21.Asır, henüz çok daha öncelerinden dünya kamuoyu için hayli belirgin sinyallerini veriyor olmasına rağmen küresel haritanın muhtelif yerlerinde genel olarak hangi nedenlerle okursa olsun iklim değişiminin, buzulların erimesinin, ısı artışının, toprak erozyonunun, orman yangınlarının, kuraklığın insanlığın başına neler açacağı görmezden geliniyor.
Herkesin dikkati silahlanma, nadir elementler, enerji havzaları, stratejik geçitler, ticaret koridorları üzerinde yoğunlaşıyor. Oysa nereye baksanız Asya’nın göbeğinde koca Aral Gölü’nün, İran’da Urumiye Göllerinin kuruması, Amazon Ormanları Yangınları gibi devasa tükeniş örnekleri yeterlidir.
Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü(WRI) düzenli periyodlarla yayınladığı raporlarla dünyanın bilançosunu tutuyor, su kıtlığına dair hazırladığı rapor da bu çalışmalardan biri. Sadece Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsünün değil, Dünya Yaban Hayatı Fonu’nun(WWF) araştırmalarıyla da kanıtlanmış durumda ve Türkiye mevcut kişi başına kullanılabilir su miktarı dikkate alındığında su stresi çeken bir ülke ve tahminlere göre 2030 yılında su fakiri ülke haline gelecek.
Gerçekten 2022 yılı rakamlarına göre Türkiye’de su kullanımının sektörlere göre dağılımına bakıldığında en çok su tüketen sektörün 44 milyar m3 ile %77 paya sahip tarımsal sulama olduğu görülüyor. 6.8 milyar m3 içme ve kullanma ve 6.2 milyar m3 endüstriyel su kullanımı ise %12 ve %11 ile birbirine yakın oranlarda yer alıyor. Su tüketiminden böylesine büyük bir pay alan tarımsal suyun verimli kullanılmadığı müddetçe susuzluk sorunu katiyen aşılamaz, aksi takdirde son 50 yılda 36 gölümüz kurumaz, 14’ü de kuruma riski ile karşı karşıya kalmazdı. Her şeyden önce tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaşması sağlanmalı, vahşi sulama devri tamamen kapanmalı. Bunun için de tarım kesimine yönelik kapsamlı, uzun vadeli modernizasyon teşvikleri ayrılmalıdır.
Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Neşet Onur Şanlı, Türkiye’de Su Yönetiminde teknoloji, veri ve çok paydaşlı yapının belirleyici olacağını ifade ediyor. Tarımda su kullanımının mevcut halinden suya göre planlamaya geçildiğini, suyun merkezden değil, yerelden ve tüm paydaşların katılımıyla yönetilmesinin gereğine işaret etti. Halihazırda 52 ilçede su kısıtlaması uygulanmakta, 2024 yılı itibarıyla il su kurulları, havza su kurulları ve Ulusal Su Kurulu oluşturulmuş durumdadır. 2023 yılında başlatılan su verimliliği seferberliği; tüm sektörlerde ‘suda sıfır kayıp’ anlayışı ile yürütülmekte.
Yine de su krizinin yalnızca teknik çözümler ile elealınamayacağını, meselenin insan-doğa ilişkisi ile doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan bakış açıları var. Yaşanan sürecin küresel ölçekte bir kırılma noktasına işaret ettiği ve nedeninin insanlar olup, tüketim alışkanlıklarının su üzerindeki etkisine değinilmesinin işin püf noktası olduğudur. Bu sorunun merkezine insanı değil doğayı koyarak, doğa merkezli bir perspektifle insani sorumluluğun arasındaki ilişkinin altını kırmızı çizgileri ile bezemek ve o yolda seyretmektir.