Cumartesi, Ocak 24, 2026

Türkiye Farkı

Akıl ve mantık bulunduğu konumda merkezden çevreye aydınlatıcı, yol göstericiliği ile yön verir. Bilgelik, bu sürece iştirak edip destekleyen ansiklopedik bilgi birikiminden çok; sağduyu, alaka, moral nitelikleri ile bezeli evrensel duruşun ifadesidir. İnsanlar için sahip olduklarının kıymetini bilmek kimi zamanlar dengeyi sağlamak için elzem olan duygulardır. Tevazu gerekmeyen, her birinin anlamı kendinden menkul bir dizi anektod iftihar etmek, onur duymak anlamında sahifeler dolusu yazıdan daha etkilidir.

Aşağıda isimlerden çok duygu, düşünce, eylemler ve ilgili ülke dikkate değerdir.
Yıl 1931. Çankaya Köşkü’nde gergin bir akşam…
Sofrada, dönemin Milli Eğitim Bakanı Esat Sagay da vardır. Genç ve idealist doktor Reşit Galip, sözü eğitim sistemine ve Darülfünun’a (Üniversite) getirir.
Bakan Esat Bey’i Atatürk’ün yüzüne karşı çok sert bir dille eleştirir:
“Eğitimde geriyiz, Darülfünun köhneleşmiş! Bakan bey ise sadece duruyor, devrimler yerinde sayıyor!”
Ortam buz keser. Yaşça büyük bir Bakan’ın bu denli hırpalanmasından rahatsız olan Atatürk, Reşit Galip’e nazikçe müdahale eder:

  • “Yoruldunuz beyefendi… İsterseniz gidip biraz istirahat ediniz (masadan kalkınız).”
    İşte o an, Reşit Galip o çıkışı yapar:
    “Burası sizin şahsi sofranız değil, milletin sofrasıdır Paşam! Milletin işlerinin görüşüldüğü bu sofrada, milletin bir ferdi olarak oturuyorum. Beni buradan kovamazsınız!”
    Herkes donup kalır. Atatürk’ün “Haddini bil!” demesi beklenirken, o sadece yaverine döner ve:
    “Öyleyse biz kalkalım…” diyerek sofrayı terk eder.
    Herkes Reşit Galip’in siyasi hayatının bittiğini, cezalandırılacağını düşünür. O gece Reşit Galip, cebinde parası olmadığı için Köşk’teki bir kanepede uyur.
    Sabah Atatürk uyanır ve yaverine sorar: “Bizim asabi doktor ne yaptı?”
    Yaver: “Köşkte uyudu, şimdi uyandı Paşam” der.
    Atatürk, o genci çağırtır ve kahvaltıda şunları söyler:
    “Koca bir devrim yapıyoruz ama Bakan’ı eleştirecek, hatta bana kafa tutacak bir kişi bile bulamıyoruz…
    Sende büyük bir cevher var çocuk.”
    Cezalandırılması beklenen o Reşit Galip, kısa süre sonra Milli Eğitim Bakanı yapılır! 
    (Kaynakça:Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar.)

Saddam Hüseyin, Türkiye’ye iyi gözle bakan bir lider değildi. İran-Irak savaşı sırasında Başbakan Turgut Özal, İran’ı ziyaret etmiş; Özal’ın bulunduğu süre zarfında Tahran’ın bombalanmaması için Bağdat’a bilgi verilmişti. Saddam özellikle de Özal Tahran’da iken bombaladı. Özal, bunu hiç unutmadı. İran’la savaşıp, Kuveyt’i yutan Saddam’ın eğer başarılı olursa Türkiye’ye yöneleceği düşüncesi hâkimdi. Buna rağmen Başbakan Abdullah Gül imzasıyla Saddam Hüseyin’e bir mektup gönderildi. Mektupta ABD’nin, Irak’ı işgal etme konusunda kararlı olduğu belirtiliyor, bunun ülkeye felaket getireceği ifade ediliyordu. “Moğol istilası gibi olmasın” deniliyordu.

İşgali önlemek için Saddam Hüseyin’e istediği kişileri yanına almak şartıyla üçüncü bir ülkeye geçişine yardımcı olunabileceği ifade ediliyordu. Saddam Hüseyin’e bu mektubu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen götürmüştü. Saddam Hüseyin, “İyi niyetli olduğunuza inanıyorum. Samimiyetinize  güveniyorum. Amerika’yı ben de tanıyorum. Ben ne yapsam yapayım Amerika, Irak’ı vuracak” demişti. Maduro ise Türkiye dostu bir liderdi. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayan ilk devlet başkanıydı. Türk dizilerini izlemeyi severdi. Maduro, Amerika’nın radarına girince gitmesi için kendisine ilk teklif edilen ülke yine Türkiye oldu.  

Humeyni sürgün edildiğinde bir süre Bursa’da ikamet etmişti. Türkiye’den ayrılırken uçağın içinde ağladığı söylenir. Stalin döneminde muhaliflerden Troçki, sürgün günlerini İstanbul’da, Adalar’da geçirmişti. 

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in babası da albaylar cuntasından kaçarak Türkiye’ye sığınmıştı. 

Türkiye Cumhuriyeti, ‘Terörsüz Türkiye’ girişimi ile kendi sınırları içerisinde; çevresinde barışçıl dengeler ve ilişkileri koruyup geliştirmek adına geçmişten bu yana çok ağır bedeller ödemiş bir ülke olarak başkalarının siyasi çıkarları adına değil, ülkenin menfaatleri ve bölgenin barışını gözetti. Ne Stalin’in saldırganlığına(1945), ne de ‘Tezkere’ olayında ve Bush ve saz arkadaşlarının, Babacan ve Yakış görüşmeleri için(2003) ‘Türkler at pazarlığı’ yapıyorlar cıvıklığına prim verdi. Bugüne kadar hiç ilk hatayı yapan konumunda olmadı.

Hasılı Türkiye başı sıkışınca sığınılacak ülkelerden biri. Tariksel objektif bakış açısıyla Cumhuriyetten önceleri de farklı değildir, onun da örnekleri çoktur. Bu coğrafya, insan ve tecrübe birikiminin eski tabirle ‘nev-i şahsına münhasır’ kurumsal imaj ile tanınması, şimdi de Türkiye’nin bu rolünün dünya alem tarafından biliniyor olması normaldir. “Türkiye’nin Farkı”dır.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar