
SEDA GÖK / TİCARET SOHBETLERİ
Kadın, Su ve İklim Odaklı Kalkınma Modeli’ne odaklanan USKD’den sürdürülebilir kalkınmada yeni dönem; “Sözde Değil Sahada!” ilkesiyle yol alacak. 2026’da ölçülebilir etki ve uluslararası açılım ön planda olacak
Dünya hızla tükeniyor; su azalıyor, iklim sertleşiyor, eşitsizlik derinleşiyor. Bu tablo karşısında artık iyi niyetli söylemler değil, ölçülebilir ve sahaya inen çözümler gerekiyor. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınmada Kadın Derneği (USKD) Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan ile Yapılmamış Olanlara Odaklanan Bir Yolculuk’a çıktık. USKD Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan, sürdürülebilir kalkınmayı “konuşulan” değil “uygulanan” bir alan haline getirmeyi hedefliyor. Sürdürülebilirlik başlığının artık ertelenemeyecek bir zorunluluk olduğuna dikkat çeken Alkan ile İzmir’den yola çıkan USKD’nin su, çevre ve kadın odağında şekillenen projeleri; 2026 vizyonu, uluslararası açılım hedefleri ve özel sektörle kurduğu yeni iş birliklerini konuştuk.
▶︎ USKD yeni bir dernek olmasına rağmen siz özellikle “biz eski STK’cılarız” vurgusu yapıyorsunuz. Bu yaklaşımın arkasındaki temel motivasyon nedir?
Derneğimizin kuruluş tarihi yeni olabilir ama biz bu alanda sıfırdan başlamıyoruz. Uzun yıllardır sivil toplumun farklı alanlarında görev almış, sahayı bilen, süreçlerin nasıl işlediğini deneyimlemiş bir ekibiz. USKD’nin güçlü bir isimle yola çıkmasının sebebi de tam olarak bu. Bu ismin altını doldurabilecek bir birikime, sorumluluk duygusuna ve vizyona sahibiz.
Geçmişi uzun uzun anlatmayı özellikle tercih etmiyorum. Çünkü artık yeni bir döneme giriyoruz. Bizim odağımız bugüne kadar yapılanlardan çok, bugüne kadar yapılamamış olanlar. İzmir’de 150’den fazla sivil toplum kuruluşu var ve bunların önemli bir bölümü kadın odaklı çalışmalar yürütüyor. Bu çok kıymetli. Ancak uzun yıllar boyunca benzer çalışmaların tekrarlandığını, belli kalıpların dışına çıkmanın zorlaştığını da gözlemledik. USKD’yi kurarken bu döngüyü kırmak istedik.
“Dünya elden gidiyor ve bunu artık görmezden gelemeyiz”
▶︎ Yapılmamış olanlara odaklanmak derken nasıl bir çerçeveden söz ediyorsunuz?
Dünyanın, Türkiye’nin ve İzmir’in karşı karşıya olduğu sorunlar artık ertelenebilir değil. İklim krizi, su krizi, çevresel bozulma, gıdaya erişim, toplumsal cinsiyet eşitsizliği… Bunların hiçbiri tek başına ele alınabilecek başlıklar değil. Hepsi birbiriyle bağlantılı ve hepsi sürdürülebilir kalkınmanın merkezinde yer alıyor.
Yeni nesillere bırakabileceğimiz kaynakların hızla tükendiğini fark etmek çok acı. Sadece Türkiye için değil, küresel ölçekte bir riskten bahsediyoruz. Dijitalleşme ve küreselleşme ile birlikte artık bu sorunlar çok daha görünür ve çok daha yakın. Artık küçük, lokal sorunlar içinde yaşamıyoruz; küresel bir ekosistemin parçasıyız.

“Sivil toplumun rolü masada kalmak değil, sahaya inmek”
▶︎ Bu noktada sivil toplumun rolünü nasıl tanımlıyorsunuz?
Sivil toplum artık yalnızca farkındalık yaratan bir yapı olmak zorunda değil. Farkındalık elbette önemli ama tek başına yeterli değil. Bizim derdimiz; sahada olup biteni hem kamuya hem özel sektöre doğru bir dille aktarmak, politika değişikliklerine katkı sunmak ve uygulamaya geçilmesini sağlamak.
Bugün çok sayıda toplantı yapılıyor, zirveler düzenleniyor, paneller gerçekleştiriliyor. Ancak aynı sorunları yıllardır konuşmaya devam ediyoruz. Bu da ister istemez sorgulamayı beraberinde getiriyor. Mesele masada kalmak değil; masada konuşulanların sahaya inmesi.
“Su, çevre ve iklim: ayrı değil, birlikte düşünülmeli”
▶︎ Su meselesi sizin için neden bu kadar merkezde olan bir konu başlığı?
Çünkü su olmadan hiçbir şey olmuyor. Bu kadar net. Bu yıl yağışların fazla olmasına rağmen hâlâ su kesintileri yaşıyoruz. Tahtalı Barajı’ndaki seviyeler ortada. Bu bir yılın problemi değil; yıllardır süren yanlış uygulamaların sonucu.
Altyapının zamanında güçlendirilmemesi, atık su yönetiminin yeterince sağlanmaması, geri dönüşüm tesislerinin gecikmesi… Bunların hepsi zincirin halkaları. İzmir’in, Türkiye’nin ve dünyanın kaynakları sınırsız değil. Dolayısıyla artık ileriye bakarak plan yapmak zorundayız.

“2025–2026 dönemi: odaklanma ve derinleşme”
▶︎ USKD’nin bu yıla ilişkin temel öncelikleri neler?
Bu yılın ana odağı su. Bunun yanında çevre, iklim ve toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarımızı bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Bu başlıklar birbirinden bağımsız değil; biri diğerini besliyor.
Yılın ilk ayında iki önemli proje başvurusu yaptık. Bunlardan biri çevre ve kadın temalı, özellikle 45 yaş üstü ve evde olan kadınları kapsayan bütünleşik bir proje. Kadınların hem çevresel farkındalıklarını artırmayı hem de sosyal hayata daha aktif katılımlarını sağlamayı hedefliyoruz.
İkinci proje ise Selluka Projesi. Kuruluşumuzla birlikte başlattığımız bu çalışmayı geliştirerek hem yerelde hem de uluslararası ölçekte uygulanabilecek bir yapıya dönüştürdük. Yerel yönetimlerle ve farklı paydaşlarla görüşmelerimiz devam ediyor.
Fonlar, uluslararasılaşma ve yeni ağlar
▶︎ Avrupa Birliği ve uluslararası fonlar gündeminizde mi?
Kesinlikle. Ancak Avrupa Birliği fonlarına başvurabilmek için derneklerin en az iki yıllık olması gerekiyor. Bu nedenle henüz resmi başvuru yapamıyoruz. Buna rağmen farklı ülkelerin fon sağlayıcı kuruluşları, elçilikler ve uluslararası platformlar üzerinden ilerleyebileceğimiz alternatif kanallar mevcut.
Ayrıca daha önce başvurduğumuz ancak bütçe nedeniyle onay alamayan “Köklerden Geleceğe” projemizi güncelleyerek yeniden başvuruya hazırlıyoruz. Sekiz Türk Cumhuriyeti’ni kapsayan bu proje, dijital bir platform üzerinden sürdürülebilirlik ve kadın odaklı iş birliklerini hedefliyor.
Özel sektörle sürdürülebilirlikte yeni model
▶︎ Özel sektörle ilgili projeleriniz dikkat çekiyor. Bu alandaki yaklaşımınız nedir?
Özel sektör sürdürülebilirlik konusunda artık daha fazla konuşuyor. Ancak konuşmak yeterli değil; ölçmek ve raporlamak gerekiyor. Bu nedenle özel sektöre yönelik sürdürülebilirlik eğitimleri ve uygulamalı raporlama süreçlerini kapsayan bir model üzerinde çalışıyoruz.
Bu model sayesinde şirketlerin sürdürülebilirlik raporlamalarını yapabilecekleri, ölçülebilir ve sertifikalı bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Ölçümleme olmadan yapılan çalışmaların gerçek bir karşılığı olmuyor.

İzmir’de ortak akıl ve iş birliği kültürü
▶︎ İzmir’de STK’ların birlikte hareket etmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
İzmir çok güçlü bir şehir. Kurumsal yapıları, insan profili ve demokratik kültürüyle öncü olabilecek bir potansiyele sahip. Güçlü kurumlar güzel işler yapıyor ve biz bunları takdirle izliyoruz. Ancak bu sürecin sadece izleyeni olmak istemiyoruz.
Biz “ben” değil “biz” diyen bir anlayıştayız. Gerçekten üretmek isteyen, sahaya çıkmaya hazır olan herkesle bir araya gelmeye hazırız.
USKD’nin 2026 vizyonu: Ölçülebilir etki, güçlü kadın ağı
▶︎ 2026 yılına dair vizyonunuzu nasıl özetlersiniz?
2026’yı; USKD’nin kapasitesini geliştirdiği, uluslararası standartlarda çalışan, ölçülebilir sosyal, ekonomik ve çevresel etki üreten bir yapıya dönüştüğü bir yıl olarak görüyoruz.
Bugüne kadar daha çok farkındalık ve ağ oluşturma ekseninde yürüttüğümüz çalışmaları, 2026 itibarıyla somut çıktılar üreten, raporlanabilir ve sürdürülebilir yapılara dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Kadın güçlenirse kurumlar güçlenir, toplum güçlenir, gelecek güçlenir. Biz de bu anlayışla İzmir’den başlayarak hem Türkiye’ye hem dünyaya katkı sunmayı amaçlıyoruz.

