Pazar, Nisan 21, 2024

“Psikolojik destek alanlar iş dünyasında ayrımcılığa uğruyor”

Psikolojik destek alanlar ayrımcılığa uğruyor

Duran: Antidepresan kullanan çalışanın bir yandan sağlıklı ve verimli olması istenirken, bir yandan da destek alması nedeniyle iş konusunda ayrımcılığa maruz bırakan bir sistemle karşı karşıyayız


Şehirleşme ve sanayileşme ile yoğun çalışma koşullarından kaynaklanan stres, kişilerde ve toplum psikolojisinde olumsuz etkilere neden oluyor. Toplumsal olarak yaşanan stres, depresyon başta olmak üzere birçok ruhsal soruna yol açıyor. Toplumun içinde bulunduğu psikolojik duruma ilişkin Tunay Afyon’a değerlendirmelerde bulunan Uzman Psikiyatrist Şahut Duran, antidepresan kullanan ve destek alan kişilerin çalışma hayatında ayrımcılığa maruz kaldığını söyledi.


“Antidepresan kullanan kişileri toplum olarak damgalıyoruz”

Sanayileşme ile birlikte şehirde çalışan kişilerin stres koşulları ile karşıya kaldığını ve ruhsal sağlığını korumak için antidepresan kullandığını söyleyen Duran, “Antidepresan kullanan çalışanı, bir yandan sağlıklı ve verimli olmasını isterken, bir yandan da bu konuda destek alıyor olması nedeni ile iş konusunda ayrımcılığa maruz bırakan bir sistemle karşı karşıyayız. Belli iş sektörlerinde tedavi ve muayene resmi kayıtlara geçirilmeden yapan çalışanlar var ya da tedavi almayıp bir süre sonra patlak veren sonuçlarla hem işinden hem de sağlığından olan kişiler de var. Özellikle emniyet mensupları gibi ağır iş kolunda çalışan kişilerde bu riskin olduğunu biliyoruz, bu kişilerin tedaviye erişimleri biraz kısıtlı” diye konuştu.

Destek alan çalışanların tedavisinde iş birliği ve şeffaflığın çok önemli olduğunu söyleyen Duran, iş yerlerinin, kendi bünyelerinde de özellikle ruhsal anlamda destekleyici durumlar ve mekanizmalar oluşturması gerektiğini vurguladı. Duran, “Aynı zamanda şeffaf ve dürüst şekilde damgalama yapmadan sürdürmeleri de çok dikkat edilmesi gereken bir nokta. Bizim toplumda uygulanan bu tarz şeyler daha çok damgalama şeklinde kullanılıyor. Damgalamaya karşı toplumsal bilinçlenme konusunda iş kurumları ile sağlık kurumlarının arasında diyaloğun kurulması lazım. Belli bir işçi sayısı üzerindeki kurumların iş yeri sağlık ekibine sahip olması resmi olarak gerekli bir durum. Çalışanların, bu gerekli tedavilere ulaşması bu şekilde mümkün olabilir” yorumunda bulundu.


“Bireylerin konfor arayışı antidepresan kullanımını arttırıyor”

Duran, sanayi toplumunda yaşayan insanların hızlı hareket etme, hızlı tüketme ve hızlı yaşama karşısında beynin savunma mekanizmasının zorlandığını aktardı. Sanayi geliştikçe konforlu alan arayışının arttığını ifade eden Duran, “Sanayi toplumunda bir yandan stres faktörleri artarken, bir yandan da konfor arayışı artıyor. Depresyon dediğimiz kaygı bozukluğu aslında patolojik, sağlıksız bir savunma mekanizması. Depresyonun biyolojik kökeni de var ama son dönemde artan konfor arayışından dolayı kişiler antidepresan kullanımına yöneliyor” değerlendirmesinde bulundu.


“Sevklerin çoğu adli-psikiyatrik vakalar”

Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi’nin, ruh sağlığı konusunda bölge olarak 11 ile bakan tek bölge hastanesi olduğunu kaydeden Duran, “Yakın çevrede yataklı psikiyatri hastanelerinin olmaması, Manisa’daki hastaneye sevklerin sebeplerinden biri. Bu hastaneye genellikle ve özellikle adli-psikiyatri konusunda sevkler gerçekleşiyor. Adli-psikiyatri hastanelerinin sayısının yetersiz olması nedeni ile tüm adli- psikiyatri vakalarının sevki Manisa’daki hastaneye geliyor. Bu da Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne yaşanan sevk sayılarını artırdı” dedi.

Adli-psikiyatri kavramının cezai ehliyet olup olmadığının tespiti anlamında kullanıldığını belirten Duran, istemsiz yatışlarda mahkeme kararı gerektiğini aktardı. Mahkeme kararı ile tedavi gerekip gerekmediği için verilen mahkeme yazılarının bu kavram kapsamında verildiğini dile getiren Duran, “O tür vakalar ve de ceza ehliyeti; suç işlemiş vakalarda durumun psikolojik rahatsızlık nedeni ile gerçekleşip gerçekleşmediği, psikolojik rahatsızlıktan kaynaklandı ise cezai ehliyeti olmayanların tedavi altına alınması ile ilgili olan vakalar adli-psikiyatrik vakalardır” ifadelerini kullandı. Hastanenin sadece Manisa’ya değil Ege Bölgesi’ne hizmet verdiğini belirten Duran, “Hastaneye sevkler zorunlu yatış için oluyor, tedavisi ayakta sağlanamayan, çevresine ve kendisine zarar verme eğilimi olan hastalara zorunlu yatış veriliyor” diye konuştu.


“Şizofreni biyolojik ve büyük oranda genetik”

Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne yaşanan sevklerde iki temel kriter olduğunu kaydeden Duran, “Bunlardan ilki adli hastalar, ikincisi de kendisine ve çevresine zarar verme eğilimi olan hastalar. Genellikle psikotik ve bipolar atakları tedavisinde sorun yaşanan hastalar sevk ediliyor. Psikotik bozukluk dediğimiz şizofreni ve bipolar hastaları ve ağır depresif hastalar zorunlu yatış gerektiren kişiler oluyor” dedi. Şizofreninin, biyolojik ve büyük oranda genetik bir rahatsızlık olduğunu vurgulayan Duran, “Şizofreni, beyindeki dopamin ve serotonin gibi nörotransmitterlerin bozukluğundan, beyindeki iletim bozukluğundan kaynaklanıyor. Dünyada her toplumda belli bir oranda olur. Yüzde 1 oranında olduğu tahmin ediliyor. Büyük kısmı kontrol altında, sıkıntı olmuyor. Toplum içinde tedavileri ve destekleri sağlanıyor ama sevklerin bu kadar artış göstermesi de tedavilerin ve takiplerin yetersiz olduğu anlamına geliyor. Sevklerde artış olması, hastalar kontrol altındayken kontrollerin azaldığı, tedavilerin bozulduğu ve bu son süreçte ise takiplerin ve tedavilerin bozulduğu ve atakların daha fazla oluştuğu anlamına da gelebilir” diye konuştu.


İlaca erişim sıkıntısı psikolojik rahatsızlıkları tetikliyor

Şizofreni ve bipolar bozukluğu olan hastalarda ömür boyu ilaç tedavisi gerektiğini söyleyen Duran, “Şeker hastalığında olduğu gibi bu hastalıklar da ilaçla kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar hastalık ataklarını engelliyor, özellikle akut semptomlar olan halüsinasyon ve sanrı gibi hastayı rahatsız eden durumlar ortadan kayboluyor ya da kontrol altına alınıyor. Şu anki mevcut tedavi olanaklarımızla yüzde 80-90 oranında bu semptomlar kontrol altında tutuluyor” ifadelerini kullandı.

Sağlıklı içgörüsü olmayan hastalara zorunlu yatış verildiğini dile getiren Duran, “Bu semptomların görülme sıklığının son dönemlerde artması, ilaçların piyasada bulunamıyor olması. İlaç fiyatlarının artması, sağlık hizmetlerine erişimde sıkıntılar yaşanması ilaç kullanımının düzenini bozuyor. Toplumsal olarak stres faktörleri de bu konuda etkileyici durumda. Sosyal desteğin azalması, damgalama da bazı hastaların ilaçları kullanmamasına, sağlık kurumlarına gitmemesi ve tedavilerini sürdürmemesine neden oluyor” dedi.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM