Çarşamba, Ocak 7, 2026

Küresel Melezleşme

Milenyum öncelerinden yalpalanan; Batı, Kuzey Atlantik, Demokratik, ABD, AB vb tabir edilen sözde “yerleşik” düzenin hiç te yerleşik olmadığı çeyrek asırda iyiden iyiye açığa çıktı. Şu anda dünyada bir elin parmakları kadar irili ufaklı krizle beraber iki trajik çatışma (Gazze-Ukrayna) yıllara yayılma istidadında devam ediyor. İşin ilginç tarafı, iki çatışmanın da ‘Batı politikaları’ yüzünden çıkmış ve Batı nedeniyle durdurulamıyor olmasıdır. Varoluş nedeni savaşları durdurmak olan yerleşik düzen, yüz binlerce insanın ölümünde sebebin kendisidir.

Örtülü veya açık küreselleşmenin mahiyeti ile açıklaması, süregelmiş bir sürecin kilometre taşlarında pek kolay değildir. Zaten ‘küresel’ kelimesinin insan zihninde ilk uyardığı ‘harita’ metaforu üzerinden bendeniz’in hatırladığı Mustafa Kemal’in ünlü: ‘hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır” tabiri günümüzdeki, gümrük duvarları, yaptırımlar, anti küresel engeller,  sanal ve internet pazarların sınırları, geçişleri kaldıran ulus ötesi yatırımlardan önce “yaşam biçimi” üzerinde oluşturulan türdeş algılama biçimine dayanır.

Küreselleşmeyi mümkün kılan önemli bir dinamik sermayenin dünya üzerinde ulusal sınırları aşarak olağanüstü akışkanlık kazanması ve dünyanın ortak bir pazar hâline gelmesi ise bir diğer önemli dinamik de yeni iletişim ve enformasyon teknolojilerinin tüm dünyayı sarmış olmasıdır. Bugün başta internet ve televizyon olmak üzere medyanın küresel düzeyde “kapsama alanı” muazzamdır. 

Kapitalizmin küresel yayılımı, bu hedef için yaratılmış mesajlar ve reklam sloganları kullanılarak yerel/ ulusal pazarlara sunulmasıyla gerçekleşmektedir.

Dünya kapitalizminin gücünün sadece malları değil, aynı zamanda fikirleri ve tüketim alışkanlıklarını etkileyen ideolojileri satma yeteneğiyle bağlantısı olduğunu ifade eden neo-Marksist sosyologlara göre, kültürel küreselleşme süreci basitçe kültürel emperyalizm şeklinde gerçekleşmektedir. 

Friedmann’ın belirttiği gibi, 1960’ların sonlarındaki kültürel emperyalizm söylemi küreselleşme sürecini “emperyalizmin hiyerarşik tabiatının bir özelliği, yani belirli merkezi kültürlerin gittikçe artan hegemonyası; Amerikan değerlerinin, tüketici mallarının ve yaşam tarzlarının yayılması” olarak tanımlamıştır. Günümüzde giyeceklerden yiyeceklere, müziğe, filmlere, televizyona, mimarlığa yani yaşam alanımızın her yerinde, bütün kültürel ürünlerde bir standartlaşma ve tek tipleşme rahatlıkla gözlenebilir. Küresel kapitalizmin yeniden ürettiği tüketimcilik ideolojisi ve tüketim kültürü tüm dünyadaki toplumlar üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir.

Ulus ötesi kapitalizmin kültürel ürünlerini dünya çapında yayma gücü kapitalist bir tek kültürün yayılması olarak yorumlanır. Bu kuramın en güçlü savunucularından biri Amerikalı medya sadece kültürel homojenleşme olarak anlaşılmamalıdır. Kendi içinde evrensellik-leri/homojenlikleri ve tikellikleri/fakhılıkları barın-dıran, bunları birbiri ile ilişkiye geçirip birbirlerine dönüştüren bir süreçtir. Yani, küresel ile yerel olanın her karşılaşması, ikisinin de birbirinden bir şey alarak yeni ve başka olana dönüştüğü, daha melez (bybrid) biçimlerin ortaya çıktığı bir süreç olarak işlemektedir. Robertson’a göre, küreselleşme sürecinin bir yüzü yerel/tikel olanın evrenselleşmesi ise, diğer yüzü küresel/evrensel olanın yerelleşmesi/tikelleşmesi olarak görülmelidir. Böylece, aralarındaki ilişki, meşrulaşabilmek için ikisinin de kendisine birbiri içinde yer aradığı bir eklemlenme ilişkisidir.

Bundan dolayı yazara göre küreselleşmeden (glo-balization) değil, küreyerelleşmeden (glocalization) söz edilmelidir. Kaldı ki küreselleşme sürecine yönelik tepki ve eleştiriler de yerel kültürlerin üzerinde daha çok durulmasına neden olmaktadır.

Bugün başta internet olmak üzere küreselleşme sürecinin en önemli taşıyıcıları olarak yeni iletişim teknolojileri ulusal sınırların aşılarak ulus-ötesi kamusallıkların(Avrupa Birliği Bürokrasisi) oluşmasını mümkün kılmaktadır. Bu durum ulus-devletlerin türdeş ve dıșa kapalı ulusal kültürleri korumalarını oldukça zorlaştırmış ve milli aidiyeti önemli ölçüde farklılaştırmıştır. Kaldı ki küreselleşme süreci kültürel düzeyde bir tarafıyla benzeşmeye neden olmakla birlikte kültürel melezleşme sürecine yol açmaktadır. Ulus-devletler için kültürel homo-jenlik giderek problematik hâle gelmektedir. Farklı yerel/tikel kültürlerin küresel/kozmopolit kültürle etkileşimi kaçınılmaz hâle geldiğinden ülke sınırları içinde bütünüyle kültürel homojenlik çabası da oldukça zorlaşmıştır.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar