1945 yılı İkinci Büyük Savaş sonrasında yeni bir dünya kurulurken gelecek için insanlık adına umut vadeden kavramlar ve hedefler savaşın acılarının ve yaralarının kapanması için henüz çok erken olmasına rağmen yine de ‘hayatın devam ettiğine dair’ bir nebze teselli sayılıyordu. Savaşın acımasız yüzünü gören ve bizzat yaşayan coğrafyalarda direk etkilenenler kitleler, dolaylı etkilenenler ile çok geçmeden ideolojik esaslı bir tehdit çizgisinde şekillenecek yeni bir düzen içinde oldular.
Kültürel, siyasal ve mutlaka ekonomik olarak dünya çapında ses getiren tek önemli konunun sadece ideolojik farklılıklar olmayacağını anlamak Nazi Almanya’sında Yahudiler’e uygulanan soykırım, Sovyet Rusya’daki tasfiyeler ve çalışma kampları hatta Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan siyah-beyaz ayrımı gibi insanlık ayıbı gelişmeler dünya kamuoyunun yirminci asrın ortalarında husule gelen fasılalı malumuydu.
Geçen zaman içerisinde hemen her sahada değişen parametreler ile yol alan uluslararası tabloda coğrafyalar, insanları çektikleri ile halleşirlerken dünyanın her hangi bir yerinde hemen her an yeni benzer akibetler ile karşı karşıya kalabilecekleri bir süreklilik kazandı. Kaynayan bir kazan görüntüsü veren dünya olaylarının neo liberal çerçevede maliyetler ve ticari rekabetin yıpratan kıskacında tekelleşmenin küresel boyut alması; yaygın kitleler ve devletler için barış ve huzur ortamının muhafazasını potansiyel düşünce ve farklı kanaatlere sahip olunması açısından riske ediyor.
21.asırda tarihi, kültürel, sosyal, siyasi ve ekonomik bileşenler ve birikimlerin makul bir dengede salınımlarını engelleyen gelişmeler ses getiriyorlar. Adeta tüm birikim değerlerinin dengeleri iktisat kökenli tercihlerin birer bağımlı öğesi haline geliyor. Bu bağımlılıktan nasibini fazlası ile alan yaygın müreffeh, malum coğrafyalardaki kitleler en basitinden yaşadığımız günlerde Ukrayna’da yaşanan gelişmelere iki ayrı tarafı kollayarak analiz edebilme kabiliyetine uzak, bilakis tek yanlı propaganda tesirine maruz kalmış taraflar olarak görünüyorlar.
Washington’un bu kriz vesilesi ile müttefiklerine tekrar ‘ya bizimlesiniz, ya karşımızdasınız’ telkininden, Ukrayna’dan Avrupa sınırlarına akın eden mültecilere uygulanan açık kapı uygulamasına onların Müslüman ülkelerden değil Hıristiyan olduklarını, sarı saçları mavi gözlerinin kuvvetle vurgulandığı ya da neo-nazi oldukları medyatik vurgular belirgin biçimde öne çıkıyor.
Dünya kamuoyu, ivedi maharet ve sürprizlerle karşılaşılabilen gelişmeler ve manüple edilebilen unsurlar ve durumları zihinlere dışarıdan yerleştirilen ve adeta hazır kıta olarak bekleyen bu kabil basit kodlara yerleştirerek işin aslını merak etmeksizin savuşturan pervasız bir ruh hali içinde. Algı furyası; Körfez, Irak, Suriye savaşlarında olduğu gibi naklen yayın hezeyanı, dezenformasyon fonlaması ile devam etmekte.
Yaşananların ışığında genel bir yorumlamanın; ulus, devlet, finans üçlüsünün bugüne dek denenmiş stratejik değişikliler ile zamana ve doğaya karşı yorgun düşmelerini not etmenin varlığına ihtiyaç vardır. Öyle ki insanlık ‘büyük sıfırlama’ projeksiyonunda maceralara sürüklenmeden varlık hayatiyetini güncellesin, gelecek öngörüleri, hegemonik uygulamaların alışılageldik sonuçlarından kaçmak adına yeknesak arayışlardan gayri alternatifler yaratabilsin.
