• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Sürgün köpeklerin yaşamla mücadele hikayesi

24 Haziran 2019 Pazartesi 14:00
12
14
16
18

   ► Köpek Filmi, şehir dışlarına terk edilmiş köpeklerin ve onlara hayatlarını adayan hayvan severlerin seslerini duyuruyor.

     Toplumun büyük bir kısmı dünyanın kendileri için yaratıldığını düşünerek hayvanların yaşam hakkını gasp ediyor. Özellikle köpekler havladığı, kakasını yaptığı için yaşadıkları yerlerden sürülüyor. Akademisyen ve yönetmen Cem Hakverdi’nin 2 yıl boyunca İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Mardin, Nevşehir ve Kars’ta çekimlerini yaptığı Köpek Filmi, izleyiciyi dünyanın sadece insanlara ait olmadığı gerçeğiyle yüzleştiriyor. Köpek filmi, şehir merkezlerindeki köpeklerden öte şehir dışlarındaki terk edilmiş köpeklerin yaşam mücadelelerini, barınak gerçeklerini ve köpeklerin hayatlarını adayan hayvan severlerin durumunu göz önüne seriyor.

Sizi tanıyabilir miyiz?
     Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi ve belgesel yönetmeniyim. İlk uzun metrajlı belgeselimde şehir hayatının çok yorucu olduğunu düşünüp doğal bir hayat yaşamak adına Bozcaada’ya yerleşme kararı alan beyaz yakalı bir çiftin işlerini bırakıp, arabalarını satarak Bozcaada’ya yerleşmesi ve sonraki süreci takip ettim. Sonrasında, ikinci uzun metraj belgeselim Köpek Filmi’ni çektim.

Köpek Filmi’ni çekmeye nasıl karar verdiniz?
     Çocukluğumdan beri kediler ve köpeklerle hep iç içe yaşadım. Yaşadığım her evde kedilerim ve köpeklerim vardı. 3 sene önce İstanbul Kemerbucak tarafında ormanlık bir alana gittiğimde orada yüzlerce başı boş köpekle karşılaştım. Sağlıksızlardı ve yaşam koşulları çok zordu. Birkaç kişi oraya gidip düzenli olarak beslemese yaşamalarına imkan yoktu. Bu sorunun sadece burayla sınırlı olmadığını düşündüm ve araştırdıktan sonra da öyle olduğunu gördüm. Diğer yandan annemin mahallesinde baktığı bir köpeği vardı. Günün birinde ortadan kayboldu ve onun üzerine biraz düşünmeye başladım.
     Öte yandan sosyal medyadan ya da televizyondan hayvanlara yapılan şiddetin arttığını görüyoruz. Bu durumu tam olarak anlatan bir belgesel olmadığını fark ettim. Kendime bununla ilgili ben ne yapabilirim diye sorduğumda bir film yapabileceğimi düşündüm. Bu konuya dikkat çekmek, sahada aktif olarak çalışan gönüllülerin dışındaki insanların da durumun farkına varmasını sağlayarak gönüllülere ve eylemlere katkı vermesini sağlamak istedim. İnsanların hayvan hakları için harekete geçmesi ve verilen mücadeleye destek sağlamak için Köpek Filmi belgeselini çekmeye karar verdim.

2 yıl önce belgesele başlamak istediğiniz ile vardığınız yer arasındaki fark nedir?
     Başlangıçta bir yol haritam vardı, kuvvetli hikayesi olan hem insan hem de köpek karakterlerini takip edecektim. Ancak her şey planladığınız gibi gitmiyor. Belgesel çekimlerine başladıktan sonra yeni isimler duydum kimisini eledim, kimisiyle yoluma devam ettim. Bu sırada basından ya da sosyal medyadan yeni karakterler ortaya çıktı, onları da takip etmeye başladım. Fikir olarak böyle bir belgesel olacaktı ancak isimlerin bir kısmı ve şehirler değişti. Belgeselde Ankara ve İstanbul’da çekimler olacaktı ama Nevşehir ve Mardin planlanmış şehirler değildi. Doğu’ya gitmek istiyordum ama nereye gideceğimi insanları tanıdıkça ve araştırma derinleştikçe kararlaştırdım.

“Her coğrafyada iyi ve kötü insanlar var
Türkiye’nin Batı’sında Doğu’ya oranla hayvan hakları daha çok korunuyormuş gibi bir algı var. Doğu da durum nasıl işliyor?

     Doğu-Batı şeklinde ayrım yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Her coğrafyada iyi ve kötü insanlar var. Mardin’de takip ettiğim karakter çok vicdanlı bir insandı. Onun ve oradaki hekimlerin hayvana bakışı gerçekten örnek alınması gereken bir bakış açısıydı. Maddi ve fiziksel imkanlar doğrultusunda yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlardı. Ben Mardin’deyken rehabilitasyon merkezine tüfekle vurulan bir köpek getirildi. Köpeği tüfekle vuran insan da hayvanları kurtarmaya çalışan da çok olmamakla birlikte o coğrafyada yaşıyor. Ayrımı coğrafya olarak değil, iyi ve kötü insanlar olarak yapmalıyız.

Filmde hayvanlara sahip çıkma meselesinin sadece hayvanları beslemekten ibaret olmadığını gösteriyorsunuz. Sizce hayvanlara gerçekten sahip çıkıyor muyuz?
     Türkiye’de birkaç milyon hayvan sever varken, her şeyi yapmaya çalışanların sayısı bu rakamın 10’da biri kadar bile değil. Birkaç milyon hayvan seven en fazla evindeki hayvanıyla meşgul oluyor ya da hayvanlarla hiç temas etmiyor. Gerçekten yapılması gereken her şeyi çok az sayıda insan yapıyor. Yardıma muhtaç sokak hayvanı sayısı çok fazla, gerçekten yardım eden insan çok az. Toplumun geneli olarak sokak hayvanları için üzerimize düşen görevi yapmıyoruz. Eylemlerde yeteri kadar sesimizi çıkarmıyoruz. Yeteri kadar proje üretemiyoruz. Sokak hayvanlarının daha iyi şartlarda yaşayabilmesi için gerçekten kaçımızın bir yere sunabileceği bir fikri var. Fikri varsa da ifade ediyor mu? Biz bunları yapamayacak bir toplum değiliz. Çünkü hayvanları çok seven insanların sayısı gerçekten hiç az değil. Önemli bir kısmı olayın farkında değil, farkında olan bir kısım insan nereden başlaması gerektiğini bilmiyor.

“Köpekler mahallemizde yaşayan komşularımız”
Köpeklere ‘mahalle sakini’ diyorsunuz. Bu güzel tanımlamanın sizin için anlamını anlatabilir misiniz?
     Hayvanları tarihi insanların ki kadar eski. Ancak toplumun büyük bir kısmında dünya bizim için yaratıldı bakış açısı var. İnsanlar hayvanların yaşam hakkı yokmuş gibi düşünüp binaları, yolları inşa ediyor, her tarafa beton döküyor. Bir noktadan sonra da havladığı, kakasını yaptığı için onları yaşadıkları yerlerden sürmeye başlıyor. Onların da burada bizim kadar yaşamaya hakkı var.
     Hayvanlar bizim sokağımızda yaşayan birer mahalle sakinidir. Aslında kasaptan, manavdan, Ahmet amcadan farkları yok. Onlara sadece evi yok diye mahalle sakini olarak bakmamak problem. Evleri yok çünkü doğaları gereği evin içinde yaşamak zorunda değiller ve kendi ihtiyaçlarını başka hiçbir canlıya muhtaç olmadan karşılayabilecek muhteşemlikteler. Onlar bizim mahallemizde yaşayan komşumuz gibi olmalılar. Doğayla, yaşadığı mahalle ile ve insanlarla kurduğu bir bağ var. Dolayısıyla bütün bunların toplamında o köpek buranın bir sakini oluyor.

Neden şehir merkezlerindeki köpeklerden öte şehir dışlarındaki köpekleri izleyiciye göstermeyi tercih ettiniz?
     Şehir dışına terk edilmiş köpekleri göstermemin birden fazla boyutu var. Mahallemizdeki köpeklere alışkınız ve büyük oranda insanın mahallesindeki hayvanların durumu çok kötü değil. Böyle bir yanılsamayla baktığımız zaman fotoğrafın genelini göremiyoruz. Çünkü şehir dışında yaşayan köpeklerin hayatında çok ciddi bir dram var. Ayrıca sokakta mahalle sakini olarak tanımladığımız köpeklerin de mahallede hiçbir garantisi yok. Mahallede yaşayan sokak köpeği kaybolup, belediye tarafından ya da kötü bir insan mahalle sakini tarafından kamyona atılıp ormandaki hayvanların arasına katılabilir. Bir taraftan evcil köpek satın alma, hediye etme, sonrasında sokağa atılma o hayvanın da sonunun orası olması gibi sonuçlanabiliyor. Bir taraftan bu işin değişmesi için mücadele veren insanlar bütün ömürlerini o ormanlarda harcıyor. Asıl mücadele şehrin sokaklarında değil, şehir dışlarında veriliyor. Şehir dışlarında kısır bir döngü var. Orada hayvanlar sürekli çoğalıyorlar, yemek ve su bulamıyor ve sayıları her geçen gün artıyor.

“Belediyelerin tesisleri köpek hapishanesi olarak hizmet veriyor”
Bu durum nasıl çözülebilir, nasıl bir süreç işlemesi gerekiyor?
     Şehir dışında yaşayan köpek popülasyonunun kısırlaştırma ile kontrol altında tutulması ve sağlam bir kanun çıkarılması gerekiyor. Kimse bir hayvanı keyfi bir şekilde bir yerden bir yere götürememeli. Hayvanların satılmasının engellenmesi gerekiyor. Parayı veren köpek sahibi olamamalı.
     Öte yandan eğitim kısmı çok önemli, eğitim olmazsa kanun olmasının da anlamı olmuyor. Bir taraftan iyi işler yapan derneklere kaydolmak, güvenilir insanlarla hareket edip onlara destek olmak ve herkesin kendi mahallesindeki kediye köpeğe sahip çıkması, onların sorunlarıyla ilgilenmesi gerekiyor. Belediyelerin tesislerine giderek oradaki köpeklerin durumuna bakmak, gidip köpekleri gezdirmek çok önemli. Belediyelerin tesisleri birer köpek hapishanesi olarak hizmet veriyor, bu tesislerin ne olduğunun tanımlanması gerekiyor. Hiçbir sağlıklı köpeğin belediyenin hapishanesinde kapalı tutulmaması gerekiyor. Tesislerde bir standart olması gerekiyor. Sahiplenme ve sahiplendirme kısmı çok önemli. Ormanlık arazideki hayvanların sağlık problemlerinin acilen çözülmesi, kısırlaştırılması, aşılanması ve beslenmesi gerekiyor. Bu durum çok yönlü çözülmeli.

“Sosyal medya yanılsama yaratıyor”
İnsanlar seslerini daha çok sosyal medya üzerinden çıkartıyor. Sosyal medyadaki insanlar gerçekten sahada hayvan haklarını koruyor mu?
     Sosyal medya çok kıymetli çünkü yapılan her şeyden haberimiz oluyor. Fakat artık insanlar hayvanlara şiddet yapılan videoların, fotoğrafların altına beddua ederek, küfür yazarak verilmesi gereken tepkiyi verdiğini düşünüyor. Bunun dışında şiddet haberlerinin görsellerinin çoğalması ile birlikte insanlar bunları kanıksamaya başladı. Şiddet az ise ya da benzeri bir şiddete daha önce maruz kaldıysa bu çok fazla anlam ifade etmiyor. Tepki vermesi için şiddetin dozunun artması gerekiyor. Örneğin bir suç duyurusu bulunulacağı zaman insanlar chance.org’dan imza kampanyası imzalamakla ya da Facebook’tan bu bir suç duyurusudur diye paylaşımda bulunmakla yapılması gerekeni yaptığını ve bunun bir etkisi olduğunu düşünüyor. Gerçekten bir eylemde ses çıkarsa, bir derneğin kapısını çalsa ya da savcılığa dilekçe bıraksa gerçekten bir şeyler değişmeye başlayacak.

“Köpek Filmi sistemi sorgulatıyor”
Filmde sunduğunuz gerçekler insanların üzerinde nasıl bir etki bırakıyor?
     Filmi izleyenlerin çoğunluğunun hayvanlarla mutlaka bir ilişkisi var. Onların ‘şimdiye kadar hiçbir şey yapmadığımı fark ettim’ şeklinde geri bildirimde bulunması bence çok kıymetli. Belgeseli izlemeye gelen insanlar arasında sahada mücadele eden aktivistler de var. Onların da çok yalnız olmadığını görmesi çok önemli. Belgesel tek başına çözüm odaklı bir şey değil ama sistemi sorgulatıyor. İnsanları bir araya getiriyor, görmeyenlerin bir şeyleri görmesini, harekete geçmesini sağlıyor.

Köpek Filmi’nin bir sonraki gösterimi 27 Haziran Perşembe saat 20.00’de Alsancak Karaca Sineması’nda olacak. Köpek filmi görme engelliler tarafından sesli betimlemeli olarak da izlenebilecek.


+ Benzer Haberler
» Müze gelirlerinde yüzde 62,56’lık artış
» Deprem toplanma alanlarında kriter ne olmalı?
» Çobanoğlu, “Avrupa’ya kaliteli açılacağız”
» Kanseri yendi, kanserli çocuklara umut oldu
» “Kitaba kilit vurulmaz”
» Eylül’de turist sayısı yüzde 17,18 arttı
» “Kalbinizde saklayıp büyüttüğünüz bir gurur”
» “Balkabağı özlü sabun ile bir ilke imza attık”
» Hayalet ağlar deniz canlılarını sessizce öldürüyor
» ‘Attilâ İlhan vapuru’ hep hüzün dolu


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 19.10.2019
  Ticaret 18.10.2019
  Ticaret 17.10.2019
  Ticaret 16.10.2019
  Ticaret 15.10.2019
  Ticaret 14.10.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni