Cumartesi, Şubat 7, 2026
spot_img

İdari Sistematiğin İnce Çizgileri

Toplumsal idari yapıların kurumsal gelişim sürecinde modern anlayışın ‘temsili demokrasiler’ eli ile boy gösterdiği 20. asırda, dünya üzerinde kendilerini eni konu demokratik ilan edenlerin özde veya sözde olup olmadığı, biraz da her bir toplumun meşrebi doğrultusunda ‘nabza göre şerbet verilmesi’ kıvamında sürdürülebilirliğidir. İdeolojik, ırki, dini- mehzebi, ticari temelli vb esaslar ile otokratik, aristokrastik ve demokratik idarelerin herhangi bir şekilde temsil edilebilirliği, uluslararası ilişkilerin devamı için engel teşkil etmez.

Geçen asır iki büyük savaş ertesinde dünya siyasetinde öngörülen soğuk savaş dönemi boyunca Batı yakasının, gerçek demokrasinin yaşadığı yer olduğu konusu, dünyanın geri kalanına göstere göstere, iktisadi öncelik ve tüketim konularında refah devleti ana menüsünün kültürel garnitürü olarak işledi. 

Bu süreçte dikkat ile bakan gözlerin Kore, Mısır-Süveyş, Afrika, Hindiçin, Küba, Vietnam, Nikaragua vs bölgelerde Batı adına yapılan müdahalelerde, Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra ise Körfez, Irak, Bosna, Afganistan, Libya vb bölgelerde Batılı Koalisyon tarafından bu bölgeler ve topraklar için özendirilmesi gereken nedense? ‘demokrasi’ yerine ‘borçlanma’ oldu.

Çok partili demokrasiye 1950 yılında geçen Türkiye Cumhuriyetinin, darbeler, çatışmalar, türlü istikrarsızlıklarla yol alınan bir süreçte atlatılan badireler ile tecrübe sahibi olması devlet işlerinde kendisi ve çevresi için istikrarlı ilişkilerde genellikle az hata yapan fakat güven veren zemin yaratıyor. 

20. Asırda İki Büyük Savaşın yönünü değiştiren dünyanın en büyük askeri ve ekonomik gücü Birleşik Devletler aynı zamanda dengeli demokrasinin federal bir örneği olarak dünya genelinde itibar sağlıyordu. Öyleki tam da 1950-1960’larda Birleşik Devletler içerisinde idari süreçte 2. Dünya Savaşının muzaffer müttefik kuvvetler komutanı ve sonrasında ABD Cumhuriyetçi Başkanı(1953-1961) Eisenhower’in halefi John F. Kennedy(1961-1963)Demokrat arasındaki gergin ilişkidir. Buna rağmen Kennedy’in kaybı ertesinde demokrasinin korunmasının gerekliliği, ülkenin ve demokrasi için ona bu bağlılığın sadece yabancı düşmanlara karşı değil, Amerikan toplumunun içindeki nefret ve aşırıcılık güçlerine karşı da sürekli teyakkuz gerektirdiğini hatırlattı. Bu, Eisenhower’ın en açık sözlü haliydi. Bu ilkeye her zaman uymadığını kabul etti. Bazen siyasi farklılıkların ortak değerlerin önüne geçmesine izin vermişti. Bazen ulusal birliğin yerine partizan eleştiriyi önceliklendiği olmuştu.

    Hasılı liderler düştüğünde, sadece bireyleri değil, toplum olarak olasılıkları da kaybederiz; gidilmeyen yolları, asla tam olarak paylaşılmayan bilgeliği. Başkanlık makamı, tüm gücü ve sembolizmiyle, nihayetinde hizmet ettiği vatandaşların desteğine ve saygısına bağlıdır. Bu destek olmadan, demokrasinin kendisi savunmasız hale gelir. 

    Liderlerinizi, onlarla aynı fikirde olmasanız(ki her şeyi bilemeyiz) bile destekleyin. Aşırıcılığı nerede bulursanız bulun kınayın. Demokratik kurumların kırılgan olduğunu ve sürekli bakım gerektirdiğini unutmayın. 
Bu, başkanların, kusurları ne olursa olsun, hayal bile edemeyeceğimiz ağırlıklar taşıdığını bize hatırlatır. Liderler hakkında nasıl konuştuğumuzu, siyasi muhalefeti nasıl yürüttüğümüzü ve eleştiriyi demokratik kurumlara destekle nasıl dengelediğimizi düşünmeye davet eder.

    Demir Uzun

    Diğer Yazarlar