• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Türkiye’nin rekabet gücü teknoloji ile artacak

17 Temmuz 2019 Çarşamba 07:00
12
14
16
18

   ► Cumhurbaşkanlığının 2019 yılı programında Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünün artırılmasına yönelik hedefler dikkat çekiyor.

     Tarihsel gelişim süreci içerisinde ilk olarak tarım alanında başlayan rekabet gücü anlayışı, 18.yy’nin sonları ve 19.yy’nin başlarında yaşanan sanayi devrimiyle birlikte sanayi alanında kendini hissettiriyor.  Günümüze gelindiğinde ise, artan küreselleşme ve teknolojik yenilik hareketleri ülkeler arasındaki sınırları ortadan kaldırarak, gerek firma ve endüstri gerekse de ülke bazındaki rekabeti hiç olmadığı kadar artırdı. Rekabetin bu denli yoğun yaşandığı bir ortamda, geleneksel üretim sistemleri yerini bilgi yoğun, Ar-Ge ve yeniliğe dayalı yeni nesil üretim sistemlerine bıraktı. Üretim sistemlerinde yaşanan bu değişim, rekabetin de boyut değiştirmesine neden oldu. Artık rekabet avantajının sağlanması için herhangi bir malı veya hizmeti daha düşük maliyetli üretebilmek tek başına yeterli olmayıp, verimlilik, kalite, hız ve esneklik gibi hususlar da büyük önem kazandı. Dolayısıyla günümüzde rekabet gücü anlayışı bilgi ve teknoloji alanında yaşanmakta. Buna göre, firmaların ve ülkelerin sürdürülebilir rekabet avantajı elde edebilmeleri için Ar-Ge ve inovasyona daha fazla kaynak ayırarak teknolojik değişime ayak uydurmaları gerekiyor.

     Öte yandan dünyadaki küreselleşme rüzgârı ve değişen uluslararası dış ticaret yapısı, tüm ülkelerin kendilerine yeniden bir yol haritası çizmesine neden oldu. Uluslararası pazardan daha fazla pay almak için kıran kırana bir rekabet yaşanıyor. Bu süreçte teknoloji yoğun ve katma değeri yüksek ürünler üreterek ayakta kalma çabası dikkat çekiyor.
     Literatürde rekabetçiliğin anahtar kavramı, teknolojiye dayalı katma değer üretimi olarak tanımlanıyor. Bu kriter, ekonomideki “teknoloji-yoğunluğu” ile ölçülüyor.
     Rekabetçiliğin ölçüsü olarak da orta ve yüksek teknolojili ürünler, teknoloji-yoğun ürün sayılıyor.
     Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçmeden önceki adıyla Ekonomi Bakanlığının koordinasyonunda; Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisinin işbirliği içinde hazırladığı ortak rapor olan 2023 Türkiye İhracat Stratejisi ve Eylem Planı’nın vizyonu; “2023 yılında 500 milyar dolar ihracata ulaşarak ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer alması” idi. Burada ana hedef; gelecek ticaret dünyasının taleplerine cevap verebilir ileri teknoloji ve AR-GE’ye dayalı esnek bir yapıya kavuşmak…
     Türkiye dünya pazarında otomotiv, makine, elektronik, beyaz eşya, demir-çelik, hazır giyim, cam, çimento, seramik gibi birçok sektörde önde gelen ülkeler arasında yerini alıyor.

     Bugün 200’den fazla ülkeye yaklaşık 40 bin ihracatçıyla 20 bin çeşit ürün satıyoruz. Ancak bu ürünlerin bir kısmı kendi tasarımlarımız ve markalarımızdan ziyade montaja dayalı ve başkalarının marka ve tasarımları olan ürünlerden oluşuyor.
     Kanaat önderleri; markalaşma ve özellikle ithalat yoluyla elde edilen ürünlerin iç pazarda üretiminin büyük önem taşıdığını bir kere daha vurguluyorlar.
     Türkiye’nin küresel düzeyde rekabet gücünü artırabilmesi için bilim, sanayi ve teknoloji alanında politika, strateji, plan ve programlar geliştirmesi ve uygulanmayı daha etkin hale getirmesi gerektiğinde birleşen kanaat önderleri, bilimsel veriye dayalı düşüncenin özendirilmesini istiyorlar.
     Yüksek katma değerli, ileri teknolojiye dayalı, verimli, çevreye duyarlı, dışa bağımlılığı azaltan, güvenli ve sürdürülebilir bir üretim yapısının oluşturulmasının önemine vurgu yapan kanaat önderleri, üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesi, başta KOBİ’ler olmak üzere girişimciliğe, yenilikçiliğe ve AR-GE çalışmalarına verilen desteklerle, ülke sanayisinin teknolojik altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Kanaat önderleri, tüm bu gelişmelerle de Türkiye’nin rekabet gücünün artırılabileceğini belirtiyorlar.

     Bugün Türkiye ihracatının yüzde 94’ünü imalat sanayi ürünlerinin oluşturduğu görülüyor. Bu payın yüzde 35’lik kısmını düşük teknolojili ürünler, yüzde 27’sini orta-düşük teknolojili ürünler, yüzde 29’unu orta-yüksek teknolojili ürünler ve sadece yüzde 3’ünü yüksek teknolojili ürünler oluşturuyor.
     International Trade Center’ın ihracat verilerine göre yapılan hesaplamalarda ise dünya ihracatının yüzde 17’si düşük teknoloji, yüzde 21,08’i orta-düşük teknoloji, yüzde 30,01’i orta-yüksek teknoloji,  yüzde 16,49’u yüksek teknoloji ve yüzde 15,42’si ise imalat sanayi dışı ürünler oluşturuyor.
     Bu oranlara bakıldığında imalat sanayisinde, Türkiye’nin yüksek teknoloji ürünleri ihracatı dışında tüm teknoloji düzeylerinde dünya ortalamasını yakaladığı ve hatta geçtiği açıkça görülüyor. Yüksek teknolojili ürünler ihracatında da gerekli önlemler ve çabalarla ülkemizin bu oranı yükselteceği öngörülüyor.
     Öte yandan Vollrath Endeksi’ne göre Türkiye’nin, imalat sanayi dışı ürünler dahil, ihracatını yaptığı bin 248 sektörün yüzde 31,41’inde (392 sektör) rekabetçi olduğu belirtiliyor. İmalat sanayi dışı ürünler hariç tutulduğunda ise bu oran yüzde 32,20 (353 sektör) oluyor.

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GSYH’DE ÖNEMLİ ARTIŞ
     Kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla(GSYH), uluslararası rekabet gücünü ölçme yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Türkiye, 2018 yılı için 80 milyonluk nüfusu ile 850 milyar dolar GSYH’ye sahip. Ayrıca ülkemizin kişi başına GSYH değeri 11 bin 500 dolar olarak belirlendi.
     1982’den bu yana kapsamlı olarak bakıldığında; kişi başına GSYH’de önemli artışın kaydedildiğini söylemek mümkün. Kırılma noktası 2002 yılı kabul edildiğinde; Türkiye’nin 1982-2002 yılları arasında kişi başına GSYH’nin iki buçuk, 2002-2018 yılları arasında ise üç kat arttığı görülüyor.
     Türkiye’nin de içinde bulunduğu “Gelişmekte Olan Ülkeler” grubu ile kıyaslandığında Türkiye, kişi başına GSYH açısından bakıldığında ilk sıralarda yer alıyor. Kişi başına GSYH değerinin ülkenin rekabet gücünün göstergesi olarak kullanılması durumunda; Türkiye’nin ‘gelişmekte olan ülkeler’ grubuna göre, dünya ülkeleri arasında daha az rekabet gücüne sahip olduğu bir gerçek.

KG BAŞINA İHRACATIMIZ 1,36 DOLAR
     İhraç edilen ürünün birim fiyatı, ürünün bilgi ve yetenek (üretim teknolojisi, katma değer, tasarım özellikleri) içeriğini ve dolayısıyla rekabetçi avantajını göstermesi açısından önemli bir gösterge. Tüm sektörler genelinde ihracat birim fiyatları incelendiğinde, Türkiye ihracat birim fiyatı 2001’den 2016 yılına kadar dalgalı bir seyir gösterdi. Türkiye’de kilogram başına ihracat fiyatı, son birkaç yıldır devam eden gerilemesini 2017 yılında da sürdürdü.
     2014’te 1,59 dolar seviyesini gören kg başına ihracat, 2017’de 1,36 dolara düştü. Böylelikle son üç yılda ihracatın birim fiyatında yüzde 14,5 gerileme yaşanmış oldu.

KAN KAYBEDENLER, ÖNE ÇIKANLAR…
     Mobilya, elektrik elektronik, hazır giyim, gemi ve yat ile mücevher kilogram başı ihracatta kan kaybeden sektörler olarak öne çıkıyor. Buna karşın savunma sanayi, otomotiv ve tekstil ihracatında ise kilogram başına değerde artış gözleniyor.
     Kanaat önderleri, Türkiye’nin imalat sanayi dış ticaret rekabet gücünün artırılabilmesi için öncelikle imalat sanayi ürünlerinin dünya toplam ihracatındaki payını ve toplam değerini artırması gerektiğini ifade ediyor. Üretimdeki yetkinliğin, “sadece üretim” amacından ziyade “üretimde mükemmeliyet, üretimde kalite ve üretimde yenilik” ilkeleriyle güçlendirilerek devam ettirilmesi gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan ülkemizin kalkınması ve dış ticarette daha fazla söz sahibi olmasının dünyaya satış yapması açısından büyük önem taşıdığını anlatıyorlar.

