Çarşamba, Ocak 7, 2026

Trump Amerika’yı batırmasın?

Trump Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. başkanı. 20 Ocak 2025’ten bu yana görev yapıyor. Göreve gelmeden önce iddialı beyanlarda bulundu. Başkan olunca bir söylediği bir diğerini tutmasa da ABD’nin eskiden beri yapmaya çalıştığı genişleme ve dünyayı kontrol girişimlerine büyük hız verdi. Panama’da Grönland’da, Gazze’den İran’a dek din, dil, ırk, kadim dost, müttefik demeden kendisi için paranın ağır bastığı söylemlerde, tehditlerde bulundu. Yeri geldikçe silahlı mücadeleye girişti.

Son olarak sürekli suçladığı Venezuela’nın devlet başkanını ve eşini bir gece baskını ile aldı New York’a götürdü. Trump basın açıklamasında “Amerika’nın ezici ordu üstünlüğü ile bir saldırı gerçekleştirdik. Nicolas Maduro’yu adalete teslim ettik.” dedi.  Konuşma arasında “tekrar saygıdeğer bir ülke haline geldik” dedi.

Trump’a göre ABD’nin saygınlığı neden kayboldu acaba? Yoksa Epstein olayları sırasında kendisinin Epstein’e samimi yaklaşımları nedeniyle mi ABD dünyada saygınlığını yitirmeye doğru evrildi? Geceyarısı yapılan harekât için ise “saldırıda bulunduk, Maduro’yu aldık, adalete teslim ettik” dedi. Hangi adalete teslim etti?  New York’ta kurduğu Amerikan Mahkemesine…

ABD’nin 2003’teki Irak işgalinde Bağdat’a kadar tek kurşun atmadan tanklarla yürümesini anımsayalım. O zaman şöyle yazmıştım; ABD o dönemde üssünün olmadığı 3  ülkeden (Suriye, Irak, İran) ortadakine balta gibi girdi. Sonra ne oldu, 2025’te Suriye’ye çöktü, İran’a nükleer tesis bahanesiyle saldırdı.

Geçen hafta da Venezuela’ya Maduro’nun güvenlik güçlerinin “onayı” ile gece indiler Maduro ve eşini alıp gittiler.

Bu harekatın sıradan olmadığı, uzun yıllar alan bir planlama ve “işbirlikçi” eğitimi ile gerçekleştirildiği açık. Saddam Hüseyin’e karşı 2003’teki Irak işgali harekatı da böyleydi. Iraklı komutanlardan hiç tepki gelmedi.  Aynı şekilde HTŞ’nin lideri Golani adıyla bilinen lider İdlip’ten çıktı, Halep’e geldi, Şam’a yürüdü. Çatışma olmadan Şam’ı aldı. Sonradan adını çevirdi Ahmet El Şara yaptı. ABD de onu devlet başkanı yaptı. Oysa Ahmet el Şara teröristti ve başına ABD tarafından 10 milyon dolar ödül konmuştu.

ABD, Türkiye büyükelçisi ve Orta Doğu sorumlusu olarak Tom Barrack’ı görevlendirdi. Tom Barrack’ın açık sözlü olması nedeniyle ABD’nin orta doğu için düşündüğü planların yanısıra Türkiye için öngörülen “yönetim sistemi” yaklaşımını da öğrenmiş olduk. Bunlardan birisi Lozan’ın öncesine giderek Cumhuriyet değerlerini yok edip federatif bir yapıyı Türkiye’ye hâkim kılmak ve orta doğu ile geniş bir federatif devlete dönüştürmek. İstanbul’u da başkent yapmak.

ABD uzun vadeli planları yaparken, arada bazı kişileri bilgilendirip sessize alıyor. Irak’ın işgali, Suriye’de Esat’ın devrilmesi, Venezuela’da Maduro’nun kaçırılması filan…

Bir iddiaya göre Trump ve Maduro 25 Aralık 2025’te telefonla görüştüğü zaman Trump ona “iktidarı bırak Türkiye’ye git” demiş”. Maduro bunu reddetmiş. Halk TV haberine göre; Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Fox News’in canlı yayınında, arkasında Trump varken, teklifi açıkça doğruladı. “Maduro bugün Türkiye’de olabilirdi ama New York’ta. Kendisinden başka kimseyi suçlamasın. Trump ona bir çıkış sunmuştu. O Trump’a meydan okumayı tercih etti. Şimdi hapiste”

Bizim haberimiz olmadan Trump bize birilerini yollayabilir mi acaba?

Trump’ın Epstein davasındaki “sapıklıkların” ABD’ye verdiği saygı kaybının yanı sıra petrol aşkına milyonlarca insanın Irak ve Suriye’de öldürülmesi, Gazze’deki 70 bin Filistinlinin katledilmesi ve milyonlarcasının sürgün edilme projesinin ortaya atılması saygı kaybı değil mi?

Trump’ın ABD’nin büyük askeri gücünü kullanıp kişisel arzularını ortaya koyarak kendisini dünyanın sahibiymiş gibi davranması, kanımca “sapkın” yaklaşımdan başka bir şey değildir.

Çalışkan Amerikan halkı, sanayicisi ve üreticisi Trump’ın bu yaklaşımını hak etmiyor.

İskender Odabaşoğlu

Diğer Yazarlar