ödemesi yapılmış
     Elbek, hava kirliliğine bağlı olarak ortaya çıkan sorunların sağlık açısından maliyetine yönelik ise şu açıklamayı yapıyor:
     “İstanbul ilinde yapılan başka bir araştırmada 2013–2014 yıllarında 149 bin 320 hastanın doğrudan hava kirliliğinin artışına bağlı olarak hastanelere başvurmuş. Hava kirliliği düzeylerinden en çok etkilenenin 0-14 yaş grubu olduğu ve sosyal sigorta sisteminin hava kirliliği nedeniyle gelişen hastalıklar için 9 milyon 25 bin 339 Türk Lirası doğrudan maliyet ödemesi yaptığı gösterilmiştir.”

Hava kirliliği öldürüyor
     Doç. Dr. Elbek hava kirliliği gibi sorunların temel nedenini Türkiye’de uygulanmakta olan sağlık politikasına bağlıyor. Çözümün ise sağlığın sosyal bileşenlerinin de dikkate alınarak, önleyici ve koruyucu hizmetlerin geliştirilmesinde saklı olduğunu söylüyor:
     “İç ve dış ortam hava kirliliğinin azaltılmasına yönelik yapılacak müdahaleler Türkiye sağlık ortamı açısından temel ve belirleyici bir öneme sahiptir.”
     Hava kirliliğinin ölümler üzerindeki etkisine dikkat çeken Doç. Dr. Elbek Türkiye’de 2015 yılında 43 bin 820, 2016 yılında 48 bin 532 kişinin solunum sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiği bilgisini veriyor.
     Elbek, “Kronik tıkayıcı (obstrüktif) akciğer hastalığına bağlı ölümlerin Türkiye’de en sık aralık, en az temmuz ayında olması da hava kirliliğinin ölümler üzerindeki etkisini göstermektedir” diyor.


Termik pahalı, yenilenebilir ucuz

     Finans düşünce kuruluşu Carbon Tracker’in 2018 yılında yayımladığı veriler dünyadaki kömürlü termik santrallerin yüzde 42’sinin zarar ettiğini gösteriyor.
     Araştırmaya göre, dünyada işletmede olan kömürlü termik santraller, kurulu gücünün yüzde 95’ini (1900 GW), inşa hâlindeki kurulu gücün ise yüzde 90’ını (220 GW) oluşturuyor. Çeşitli ülkelerdeki 6 bin 685 kömürlü termik santralin kâr analizini yapan rapor, yeni kömürlü termik santrallere ihtiyaç olmadığını ortaya koyuyor.
     Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’nin (TEİAŞ) ‘Kurulu Gücünün Kaynaklara Göre Dağılımı’ araştırması kapsamında yayımladığı verilerde Türkiye, elektriğin yüzde 31,87’sini hidroelektrik, yüzde 28,78’sini doğalgaz ve yüzde 2,.46’sını kömür santrallerinden sağlıyor.
     Türkiye’nin karbondioksit oranını artırması, oksijenin azalması, küresel ısınmaya yol açmasıyla bilinen fosil yakıtlardan enerji elde etme oranı yüzde 80.
Son yıllarda devletin enerji politikası, Türkiye’nin tüm linyit ve taş kömürü rezervlerini 2023’e kadar elektriğe dönüştürülmesi planıyla öne çıktı. Yerli kömür kaynaklarının daha fazla kullanılmasıyla ülkede arz güvenliğinin sağlanacağı ve dış politik pozisyonda Türkiye’nin elinin güçleneceği belirtildi.
     Kömür rezervlerinin sonuna kadar kullanılması politikasına paralel olarak özelleştirilen ve denetimi yapılamayan maden ocaklarında kömür ‘ucuza’ mâl edilirken; Soma, Ermenek gibi meydana gelen maden facialarında maden işçileri hayatlarını kaybetti.
     Carbon Tracker kömürlü termik santralleri içeren ‘Güçsüzleşen Kömür: Kömür enerjisinin son yıllarının ekonomik ve finansal riskleri’ raporunda, Türkiye 2022 itibarıyla güneş, rüzgâr, biyokütle gibi yenilenebilir enerji santralleri, kömürlü termik santrallerden daha ucuza elektrik üretecek.
     Raporda kömürlü termik santraller, hava kirliliği düzenlemeleri nedeniyle maliyetlerinin artırmasıyla öne çıkarken; kıyı, rüzgâr, dalga ve güneş enerjisinin fiyatlarının düştüğü tespit edildi.


 


+ Benzer Haberler
» İzmir kolonyaları destek bekliyor
» Endüstrileşme, MS riskini arttırıyor
» “Uzmanlaşma olmazsa hobi olarak kalır”
» “Türk insanında koleksiyon güdüsü var”
» Toprak altı sulama devlet teşviki bekliyor
» ‘Güvenli Bölge’nin değirmenlerine talibiz
» “Voleybolda kadınlar erkeklere göre daha sabırlı”
» Gültekin: “İzmir’de konut sektörü hızlı toparlanıyor”
» İzmir hayvan haklarında öne çıkacak
» Can dostlarının dünyasını elleriyle ördü


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 12.12.2019
  Ticaret 11.12.2019
  Ticaret 10.12.2019
  Ticaret 09.12.2019
  Ticaret 07.12.2019
  Ticaret 06.12.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni