Motor Aşin CEO’su ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) 52. Kara Taşıtları, Yedek Parçaları ve Ekipmanları Meslek Komitesi Başkanı Saim Aşçı, İstanbul Ticaret Odası’nda düzenlenen ‘Otomotivde Sürdürülebilirlik ve Çevreci Yaklaşımlar’ seminerinde yaptığı kapsamlı değerlendirmelerle, otomotiv sektörünün sürdürülebilirlik gündemine yalnızca çevresel değil; ekonomik, sosyal ve insani boyutlarıyla yaklaşılması gerektiğini vurguladı.
İTO ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve sektör temsilcilerinin yoğun katılım gösterdiği seminerde konuşan Aşçı, sürdürülebilirliğin günümüzde çoğu zaman dar bir çerçevede ele alındığını, oysa konunun çok daha geniş ve yapısal bir dönüşümü ifade ettiğini dile getirdi.
Sürdürülebilirlik kavramının kamuoyunda büyük ölçüde karbon emisyonu ve çevre regülasyonları üzerinden tartışıldığına dikkat çeken Aşçı, bu yaklaşımın konunun özünü eksik bıraktığını belirtti. Aşçı, “Sürdürülebilirlik, temelde bir denge meselesi. Döngüsel ekonomi yaklaşımı çerçevesinde; çevre dostu ve doğru malzeme kullanımı, sağlıklı ve izlenebilir tedarik zinciri, verimli üretim süreçleri ve sosyal sürdürülebilirlik birlikte ele alınmalı. Sadece karbon başlığına odaklanan yaklaşımlar, kalıcı ve gerçekçi çözümler üretmez” dedi. Aşçı, otomotiv sektörünün geniş yan sanayi yapısı, yüksek tedarik zinciri hacmi ve küresel entegrasyonu nedeniyle sürdürülebilirlik tartışmalarının merkezinde yer aldığını vurguladı.
Dört temel unsur alarm veriyor
Konuşmasında çevresel tehditlerin boyutuna da dikkat çeken Aşçı, günümüzde en fazla zarar gören ve korunması gereken dört temel unsurun su, toprak, hava ve biyolojik çeşitlilik olduğunu ifade ederek, “Bu dört temel unsur, sadece çevresel değerler değil. Aynı zamanda ekonomik refahın, toplumsal sağlığın ve gelecek kuşakların yaşam kalitesinin temelini oluşturuyor. Bu alanlarda yaşanan her tahribat, doğrudan insan hayatına ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine zarar veriyor” diye konuştu. Aşçı, ekosistemde yaşanan bozulmaların artık geri dönüşü zor sonuçlar doğurduğunu ve bu nedenle sürdürülebilirlik başlığının ertelenebilir bir gündem olmaktan çıktığını dile getirdi.

Sürdürülebilirliğin merkezi; insan
Sürdürülebilirliğin yalnızca teknik ve çevresel bir konu olmadığını, aynı zamanda politik, ekonomik ve jeopolitik boyutlar taşıdığını belirten Aşçı, küresel mutabakatların kırılgan yapısına dikkat çekerek, “Uluslararası iklim anlaşmaları, tek bir siyasi karar ya da küresel krizle işlevsiz hale gelebiliyor. Ancak bu tartışmaların merkezinde çoğu zaman gözden kaçırılan bir gerçek var: Ekolojik dengeyi bilinçli şekilde bozan tek canlı insan. Denizlerin, toprağın ve havanın bu ölçüde kirletilmesinin başka bir açıklaması yok” ifadelerinde bulundu. Bu noktada bireysel farkındalık kadar kurumsal ve toplumsal sorumluluğun da altını çizen Aşçı, sürdürülebilirliğin ancak insan davranışları değiştiğinde anlam kazanacağını söyledi.
Dünya genelindeki karbon emisyonu dağılımındaki adaletsizliğe de değinen Aşçı, en zengin yüzde 1’lik kesimin kendisine düşen yıllık karbon emisyon hakkını yılın ilk günlerinde tükettiğini hatırlattı. Aşçı, “İklim değişikliğine en fazla katkı sağlayan ülkeler; Çin, ABD, Hindistan, Avrupa Birliği ve Rusya. Buna rağmen yükün önemli bir kısmı gelişmekte olan ülkelere bırakılıyor. Katıldığımız COP zirvelerinde bu çelişkiyi açıkça görmek mümkün” dedi. Aşçı, bu dengesizliğin küresel sürdürülebilirlik politikalarının güvenilirliğini zedelediğini ve ortak hareket kabiliyetini zayıflattığını vurguladı.
Sade yaşam yaklaşımına vurgu
Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmenin yalnızca teknolojik yatırımlarla mümkün olmadığını belirten Aşçı, asıl dönüşümün zihniyet düzeyinde başlaması gerektiğini ifade etti. “Sınırsız tüketimi normalleştiren anlayış terk edilmeden sürdürülebilirlikten söz edemeyiz. İsrafa dayalı yaşam biçimleriyle çevreci bir gelecek kurulamaz. Sade yaşam anlayışı, sağlam ve dengeli bir geleceğin temelidir. Bu yaklaşım, kültürümüzde ve kadim öğretilerimizde güçlü bir şekilde yer alıyor.”
Motor Aşin bünyesinde iki yılı aşkın süredir sürdürülebilirlik odaklı çalışmalar yürüttüklerini aktaran Aşçı, kurumsal dönüşümün ölçümleme ve veri temelli yönetimle mümkün olduğunu vurguladı. “Öncelikle ne kadar kirlettiğimizi ölçtük. İsrafı ve gereksiz kaynak kullanımını net verilerle ortaya koyduk. Aynı ölçümleri bir yıl sonra tekrar yaptığımızda ciddi iyileşmeler sağladığımızı gördük. Bu bize şunu gösterdi: Ölçerseniz yönetirsiniz, yönetirseniz iyileştirirsiniz.” Aşçı, bu yaklaşımın yalnızca büyük ölçekli firmalar için değil, KOBİ’ler için de uygulanabilir olduğunu belirtti.
Konuşmasının sonunda sürdürülebilirliğin yalnızca bir çevre politikası değil; aynı zamanda insani, ahlaki ve kurumsal bir sorumluluk olduğunun altını çizen Aşçı, otomotiv sektörünün bu dönüşümde öncü rol üstlenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Sürdürülebilirlik bir tercih değil, bir zorunluluktur. Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak istiyorsak, bugünden sorumluluk almak zorundayız” dedi.