REKABET GÜCÜ TEKNOLOJİYLE ARTACAK
     Cumhurbaşkanlığının 2019 yılı programında, Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü ve dünya ihracatından aldığı payı artırmak için imalat sanayisinde dönüşüm gerçekleştirilerek yüksek katma değerli yapıya geçilmesi ve yüksek teknoloji sektörlerinin payının artırılması amaçlanıyor.
     Resmi Gazete’de yayımlanan 2019 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda, bilim, teknoloji, yenilik, imalat sanayi, girişimcilikle bilgi ve teknoloji alanlarındaki mevcut durum aktarıldı, bunlara yönelik hedefler sıralandı.
     Buna göre, AR-GE ve yenilik politikasının temel amacı, teknoloji ve yenilik faaliyetlerinin özel sektör odaklı artırılarak faydaya dönüştürülmesine, yeniliğe dayalı bir ekosistem oluşturularak araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesine ve markalaşmış teknoloji yoğun ürünlerle Türkiye’nin küresel ölçekte yüksek rekabet gücüne erişmesine katkı sunmak olarak belirlendi.

YÜKSEK TEKNOLOJİ PROJELERİNE DESTEK
     AR-GE faaliyetleri, öncelikli alanlarda oluşturulacak ortak hedefler çerçevesinde, ticarileştirmeyi de içerecek şekilde piyasa şartları gözetilerek desteklenecek.
     Orta yüksek ve özellikle yüksek teknoloji yerli ürünlerin geliştirilmesine yönelik özel sektör ve üniversitelerin iş birliğiyle oluşturulacak teknoloji platformları aracılığıyla büyük çaplı projeler sübvanse edilecek.

TEKNOLOJİ TİCARİLEŞTİRİLECEK
     Katma değeri yüksek teknolojik ürünlerin geliştirilmesi ve markaların yaratılması amacıyla başta öncelikli sektörlerde olmak üzere ticarileştirme faaliyetleri desteklenecek.
     Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü ve dünya ihracatından aldığı payı artırmak için imalat sanayinde dönüşümü gerçekleştirerek yüksek katma değerli yapıya geçme ve yüksek teknoloji sektörlerinin payını artırma temel amaç olacak.

ÇEVRE DOSTU TEKNOLOJİLER DESTEKLENECEK
     Büyük ölçekli stratejik yatırımlara olan ihtiyacın sürdüğü kimya sektöründe, petrokimya, plastik, kompozit ve ileri malzeme gibi alanlarda yeni yatırımlar için lojistiği uygun yer tahsisi yapılarak kimya parklarının kurulması desteklenecek. Otomotiv sanayinde, tedarik zincirini kapsayan, tasarım, AR-GE, üretim ve satış pazarlama süreçleri bütününün yurt içinde geliştirilmesi sağlanarak katma değer yükseltilecek.

KOBİ’LER DÜNYAYA AÇILACAK
     KOBİ’lerin AR-GE, yenilik ve ihracat kapasiteleri geliştirilerek uluslararasılaşma düzeyleri artırılacak. Girişim sermayesi, bireysel katılım sermayesi, kredi garanti fonu, mikro kredi uygulamaları ve sermaye piyasası imkanları geliştirilerek, yeni girişim ve KOBİ’lerin finansmana erişimi kolaylaştırılacak.

OTOMASYON VE VERİMLİLİĞİN REKABETTEKİ ÖNEMİ
     Üretimde verimlilik artışı için dünya üzerinde eğitimler, seminerler ve paneller düzenleniyor. Hatta ülkeler bile devlet politikalarının büyük bölümünü bu konuya ayırıyor. Verimliliği arttırmanın tek bir yolu var o da üretim öncesi, üretim safhası ve üretim sonrası gibi süreçlere tam anlamı ile hakim olabilmek. Bu süreçlerde kaçırılan veya ihmal edilen kısımlar olursa verimlilik kaybı yaşanıyor. Bu kaybı önlemek için sürecinde her safhayı kontrol edecek yeni elemanlar istihdam etmek de büyük bir maddi külfet olacağından tüm bu süreçleri takip edebilmek adına otomasyon ön plana çıkıyor.
     Üretim kadar, üretim öncesi ve sonrası süreçler de son derece önemli. Üretimden önce planlama kısmı kusursuz bir şekilde yapılmalı ve bu plan dahilinde üretime geçilmeli. Üretim süreci de büyük bir titizlikle takip edilmeli ve doğru verilerle analiz edilmeli. Üretim esnasında doğabilecek aksilikleri, çıkabilecek problemleri en minimum seviyeye indirmek daha verimli bir üretim gerçekleşmesini sağlar. Üretim sonrası süreçte de üretimin verimliliğini analiz etmek, fire oranını tespit etmek gibi hayati raporların elde edilebilmesi için otomasyon sistemi önem kazanıyor.

TÜRKİYE OTOMASYON İLE 1980’Lİ YILLARDA TANIŞTI
     Çağımızın vazgeçilmezi haline gelen teknolojinin otomasyon ayağı, sanayi dünyası için artık bir lüks olmaktan çıkıyor. İnsan emeğiyle yapılan ya da yapılamayacak olan işlerin makine kontrol vasıtasıyla gerçekleştirilmesi anlamına gelen otomasyon, makineleşmeye paralel olarak 1970’li yıllarda gündeme geldi.
     Türkiye’de ise 1980’li yıllarda ortaya çıkan otomasyon endüstrisinin, günümüze gelene kadar bir evrim geçirdiğini söyleyebiliriz. Endüstriyel otomasyon sistemleriyle Türkiye’nin tanışması 1980’li yıllara uzanıyor. Bu yıllardan itibaren ürün tedarik eden, sistem kuran ve proje üreten şirketlerin sayısının artmasıyla birlikte endüstriyel otomasyon pazarı da giderek bir ‘sektör’ haline dönüştü.
     Özellikle inşaat, demir çelik ve enerji yatırımlarındaki artışa paralel olarak 2008’e kadar büyüyen sektör, krizde hız kesmesine rağmen 2010’da yeniden büyüme trendine girdi. 2013 yılına gelene kadar büyüme hızını artıran sektör, gelecek için umut vaat ediyor.

SEKTÖRÜN TAHMİNİ BÜYÜKLÜĞÜ 10 MİLYAR DOLAR
     Türkiye’de ve dünyada otomasyon sektörünün büyüklüğü tahminlere dayalı… Rakamsal bilginin dünya genelinde 250 milyar dolar olduğu söyleniyor. Türkiye için ise bu rakamın 10 milyar civarında olduğu öngörülüyor. Sektör temsilcileri,  bu değerin gelecek yıllarda, 2023 hedeflerine paralel olarak mutlaka artacağına dikkat çekiyor.
     Otomasyon sektörü, hem ürünler hem de uygulama alanları itibarıyla hızla gelişiyor. Sektörün gelecekte de bu hızını artırarak devam ettireceği öngörülüyor. Sektör temsilcileri, otomasyon sektörünün büyüyüp gelişebilmesi için ihtiyaç duyulan insan kaynağının yetiştirilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor. Genç ve dinamik nüfusa sahip olan ülkemizin, teknik ve endüstri meslek liselerinde, meslek yüksekokullarında ve üniversitelerde uygulanan eğitim ve öğretim programlarının gözden geçirilmesini isteyen sektör temsilcileri, sistemin sadece bilen değil, bilen ve yapabilen yetkin insanı yetiştirecek şekilde düzenlenmesini istiyorlar.

KAMU, OTOMASYONA ÖNEM VERİYOR
     Son dönemde kamu tarafında otomasyon sektörüne yapılan yatırımlar, otomasyonun önemini belirgin bir şekilde ortaya koyuyor. Global arenada proses otomasyonunda güçlü olan Türkiye’nin otomasyonda daha da güçlenmesi adına, makine sanayindeki standartların iyileştirilmesi ve makinelerin güvenlik sistemleri ile donatılması şart.
     Otomasyon sistemlerinin ülkemize gelişi, Batılı ülkelere göre 10 yıl kadar geç olsa da Türkiye’nin son dönemde global pazara açılımının genişlemesi, ihracat hacminin, çeşidinin ve bölgelerinin çoğalması ile uluslararası rekabette söz sahibi olabilmek adına otomasyon sektöründeki durumunu olumluya doğru çeviriyor. 

OTOMASYON VE SANAYİ
     Otomasyon teknolojileri uygulamalarının, sanayi sektörünün gelişmesine katkı sağlayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Özellikle otomasyon sayesinde kalite, verim ve tedarik edebilme kabiliyetinin uluslararası rekabet için belirleyici rol oynayacağı düşünülüyor. Ayrıca, insan faktörünün de gelişmesine neden olacağı için, mevcut sistemlerin iyileştirilip geliştirilmesine de katkı sağlaması bekleniyor.
     Otomasyonun maliyeti sektörden sektöre ve hangi seviyede yapıldığına bağlı olarak değişim gösteriyor. Örneğin boru hattı ile otomotiv sanayindeki otomasyon arasında ciddi farklar bulunuyor. Genelde bu çerçevede bakıldığında otomasyon maliyeti toplam yatırım maliyetinin yüzde 3’ü ile yüzde 15’i arasında değişim gösteriyor.
     İlerleyen yıllarda özellikle akıllı süreçlerden akıllı işletmelere geçtikçe maliyetlerin yüzde 20’lerin üzerine çıkacağı tahmin ediliyor. Otomasyonun maliyeti aynı sektörde de basitten karmaşığa gidildikçe değişkenlik gösteriyor. Uygulamaya göre bir birimden beş birime kadar çıkabiliyor.

DÜNYA STANDARTLARI OTOMASYONLA YAKALANACAK
     Endüstriyel otomasyon sektörü, her tip üretim yapan sektöre doğrudan katkı sağlıyor. Otomasyon olmadan dünya standartlarının yakalanması mümkün olmadığı gibi bir işletmenin yaşayabilmesine imkânsız gözüyle bakılıyor. Türkiye’deki sanayinin otomasyona geçerek verimlilik artışını sağlayabileceğini belirten sektörün önde gelen temsilcileri, bu sayede mühendislik faaliyetlerinin de güçleneceğini ifade ediyor. Ancak standart makinelerin akıllı makinelere dönüştürülmesiyle sanayide ciddi bir büyüme beklenebileceği öngörüsünü yapan sektör aktörleri, bu sürecin otomasyon teknolojisi ile bağlantılı olduğunu dile getiriyor.
     Üretimde kalite, verimlilik, tekrarlanabilirlik, insana saygılı üretim ve çevre koruması gibi küresel kavramları ancak otomasyon sistemi ile gerçekleştirmenin mümkün olduğuna dikkat çeken sektör yetkilileri, ülke yöneticilerinin yeni kalkınma hedeflerini belirlerken bu noktanın göz önüne alınmasının mutlak gerekli olduğunu vurguluyor.

TÜRKİYE’NİN MÜHENDİSLİK DENEYİMİ İYİ
     Teknoloji içerik olarak karmaşık bir hal alırken, uygulama ve entegrasyon işlemleri giderek kolaylaşıyor. Otomasyon sistemleri bilgi ve beceri ihtiyacını azaltacak ölçüde basitleştirildi. Kurulum için temel mekanik ve elektrik bilgisine sahip olmak yeterli oluyor. Teknisyenler aldıkları temel eğitimle, kısa sürede en karmaşık sistemleri kurabilecek hale gelebiliyor.
     Türkiye’nin makinecileri, hem çıkarmalı, hem eklemeli imalat yöntemleri konusunda çok sayıda AR-GE projesi yürütüyor. Türkiye ciddi bir mühendislik deneyimine sahip bir ülke. Mühendislik hizmetleri için alanında uzmanlaşmış yeterli sayıda entegratör firma bulunuyor. Ayrıca otomasyon konusunda tecrübeli teknisyen ve mühendislerin sayısı da her geçen gün artıyor.

KARAVELİOĞLU: OTOMASYON AKSAMLARI YERLİ VE MİLLİ OLMALI
     Verimlilik ve kalite odaklı rekabetin, üretimde otomasyonun yaygınlaşması ihtiyacını beraberinde getirdiğini belirten Makine İhracatçılar Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, endüstri 4.0,yapay zeka gibi teknolojilerin hayatımıza girmesiyle akıllı makinelerin ve hatta fabrikaların öneminin arttığını kaydetti. 
     Elektronik sanayindeki gelişmelere paralel olarak, otomasyon aksamlarının kapasitelerinde önemli artışların gözlendiğini belirten Karavelioğlu, kapasite artışıyla cazip fiyat avantajı sunan ürünlerin, uygun fiyatlarla yeni fonksiyonların ilave edilebilmesine imkân sağladığını bildirdi.
     Gelişen teknolojinin de etkisiyle, otomasyon yatırım maliyetlerinin her yıl düştüğünü kaydeden Karavelioğlu, “Yeni gelişen kablosuz iletişim ve kablosuz sensörler gibi teknolojik yeniliklerin hem kurulum işini hem de kablolama maliyetini düşürmesi buna örnek olarak gösterilebilir. İlk yatırım maliyeti açısından otomasyon yüksek maliyetli bir yatırım görünmekle birlikte, kısa vadede sağladığı işgücü ve enerji tasarrufu, standart ve hatasız mal üretebilme, düşük fire, seri üretim gibi avantajlar göz ardı edilmemeli. Diğer yandan otomasyon aksamları çok geniş yelpazede sunuldukları için, istenilen otomasyonun derecesine göre farklı fiyat seçenekleri bulunuyor” diye konuştu.

“REKABET, KALİTELİ ÜRETİMİ ZORUNLU KILIYOR”
     Firmaların, otomasyon yatırımı yapmak istediklerinde maliyetlerden çekindiğine dikkat çeken Karavelioğlu, aslında otomasyon olmadan yapılan üretimlerin orta ve uzun vadede çok daha maliyetli bir hal aldığını vurguladı. Dijital çağın etkisiyle rekabet unsuru haline gelen teknoloji ve rekabetin kaliteli üretimi zorunlu kıldığını anlatan Karavelioğlu, “Otomasyonlu üretim kaliteli, verimli, katma değeri yüksek ürünleri beraberinde getirerek firmalara insan zekasının gerektirdiği bazı durumlar hariç her alanda avantaj sağlıyor. Otomasyon maliyetinin geri dönüşünün kısa sürede gerçekleşeceğinin de bilinciyle firmalarımız, otomasyona yatırımlarını her geçen gün artırıyor” dedi.
     Otomasyonda kullanılacak aksamları üretmek için yeterli yazılım ve donanım bilgisine sahip olduğumuzu söyleyen Karavelioğlu, bu aksamların, mümkün mertebe yerli ve milli olması gerektiğine dikkat çekti. Teknolojiyi ithal etmek yerine üretmeye öncelik verilmesini isteyen Karavelioğlu, “Küresel ticarette güçlü bir aktör olabiliriz. Yeni Ekonomi Programıyla da desteklenen yerli ve milli teknoloji üretiminin yeni reformlar ve teşviklerle ülkemizi ileriye taşıyacağımıza inanıyorum” dedi.

AR-GE VE YENİLİKÇİLİĞİN ÖNDERLİĞİNDE KATMA DEĞER ÜRETEREK BÜYÜYECEĞİZ
     Türkiye’de 2017 yılında Ar-Ge harcamaları geçen seneye göre yüzde 21,2’lik artışla 29 milyar 855 milyon TL’ye yükseldi. Bu gelişmeyle birlikte Ar-Ge harcamalarının gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYH) içindeki oranı yüzde 0,96’ya çıkarak, 2013’ten bu yana gözlenen istikrarlı artış eğilimini sürdürdü.
     Ar-Ge harcamalarına özel sektör öncülük etti. Bu durum hedeflerimizin karşılanması açısından son derece dikkat çekici. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre en fazla Ar-Ge harcaması yüzde 56,9’luk payla şirketler tarafından gerçekleştirildi. Şirketleri yüzde 33,5’luk payla üniversiteler ve yüzde 9,6’lık payla devlet kurumları izledi. 
     Sevindirici bir başka gelişmeyse Ar-Ge personeli sayısındaki artış. Buna göre tam zamanlı Ar-Ge personeli sayısı yüzde12’lik artışla 153 bin 552 kişiye ulaştı. Kadınların payı yüzde 32’ye çıkarak artış eğilimini sürdürdü.
     Tüm bu olumlu gelişmelerde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının öncelikli faaliyetleri arasında yer alan Teknoparklar ve Ar-Ge Merkezleri önemli bir rol oynadı.
     Ülkemizin Ar-Ge önderliğinde yüksek katma değerli üretim yapısına kavuşma hedefi doğrultusunda, girişimcilere ve teknoloji tabanlı işletmelere çok çeşitli destekler sunuluyor.
     Teknoparklarda yer alacak firmalara; altyapı, idare binası ve kuluçka merkezi inşaatları kapsamında 2002 yılından bugüne kadar toplam 750 milyon TL hibe desteği verildi.
     Hâlihazırda 60 teknoparkta teknoloji ve yenilik faaliyetleri tüm hızıyla devam ediyor. Teknoparklardaki firma sayısı 2017 yılında yüzde 6,7 artışla 4 bin 624’e, Ar-Ge personeli sayısı ise yüzde 9,9 artışla 36 bin 943’e ulaştı. Bu gelişmeler sonucundaysa, teknoparklardaki toplam satış tutarı yüzde 22,7 artışla 53 milyar TL’ye çıkarken, toplam ihracat 3,6 milyar dolara ulaştı.
     Buna ilave olarak; teknoparklarda geliştirilen ürün ve teknolojilerin diğer sektörlerde oluşturduğu çarpan etkisi de dikkate alındığında, istihdama ve ülke ekonomisine olan katkının bu rakamların çok daha ötesinde olacağı aşikâr.
     Bugün 44 farklı ilde faaliyet gösteren Ar-Ge Merkezi sayısı bin 52’ye, 22 farklı ilde faaliyet gösteren Tasarım Merkezi sayısı ise 291’e ulaştı. Bu merkezlerde 60 bin nitelikli kişi istihdam ediliyor.
     Bakanlığın bu konuda önceliği; üretimde yapısal dönüşümü Ar-Ge ve yenilikçilik önderliğinde hayata geçirmeye devam etmek… Reformlara ağırlık verilirken; bu kapsamda Sanayi-Doktora Programı hayata geçirildi.
     Açılan çağrı sonuçlarına göre 33 üniversitenin, 77 farklı firmayla yaptığı işbirliği projesi desteklenmeye hak kazandı. 120 farklı proje aracılığıyla sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda 517 doktora öğrencisi yetiştirilecek.
     Bu öğrencilere doktoraları bittikten sonra sanayi sektöründe istihdamları için 3 yıl boyunca istihdam desteği sağlanacak.  Böylelikle sanayide nitelikli bilginin üretim süreçlerinde kullanımının mümkün hale getirilmesi hedefleniyor.

2 BİN 545 İŞLETMEYE 734 MİLYON TL’LİK KAYNAK
     Öte yandan KOSGEB desteklerinde “teknolojik dönüşüm” yaşandı. İmalat sanayinde faaliyet gösteren, yüksek teknolojili ve katma değerli üretim yapan KOBİ’lere destek yağdı. KOBİGEL Programı sayesinde 2 bin 545 işletmeye 734 milyon TL’lik kaynak sağlanacak. Bu destekle 1,5 milyar TL’lik proje yatırım hacmi oluşturulması hedefleniyor. Böylelikle 6 bin 55 yeni personel istihdam edilmesi bekleniyor. KOSGEB destekleri, yakında ilan edilecek Uçtan Uca Yerlileşme Programı çerçevesinde cari açığı azaltacak yüksek teknolojili stratejik ürünlerin geliştirilmesi için daha etkin kullanılacak.

YENİ YOL HARİTASI
     KOSGEB’in “Teknoloji Tabanlı ve Katma Değer Üreten KOBİ’leri destekleyerek Uluslararası Rekabetin Aktörleri Haline Getirmek” vizyonu ile faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, bu çerçevede KOSGEB’in yeni bir yol haritası belirlediğini anlatarak, “10 maddelik bu yol haritasında bir vizyon değişikliği yaparak, teknoloji tabanlı işletmelere ağırlık verdik” diye konuştu.

TEMA: İLLERDE REKABET
     Yol haritasında yer alan “Bölgesel, Sektörel ve İşletmeye Özgü Destek Modeli Tasarlanması ve Uygulanması” bağlamında KOBİGEL- KOBİ Gelişim Destek Programı ile işletmelerin projelerini desteklediğini belirten Varank, “KOBİGEL- KOBİ Gelişim Destek Programının 2018 yılındaki uygulamasında her ilin kendi imalat sanayi potansiyelini dikkate alan bir yaklaşım benimsendi. Programın 2018 yılı proje teklif çağrısının teması, ‘İllerde Rekabet Avantajına Sahip İmalat Sanayi Sektörlerinin ve Yazılım Sektörünün Rekabet Gücünün Geliştirilmesi’ olarak belirlendi” dedi.

BİR MİLYON TL’YE VARAN DESTEK
     Program için 4 bin 512 proje başvurusu alındığının altını çizen Varank, “Değerlendirmeler sonucunda 2 bin 545 işletme destek almaya hak kazandı. Baraj puanını geçen tüm işletmelerin destek kapsamına alınabilmesi için program bütçesi 734,2 milyon TL’ye yükseltildi. Proje başına destek üst limiti; 300 Bin TL geri ödemesiz, 700 Bin TL geri ödemeli olmak üzere toplam 1 milyon TL olarak belirlendi. KOSGEB, ayrıca uygun göreceği gider üzerinden hesaplanacak yüzde 30’luk bir tutarı, teminat karşılığı olarak “erken ödeme” adı altında, harcama yapılmadan önce ödeyebilecek.” diye konuştu.

İŞLETMELERE KUR DESTEĞİ
     Varank, proje başvuruları Ağustos ayındaki ani döviz kuru yükselişinden önce alınmış olduğu için projeleri yürütecek olan işletmelerin olası mağduriyetlerinin de düşünüldüğünü kaydederek, “Projelerdeki yerli malı belgeli makine, teçhizat ve donanımlar için kurulların uygun bulduğu tutarlar yüzde 25, diğer makine, teçhizat ve donanımlarının tutarlarının yüzde 10 arttırılması kararlaştırıldı.  Bunun için proje sahiplerinin projelerinde revizyon talep etmesi ve kurulların bu talepleri görüşmesine gerek olmayacak” dedi.

İLK SIRADA İSTANBUL VAR
     Destek almaya hak kazanan 2 bin 545 işletmeye bakıldığında ilk sırada İstanbul’un(297) yer aldığını kaydeden Varank, “İstanbul’u, Ankara(198), İzmir(193), Konya(165), Bursa(159) Kayseri(143) ve Kocaeli(100) izliyor. Denizli’de 73, Adana’da 54 ve Samsun’da 50 projenin desteklenmesi kararı alındı” diye konuştu.

AĞIRLIK MAKİNE-TEÇHİZAT GİDERLERİNDE
     Varank, şöyle devam etti: “Desteğin yüzde 82’si (602 Milyon TL) proje sahiplerinin makine – teçhizat giderleri, yüzde 11’i (80,8 Milyon TL) personel giderleri, kalan yüzde 7’si (51,4 Milyon TL) de yazılım ve hizmet alımı giderleri için kullandırılacak.”

