• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

TİCARET’in ilk yıllarında sosyal yaşam

20 Nisan 2019 Cumartesi 07:00
12
14
16
18

TİCARET'in ilk yıllarında sosyal yaşam

   ► 1938-1980 dönemi ise Türk toplum yapısında iç ve dış dinamiklerin etkisiyle önemli sosyal olay ve olguların yaşandığı zaman dilimidir.

    Bir ülkenin, bir toplumun varlığını sürdürmesi, kalkınması ve gelişmesi ile ilgili bütün süreçleri sosyal yapı içinde cereyan ettiğinden sosyal yapı incelemeleri önemlidir. 1938-1980 dönemi ise Türk toplum yapısında iç ve dış dinamiklerin etkisiyle önemli sosyal olay ve olguların yaşandığı zaman dilimidir. 1938 sonrası  Atatürk’ün ölümü, çok partili hayata geçiş denemelerinin yapıldığı, içerisinde olmamamıza rağmen II. Dünya Savaşı’nın etkilerinin yaşandığı, iç ve dış göç olaylarının Türk toplumunda büyük değişimleri başlattığı yıllardır. 1950 sonrası, maddi kültürdeki değişmelerin zihniyeti değiştirdiği, manevi kültürün de maddeye şekil verdiği bir dönem diyebiliriz.

     Sosyal yapı, bir toplumun belirli bir dönemdeki sosyal, kültürün, fiziki ve ekonomik dokusudur. Bu dokuda zaman içinde ortaya çıkan farklılaşmalar değişme kapsamında nitelendirilebilir. Kültürel yapı, fiziki yapı (yerleşme, barınma, konut tipleri) ve sosyal tabakalaşma şeklinde sosyal yapıyı düşündüğümüzde toplumlar bazı benzerlikler gösterse bile, aynı yapı özelliklerine sahip olmayabilirler. Bu bakımdan, toplum yapısı konusunda klasik sınıflandırmalardan uzak durmak gerekir. Yapı bilinmeden alınabilecek iktisadi, sosyal ve hukuki tedbirler toplumda, değerleri kaybedebilir ve toplumla yabancılaşma görülebilir. 1938 sonrası Atatürk’ün ölümü ve sonrası Cumhuriyet döneminde yapılan reformların halka benimsetilme sürecinin yaşandığı, çok partili hayata geçiş denemelerinin yapıldığı, dahil olmamamıza rağmen, II. Dünya Savaşı’nın etkilerinin yaşandığı, iç ve dış göç olaylarının Türk toplumunda büyük değişimleri başlattığı yıllardır. Özellikle II. Dünya savaşına girmememize rağmen, savaşın etkileri bir dış dinamik olarak sosyal yapıyı etkiledi. Kıtlık, ihtiyaçların karneye bağlanması, işsizlik, temel gıda maddelerinin bile yeterince bulunamaması yoksulluğu arttırdı. Harp döneminin acı izleri daha sonra kumaş, dokuma, şeker ve gıda ürünleri dahil, yerli üretimi arttırmada ve “Yerli Malı Haftaları”nın düzenlenmesinde büyük rol oynadı.

“Nüfusun arttırılmasına ihtiyaç duyuldu”
     1930’lu yıllar da Milli Mücadele döneminden nüfus kaybetmiş olarak çıkan Türkiye Cumhuriyeti, nüfus artışını teşvik etmek durumunda kaldı. Ekonominin canlandırılması, üretici ve tüketici niteliklerinin geliştirilmesi ve milli güvenlik boyutunun kazanılması için nüfusun arttırılması ihtiyacı duyuldu. 1927-1977 döneminde nüfus 3 mislinden fazla çoğaldı. 1935 genel nüfus sayımına göre, Türkiye nüfusu 16.158.018 olarak kaydedildi.

Köy Enstitüleri
     1938 sonrasının önemli bir konusu da kırsal nüfusa meslek ve dolayısıyla yukarı doğru sosyal hareketlilik sağlamayı hedefleyen  1940 yılında kurulan Köy Enstitüleridir. Bu faydalı kuruluşlar zamanla amaçlarından saptırılmış siyasi akımların ve kadrolaşmanın faaliyet alanı haline dönüştürüldü. Türk köyüne öğretmen yetiştirmekten ibaret olan enstitüler, zamanla dünya ölçüsünde bir sosyal ve ekonomik düzenin hazırlık alanları oldu. Bu yıllarda enstitü davasının yalnız köye öğretmen yetiştirmek gibi basit bir işten ibaret olmadığını gösteren yayınların çoğalması da anlamlı. Kısacası Köy Enstitülerinin mevcut durumları kapatılmalarının sebebi oldu.

Tarım alanlarından şehirlere göç
     Osmanlı, emperyalist bir devlet olmadığı için, Cumhuriyete ticaretten sanayi sektörüne geçebilmiş bir şehirli kitlesi, güçlü bir orta sınıf, sermaye birikimi ve altyapı devredemedi. 1950’li yıllarda Balkanlardan Türkiye’ye hızlanan göç dalgası, Türk sosyal yapısına “akraba” ve “soydaş” kavramlarının eklenmesini doğurdu. 1940’lı yıllar, tek parti zihniyetinin duygu, düşünce ve inanç üzerindeki çeşitli baskı ve sınırlamaları ile tarihe geçti. 1946 Genel Seçimleri Türk siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile başlayan dönem, halkın orta sınıflaşma sürecine girdiği, şehirli mesleklerin ortaya çıktığı, iş bölümünün geliştiği, eğitim yoluyla kazanılan statünün önem kazandığı, refah artışının ve kalkınmanın hissedildiği, ancak yabancıların da içimize fazlaca sızdığı bir dönem oldu. “Artık Söz Milletin” ifadesi, kır ve şehirde ama bilhassa kırsal alanda kasketlileri güçlü kıldı. Ekonomik yatırımların ve istihdam imkânlarının artışı, karayollarının gelişmesi, tarımda makineleşme süreci hızlandı. Tarımda makineleşme, tarım alanlarından şehirlere göçü de arttırdı. Giyimden beslenmeye kadar, tüketim tercihlerinin farklılaştığı, pazar ekonomisinin dikkat çektiği bir dönem başladı.

1950’lerde başlayan gecekondulaşma
     1950’li yıllarda tarımda makineleşme ve şehrin çekiciliği ülkeyi gecekondu gerçeği ile tanıştırdı. Tampon veya geçiş bölgeleri olarak adlandırılan, hem şehirliliği, hem de kırsallığı bünyesinde barındıran gecekondulaşma ile büyük şehir nüfuslarının 1/3’ü bu bölgelerde yaşar oldu. Şehir nüfusu içinde gecekondu nüfusunun payı devamlı artmış, bu oran 1955’te yüzde 4.7 oranında seyrederken 1960 yılında yüzde 16.4, 1980’de yüzde 26.1 ve 1990’da da yüzde 33.9 oldu. Gecekondulaşma, kentle bütünleşmenin bir yolu olarak görülmesinin yanında, bir yandan da kırsal yaşama modelinin yeniden üretilmesini sağladı. Konut sorunu, erkeğin işsizliği ve çocukların eğitimindeki sorunlar, dayanışma ve rehberlik yetersizliği uyumsuzluk doğurmuş, kıra geri dönüş eğilimlerini arttırdı. 1950 sonrası kırsalın iticiliği, şehrin çekiciliği, toprak yetersizliği, miras yoluyla toprağın bölünmesinin verimini düşürmesi ve tarımda makineleşmenin artışı, iç göçü bir yatırım fonksiyonu gibi görmeyi gerekli kıldı. İç göç hareketlerinin artışı, gecekondulaşmayı daha da arttırdı. Şehirlerde yığınlaşma, şehre uyum ve uyumsuzluk tartışılır hale geldi. Bu dönemde hane halkı sayısı 6’dan 5’e düştü. Bu düşüşte, şehirli nüfustaki artış, ailenin çekirdekleşmesi, tarım dışı faal nüfusun artması etkili oldu.  Şehirli nüfus, iç göçlerle arttı. 1935’te şehirli nüfus yüzde 23,5 iken; 1960’da yüzde 32,0 oldu. Şehirleşme hızı 1935’te yüzde 3,6 olmasına karşılık 1960’ta yüzde 5,0’a yükseldi. TÜİK verilerine göre; 1980 yılında şehirli nüfus oranı yüzde 43,9’a çıktı. 1985 yılında şehirli nüfus oranı ilk defa kırsal nüfusu geçti.

Artan nüfus, işsizlik sorununu doğuruyor
     Nüfusun üç ana yaş grubu arasında bölünüşü nüfusun nispi olarak yaşlandığını gösteriyor. Nüfus sayımları itibariyle 65 ve yukarı yaştaki nüfus nispi olarak artmakta. 1935’te 0-14 yaş grubunun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 41,2 iken 1960’ta yüzde 41,1 olmuş ve önemli bir değişiklik göstermemiştir. Türkiye’de nüfus artış hızındaki düşüş dolayısıyla nüfus sayımları itibariyle 0-14 yaş grubu nüfus sürekli azaldı. Faal nüfusu oluşturan 15-64 yaş nüfus grubundaki artış, Türkiye’de istihdam sorunlarını arttırmış, kamu ve özel sektörün daha fazla iş imkânı yaratmasını gerekli kılmış, işsizlik sorununu doğurmuş ve ilerideki dönemlere de taşımıştır. Nüfus artış hızı 1935-1940 döneminde yüzde 1,7 olmuştur. Zor geçen savaş dönemi sosyal yapıyı oldukça etkiledi. Nüfusu arttırıcı politikalarla 1945-1950 arası artış hızı yüzde 2,1’e çıkmıştır. Bu oran 1950-1955 döneminde yüzde 2,7, 1955-1960 döneminde yüzde 2,8 olmuştur. 1960-1975 yılları arası nüfus artış hızı yüzde 2,5 dolayında seyretmiştir. 1985-1990 döneminden itibaren nüfus artış hızı yüzde 1,7’e düştü.
     Türkiye’de Nüfusun Bağımlılık Oranı 1935 yılında 828 kişidir. Bu oran 1960’a kadar nispi bir düşüş göstermesine rağmen, 1960 yılında bağımlılık oranı artmış ve 810 olmuştur. Bu gelişmeler istihdam imkânlarının sınırlı kaldığını gösteriyor. İktisaden faal nüfus yıllarca çoğunlukla tarımda faaliyete devam etmiş, yıllar itibariyle sanayide nispi ve az bir artışa rağmen, hizmetler sektöründeki artış daha yükseğe çıktığı görüldü.
     Sosyal göstergeler içinde yer alan sağlık alanında yatak başına nüfus vedoktor başına nüfus rakamlarını ele alındığında; 1935’te yatak başına nüfus 1239 kişi, doktor başına nüfus da 9943 kişidir. 1960 yılındaki rakamlar ise sırasıyla 606 ve 2825’tir.

Okur-yazarlık artıyor
     Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana elde edilen en büyük başarılardan biri ise okur-yazarlık ve eğitim düzeyinde sağlanan gelişmelerdir. Türkiye’de 1935’te kadınların sadece yüzde 9.8’i, erkeklerin yüzde 29.4’ü okuryazar iken, bu oranlar 1940’ta kadınlarda yüzde 12.9, erkeklerde yüzde 36.2, 1960’ta kadınlarda yüzde 24.8, erkeklerde yüzde 53.6; 1980 yılında kadınlarda yüzde 54.7, erkeklerde yüzde 79.9 olmuştur. Toplamda okur-yazarlık oranları 1935 yılında yüzde 19.3 iken, bu oran 1940’da yüzde 24.6’ya, 1960’da yüzde 39.5’e ve 1980 yılında yüzde 67.5’e çıkmıştır. Hemen bütün yıllardaki oranlara bakıldığında kadınların okur-yazarlık durumunun erkeklere göre daha düşük olduğu görülmekle birlikte zamanla bu fark kapanmıştır.
     Sonuç olara; Atatürk’ün ölümünü takip eden dönem, İkinci Dünya Savaşı’nın sorunları ile boğuşan bir Türkiye manzarasını ortaya çıkarmıştır. Sosyal yapının veri tabanı nüfustur. Türkiye nüfusu önemli ölçüde artmış olmakla birlikte, nitelik değişikliğine uğramıştır. Zihniyet ve tüketim alışkanlıkları değişmiştir. Nüfusun meslekteki mevki ve iktisadi faaliyet kolları arasındaki dağılımında eğitime dayalı öncelikler öne çıkmıştır. Şehirli nüfus artmış, çekirdek ailelerin oranı yükselmiştir. Doğurganlık düzeyinde düşüş olmuş, nüfus artış hızında gerilemeler görülmüştür. Şehirleşme ile beraber meslekteki mevki bakımından ücretli grubu dikkat çeker hale gelmiştir.


+ Benzer Haberler
» Sıfır konut fiyatları alıcıyı ikinci ele yöneltti
» “Marketler bayramı fırsat biliyor”
» Müze ziyaretlerinde yüzde 18,88’lik artış
» Sünnet kıyafetleri artık alınmıyor
» “Tohumlar çeyiz sandıklarından çıkıyor”
» Organik sabun cilde ilaç oluyor
» “Anneannemin el emeğini nesilden nesile aktarmak istiyorum”
» Yemlik mısır talebi karşılanamıyor
» Konteyner taşımacılığında ihracat ağır bastı
» Üreticiyi sıfır gümrük vuracak


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 20.05.2019
  Ticaret 18.05.2019
  Ticaret 17.05.2019
  Ticaret 16.05.2019
  Ticaret 15.05.2019
  Ticaret 14.05.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni