Latin Amerika’da aylardır süren gerilim, 2026’nın üçüncü gününde sıcak çatışmaya dönüştü. ABD güçleri, Venezuela’ya yönelik başlattıkları geniş çaplı askeri operasyonun ardından Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’i alıkoydu. ABD Başkanı Trump, operasyonun ardından yaptığı açıklamada ABD güçlerinin Venezuela’ya yönelik geniş çaplı bir saldırı düzenlediğini ve operasyonun “başarılı bir şekilde” tamamlandığını söyledi. Bundan sonraki süreçte ise Washington’un ülkenin yönetimini üstleneceğini vurguladı.
Küresel arenada gerilimin hızla tırmandığı Venezuela krizi, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, Latin Amerika’daki siyasi dengeleri ve küresel enerji piyasalarını da yakından etkileyen bir sürece dönüşmüş durumda. Kartların yeniden dağıtıldığı bu süreçte ABD yönetimi, söz konusu adımların uyuşturucu ticareti ve düzensiz göçle mücadele kapsamında yürütülen bir güvenlik stratejisinin parçası olduğunu belirtiyor. Caracas yönetimi ise ABD’nin rejim değişikliğini hedeflediğini ve Venezuela’nın petrol gelirlerini kontrol altına almaya çalıştığını ifade ediyor.
Geçmişten günümüze ABD-Venezuela krizi
Takvim yaprakları 2019 yılını gösterdiğinde Venezuela’da gerçekleştirilen seçimleri yakından takip eden ABD yönetimi ortaya çıkan sonuçlardan memnun olmadığını ifade ederek Nicolás Maduro liderliğindeki hükümeti tanımadığını açıklamıştı. Maduro yerine muhalefet lideri olan Juan Guaidó’yu Venezuela’nın geçici devlet başkanı olarak kabul ettiğini duyurmuştu. Bu sürecin ardından bölgede hakimiyetini artırmak isteyen ABD yönetimi, Caracas’a yönelik diplomatik ve ekonomik yaptırımların yanı sıra askeri baskıyı da artırmıştı. Maduro yönetimi ise başta Rusya ve Çin olmak üzere bazı ülkelerin desteğini alarak iktidarını sürdürmüş, ülkedeki siyasi kriz ise gün geçtikçe derinleşmişti.
Günümüzde ise kökleri 2000’li yıllarda başlayan bu mevcut gerilimi kendi çıkarları doğrultusunda noktalamak istediklerini aktaran ABD Başkanı Trump, 2026 yılının ilk günlerde Venezuela’ya yönelik sert politikasını göç, uyuşturucu ticareti ve güvenlik gerekçeleri üzerinden yapılandırıldığını açıkladı. Bu noktada ABD’nin kendi sınırlarını ve gücünü koruma güdüsüyle hareket etmesi ‘Monroe Doktrini’ anlayışını yeniden aktif ettiğini gösteriyor.
Venezuela ve ABD gerilimini tetikleyen en büyük nedenler arasından ‘göç politikaları’ yer alıyor. Uzmanlar tarafından açıklanan verilere göre 2013 yılından bu yana yaklaşık 8 milyon kişinin Venezuela’yı terk ettiği ifade ediliyor. Yüz binlerce Venezuelalının ABD’ye göç etmesinden doğrudan Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu sorumlu tuttuklarını aktaran Trump, herhangi bir kanıt sunmadan Maduro yönetiminin “hapishaneleri ve akıl hastanelerini boşalttığını” ve bu kişileri ABD’ye gönderdiğini de öne sürüyor. Caracas yönetimi ise bu iddiaları kesin bir dille reddediyor.
Göç meselesinin yanı sıra uyuşturucu trafiği de Washington’un Venezuela’yı hedef almasının başlıca gerekçeleri arasında yer alıyor. ABD yönetimi, Tren de Aragua ve Cartel de los Soles adlı iki Venezuelalı suç yapılanmasını “yabancı terör örgütü” ilan etti. Trump, Cartel de los Soles’in doğrudan Maduro tarafından yönetildiğini iddia ediyor. Maduro ise suçlamaların asılsız olduğunu belirterek, ABD’nin “uyuşturucuyla mücadele söylemini” Venezuela’nın petrol kaynaklarını hedef almak için kullandığını savunuyor.

ABD-Venezuela krizinde petrolün rolü ne?
Venezuela’da devlet bütçesinin yarıdan fazlası petrol sektöründen elde edilen gelirlerle finanse ediliyor. Ülke, günlük yaklaşık 900 bin varil petrol ihraç ederken, en büyük alıcı konumunda Çin bulunuyor. ABD’li yetkililerin değerlendirmelerine göre Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi konumunda yer alıyor fakat yıllardır süren yaptırımlar, altyapı sorunları ve yatırım eksikliği nedeniyle ülkenin üretim kapasitesi ciddi biçimde gerilemiş durumda. Venezuela, 2023 yılında küresel ham petrol üretiminin yalnızca yüzde 0,8’ini gerçekleştirebildi.
ABD’nin Venezuela hamlesi piyasaları hareketlendirdi
ABD’nin Venezuela’ya yönelik düzenlediği saldırı, küresel piyasalarda yakından takip ediliyor. Venezuela’nın başkenti Caracas’ta meydana gelen şiddetli patlamaların ardından yatırımcıların gözü küresel piyasalara çevrildi. Buna göre, 5 Ocak Pazartesi günü saat 10.00 itibarıyla serbest piyasada gram altın 6 bin 116,33 TL’den alınırken, 6 bin 117,13 TL’den satıldı. Diğer altın türlerine bakıldığında yarım altın 20 bin 133,44 TL alış ve 20 bin 662,11 TL satış, tam altın 40.970,92 TL alış ve 40 bin 999,21 TL satış, ata altın ise 41 bin 464,02 TL alış ve 42 bin 508,39 TL satış fiyatlarından işlem gördü. Çeyrek altın 9 bin 786,12 TL alış, 10 bin 1,51 TL satış fiyatıyla işlem görürken, Cumhuriyet altını 39 bin 883,68 TL seviyesinde kaldı. Serbest piyasada 5 Ocak 2026 günü saat 09.30 itibarıyla dolar 43,0353 TL’den alınırken, 43,0519 TL’den satıldı. Dolar, dünkü kapanışa göre güne yüzde 0,03 artışla başladı. Euro ise 50,2353 TL alış, 50,3521 TL satış seviyesinden işlem görerek güne yüzde 0,23 düşüşle başladı.
Venezuela’nın yer altı kaynaklarının değeri 20 trilyon $ aşıyor
Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervinin yaklaşık 303 milyar varil düzeyinde bulunduğu belirtiliyor. Rezervlerin büyük bölümünün, ülkenin doğusunda yer alan Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki ekstra ağır petrol sahalarında yoğunlaştığı kaydediliyor. Güncel petrol fiyatları esas alındığında, söz konusu rezervlerin brüt parasal karşılığının yaklaşık 19,3 trilyon dolar seviyesinde olduğu hesaplanıyor. Petrolün yanı sıra Venezuela’nın doğal gazda da önemli bir potansiyele sahip olduğu ifade ediliyor. Ülkenin kanıtlanmış doğal gaz rezervi 5,7 trilyon metreküp düzeyinde bulunurken, bu miktarın brüt parasal karşılığının yaklaşık 800 milyar dolar olduğu hesaplanıyor. Buna karşın yıllık doğal gaz üretiminin 30 milyar metreküpün altında kalması, gaz kaynaklarının büyük ölçüde ekonomik değere dönüştürülemediğini ortaya koyuyor.
Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Venezuela’nın sahip olduğu petrol ve doğal gaz rezervlerinin teorik parasal büyüklük açısından dünyanın en yüksek yer altı kaynak potansiyelleri arasında yer aldığını, ancak bu büyüklüğün ekonomik değere dönüşmesinin yüksek maliyetler, uzun yatırım süreleri ve altyapı eksiklikleri nedeniyle sınırlı kaldığını ifade etti.
