Perşembe, Şubat 12, 2026
spot_img

Çocuklarda aşırı hareket dahiliğe işaret olabilir

Çocuklar sürekli hareket halinde veya sorumluluklarını yerine getirirken sanki görünmez bir engele takılıyor gibi görünüyorsa toplum baskısına maruz kalabiliyor. Toplumun hızlıca “yaramaz” ya da “tembel” diyerek etiketlediği bu durum Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’ndan (DEHB) dolayı ortaya çıkıyor

DEHB, akademik performanstan sosyal ilişkilere kadar uzanan, çok boyutlu bir nörogelişimsel farklılık olarak kendini gösteriyor. Sorun çoğu zaman isteksizlikte değil, beynin çalışma biçiminden kaynaklanıyor. Üstelik bu çocuklar dahi olabilir. Dünyanın en çok madalya kazanan olimpiyat sporcusu Michael Phelps’in çocukken DEHB tanısı almış olması, bunun en bilinen örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Auto Train Brain, son blog yazısında DEHB konusunu “Çocuğunuz Yaramaz Değil, Ya Dahiyse?” başlığıyla ele aldı.


Çocuklar neden odaklanamıyor? 

Yazıda birçok ailenin yaşanan odaklanma güçlüklerinin veya hareketliliğin yanlış ebeveyn tutumlarından ya da disiplin eksikliğinden kaynaklandığını sanarak büyük bir yanılgıya düştüğü belirtildi. Oysa bu durumun sonradan kazanılan bir davranış bozukluğu değil; beynin dikkat, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerindeki işlevsel farklılıklardan doğan nörogelişimsel bir süreç olduğuna dikkat çekildi. 

Sürecin temelinde büyük oranda genetik faktörler yattığı belirtilen yazıda, “Özellikle beyindeki dopamin gibi kimyasal habercilerin işleyişindeki farklılıklar, bireyin konsantrasyonunu ve dürtülerini kontrol etmesini biyolojik olarak zorlaştırır. Genetiğin yanı sıra; gebelik dönemindeki dış faktörler (sigara, alkol maruziyeti), erken doğum veya düşük doğum ağırlığı gibi çevresel etkenler de biyolojik risk tablosunu şekillendirebiliyor. Ancak aile içindeki tutumlar, var olan belirtilerin şiddetini ya da çocuğun bu zorluklarla başa çıkma becerisini doğrudan etkileyebiliyor” ifadelerine yer verildi.


DEHB’li olmak, yaramaz demek değil

Sorumluluklarını yerine getirme konusunda zorluk yaşayan çocukların aynı zamanda aşırı hareketlilik sergileyebildikleri belirtilen yazıda, “Genelde de bunun sonucunda ailesi, öğretmenleri ve diğer yakın çevresi tarafından direkt olarak “yaramaz çocuk” kalıbına sokuluyor. Oysa bu durum sanılanın aksine sadece “yerinde duramamak” ile sınırlı değildir; aksine her çocukta farklı maskelerle, bambaşka şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Kimi çocuk zihnini bir noktada toplamakta güçlük çekerken, kimi içindeki durdurulamaz enerjiyi yönetmeye çalışır. Aşırı hareketlilik yaşayanlar için durum sanki içlerinde hiç durmayan bir motor varmış gibi olabiliyor. Bu bireyler en uygunsuz anlarda bile durmaksızın hareket etme ihtiyacı duyabiliyorlar. Buna bir de dürtüsellik eklendiğinde; sırasını beklemekte zorlanma, sorular daha bitmeden cevabı yapıştırma veya sonuçlarını tartmadan hızlıca harekete geçme gibi davranışlar gözlemlenir. Tüm bunlar birer yaramazlık göstergesi değil, beynin bilgiyi ve enerjiyi işleme biçimindeki bu özel farklılığın dışa vurumudur” ifadeleri kullanıldı. 


Zekâ, okul başarısıyla mı ölçülür?

Yazıda, düşük notların veya sınıftaki dalgınlıkların, bir çocuğun zekâsı hakkında asla belirleyici bir kriter olmadığı ifade edildi. En büyük yanılgılardan birinin bu zorlukları yaşayan çocukların kapasitelerinin düşük olduğunu sanmak olduğu belirtilen yazıda şu ifadelere yer verildi: “Oysa bu özel nörolojik yapıya sahip bireyler arasında deha düzeyinde IQ’ya sahip sayısız örnek bulunuyor. Bu çocuklar aslında yaramaz değil, belki de birer dahi; çünkü dünyayı görme ve düşünme biçimleri standart kalıpların dışına taşıyor. Onlar aslında çok hızlı düşünüyor, yüksek yaratıcılık sergiliyor ve ilgi duydukları bir konuya karşı “hiper-odaklanma” dediğimiz bir derinlikle bağlanıyorlar. Okuldaki akademik güçlüklerin nedeni konuyu anlamamaları değil; beynin bilgiyi organize etme ve uzun süre aynı noktada sabit kalma konusundaki farklı işleyişi. Tarihteki pek çok başarı hikayesinin arkasında da bu farklı düşünme biçimi yatıyor. Örneğin efsanevi yüzücü Michael Phelps, çocukken “asla hiçbir şeye odaklanamaz” denilen biriyken, içindeki o devasa enerjiyi spora yönlendirerek dünyanın en çok madalya kazanan sporcusu haline geliyor.” 

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM