Perşembe, Temmuz 18, 2024

Uzun ve İnce

Geçtiğimiz günlerde yapılan G7 ülkeleri toplantısı bu kez  çekirdek kadro dışında davetli ülkelerin de davetli olmalarının dışında programın sonunda katılımcı oldukları bildirim oturumları ile daha geniş çerçeveyi dünya kamuoyuna takdim etti.

65 senedir ABD-Nato ve Avrupa Birliği arasında ‘iki cami arasında beynamaz’ kararsızlığını biraz uydu biraz vesayet çerçevesinde serüvenine katan Türkiye vardı. Son 25 seneden günümüze muhtelif guruplar şeklinde devletlerin bir araya gelerek oluşturdukları Brics, Şanghay Beşlisi başta olmak üzere bu kütüphanenin genişlediği bir dönem içerisinde bulunuluyor.

Bugün Türkiye’de, değil demokratik seçimler ile seçilmiş bir icraatin; karşısında belirli bir siyasi kalıba sokulmuş dahi olsa kendi aralarında tartışmalı Avrupa Birliği sistematiği ile ilişkilerde güven açısından “ yedi kocalı Hürmüz’den” farkı olmadığı 65 senedir  Birlik kapısında bekleyişi ile tescillidir.

O zamanki adı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik anlaşmasını 1959 senesinde imzalayan Türkiye Cumhuriyeti ile günümüzün Türkiye’si arasındaki değişim, topluluk içinde bir iki örneği geçmeyecek sayıda üye için söylenebilir.

İlk öne çıkan ve dikkati çeken nüfus artışı başta olmak üzere siyasi değişimler, o yıllarda Topluluk tarafından muradedilen “uyumlu” bir adayın yerinde bu süreç zarfında edinilmiş çetin tecrübeler aradaki ilişkiyi  farklı boyutlara taşımıştır. 

Avrupa Ekonomi Topluluğu ile münasebetlerde iktisadi uyum yasaları konusunda Türkiye’deki tüm siyasi karar vericiler ilgili ve hassas davranmışlar ise de, siyasi ve kültürel ilişkilerde aynı istikrar sürdürülememiştir. Zaman zaman görüşmelerin kesintiye uğraması, Türkiye’de siyaset ve kamuoyunu Avrupa Birliği’nin Hıristiyan Kulübü olduğundan cihetle, Türkiye’yi tam üye kabul etmeyeceği konusunda yönlendirmiştir.

Ezcümle diğer münasebetlerin serencamı; birtakım engeller, bahanelerin öne çıkarak örneğin iktisadi ilişkileri gölgeleyecek biçimde öne çıkması süreci uzatmıştır. Tüm bu süreç müddetinde, topluluk üyesi siyasetçilerin Türkiye’nin adaylık meselesini kendi ülkelerinin ve dünya siyasetinin bir malzemesi haline getirmiş olmaları da unutulmamalıdır.

Bilhassa son on beş senedir kimlik ve farkındalık sınavından geçmekte olan Türkiye Cumhuriyeti, bazı topluluk yetkililerince belirsizce telaffuz edilen tam üyelikten, imtiyazlı-imtiyazsız ortaklığa uzanan öngörü ve tutumları geçmiş yıllara göre ihtiyatla karşılama yolunda bir hayli mesafe kazanmış denilebilir.

Uzun ve ince bir yol olduğu anlaşılması elzem olan, Anadolu topraklarının birliğe entegrasyonunda dizayn edilmiş bir kimliğin ve kültürün yerine rıza ile uyumlu ilişkiler ve katkılar zemininde karşılıklı kabullenme ve bir arada olmak isteği vardır. 

Demir Uzun

Diğer Yazarlar