TÜBİTAK’TAN MİLLİ VE ÖZGÜN TEKNOLOJİLERE DESTEK
     TÜBİTAK, 2019 yılında da milli ve özgün teknolojilere destek vermeye devam edecek. Özel sektöre geçtiğimiz 16 yılda 16 bin proje için 8,2 milyar TL ödeme yapan TÜBİTAK, yine aynı dönemde 236 bin bilim insanına 1 milyar 900 milyon TL tutarında destek verdi. Ödeme çerçevesinde ise 12 milyar TL’lık bir Ar-Ge hacmi oluştu. Bir diğer destek olan Öncül Ar-Ge Laboratuvarları Destekleme Programı ile de dünyanın önde gelen teknoloji firmaları Türkiye’de araştırma laboratuvarı kurabiliyor.

94 GENÇ GİRİŞİME 112 MİLYON TL
     Bireysel Genç Girişimci Programı uygulanmaya devam edecek. Bu kapsamda da 6 yılda teknoloji tabanlı bin 94 girişime 112 milyon TL başlangıç sermaye desteği sağlandı.

236 BİN BİLİM İNSANINA 2 MİLYAR TL DESTEK
     Ar-Ge, yenilik ve bilginin ticarileştirilmesi amacıyla üniversitelerde teknoloji transfer ofislerinin kurulumunu teşvik eden TÜBİTAK, bilim insanı destekleri kapsamında 16 senede 236 bin bilim insanına 1 milyar 900 milyon TL tutarında destek verdi. 2018 yılında her bir burs programı için destek miktarı yüzde 50’ye kadar arttırıldı. Temel Bilimler Burs Programı ile bu bölümleri tercih eden öğrencilere 2 bin TL’ye kadar burs desteği veriliyor.
     Öte yandan Akademik Ar-Ge destek programlarıyla 16 senede 20 bin 155 projeye 10 milyar TL’nin üzerinde destek verildi. Bu yıl her bir proje için destek miktarı yüzde 100’e yakın arttırıldı. TÜBİTAK, Teknoloji Platformları’nı destekleyerek, üniversitelerin özel sektör Ar-Ge ve tasarım merkezleriyle stratejik iş birliğini teşvik ediyor. Bu yolla da akademinin kritik alanlarda geliştirdiği teknolojilerin özel sektöre aktarılması hedefleniyor.

AR-GE VE YENİLİĞE 1,6 MİLYAR TL
     TÜBİTAK, 6 yıldır sanayinin dijital dönüşümüne hizmet eden teknolojileri, yerli imkanlarla geliştirenlere 1,6 milyar TL’lik Ar-Ge ve yenilik projesine destek sağladı. Gelecek dönemde bu desteklerin artarak verilmesi planlanıyor.

ÖĞRENCİLERE SİBER VE KODLAMA ATÖLYESİ
     Çocuklara ve gençlere yenilikçi yönlerini ortaya koyabilecekleri, üretme kapasitelerini keşfedecekleri bir ortam sağlamak amacıyla Deneyap Teknoloji Atölyeleri hayata geçiriliyor. Bu atölyeler aracılığıyla öğrencilerin robotik, kodlama, nanoteknoloji, siber güvenlik, nesnelerin interneti, tasarım, mobil uygulama ve yapay zekâ gibi çeşitli alanlarda eğitim alması ve projeler geliştirmesi hedefleniyor.

81 İLDE 100 DENEYAP TEKNOLOJİ ATÖLYESİ KURULACAK
     2019 yılında 30 ilde bu atölyeler hizmete açılacak. Bilim ve Ar-Ge kültürünün yaygınlaşması kapsamında kurulan Bilim Merkezi projeleri ile de öğrencilerin bilim merakını tetikleyen sergilerle birlikte, yaparak öğrenme esaslı bilim ve teknoloji atölyeleri bulunuyor. Konya, Kocaeli, Bursa, Kayseri, Elazığ ve Üsküdar Bilim Merkezleri açıldı. 2019 yılında ise Antalya Kepez Bilim Merkezi hizmete girecek. Bu merkezlerin diğer illere de yaygınlaştırması planlanıyor.

10 YENİ GİRİŞİM SERMAYESİ FONU
     Hazine ve Maliye Bakanlığı işbirliğiyle Tech-InvesTR Programı oluşturulmuştu. Böylece 10 yeni girişim sermayesi fonu kurulacak. Yurt içi ve yurt dışından sağlanan kaynaklarla bu fonlar 5 yıl içinde Türkiye’de yerleşik erken aşama girişimlere yatırım yapacak ve bu girişimlerin büyüyerek ticarileşmesini sağlayacak.

Sürecek...
Bir Sonraki ► Hedef; 2020’de 10 ilde yetkinlik ve dijital dönüşüm merkezi


+ Benzer Haberler
» Hedef; 2020’de 10 ilde yetkinlik ve dijital dönüşüm merkezi


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 07.12.2019
  Ticaret 06.12.2019
  Ticaret 05.12.2019
  Ticaret 04.12.2019
  Ticaret 03.12.2019
  Ticaret 02.12.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni