Ofise her sabah farklı şeyler gelir: kahve kokusu, bilgisayar fanı fısıltısı, “günaydın”lar…
Bir de bazen görünmeyen bir şey gelir: gerginlik.
Kimse bağırmaz, ortalık karışmaz; ama konuşmalar kısalır. İnsanlar toplantıda fikir söylemek yerine cümle seçmeye başlar. Çünkü bilirler: Bugün doğruyu söylemek, yarın hedef olmak demektir.
Bazı yöneticiler vardır; odaya girince enerji yükselir. Konuşmaları güçlüdür, hedefleri büyüktür, kendinden emindir. İlk başta insan “Tamam” der, “Bizi yukarı taşır.”
Sonra küçük bir şey olur. Toplantıda biri “Burada risk var” der. Ya da “Bu müşterinin ihtiyacı farklı” diye ekler. O an, hava değişir. Çünkü bazı yöneticiler için risk, sadece risk değildir; itirazdır. İtiraz da bazen “saygısızlık” gibi algılanır.
İşte o noktada iş, iş olmaktan çıkar. Yavaş yavaş bir “denge oyunu”na döner.
Bu yazımda, işte o iklimi anlatmak istiyorum: Narsist yöneticiyle çalışmanın yıpratıcı tarafını… ama suçlayarak değil; tanıyarak, korunarak ve mümkünse iyileştirerek.
Narsist yönetici dediğimiz şey ne?
Kimseyi etiketlemeye gerek yok. Ama bazı davranış kalıpları vardır; onları görünce tanırsınız:
- Alkışı sever, eleştiriyi zor taşır.
- Başarıyı sahiplenir, hatayı devreder.
- Kontrolü bırakmakta zorlanır.
- Dışarıda “çok güçlü”, içeride “kolay incinen” bir ego taşıyabilir.
- İnsanları çoğu zaman iş için değil, yansıma için kullanır: “Beni iyi gösteren yakınımda kalsın.”
Bu tablo her zaman aynı şiddette yaşanmaz. Bazen ince ince olur. Hatta en yorucu olanı da budur: Adı konmayan yorgunluk.
Herkesin bildiği ama kimsenin söylemediği bir sahne
Ekip aylarca çalışır. Sunum günü gelir. Yönetici slaytların başında konuşur:
“Bu yaklaşımı ben getirdim zaten…”
Ekip içinden biri “Önemli değil” der. “Yeter ki iş çıksın.”
Ama bir süre sonra şunu fark edersiniz:
Önemli. Çünkü emeğin görünmezleştiği yerde, insanın içi de görünmezleşir.
Bir başka gün, aynı ekip bir riski dile getirir. Sakin bir cümleyle:
“Şu iki noktada gecikme olabilir, planımız hazır.”
Yönetici aynı sakinlikle ama bambaşka bir yerden cevap verir:
“Sen neden negatif konuşuyorsun?”
O an ekip şunu öğrenir: Gerçek, yöneticinin hikâyesine uymuyorsa susmak daha güvenli.
Ve böylece şirketin en tehlikeli alışkanlığı başlar: “Sorun yokmuş gibi yapmak.”
Şirket ne kaybeder?
Bu tarz ortamlarda ilk kayıp, kâr değildir. İlk kayıp gerçekliktir.
- İnsanlar risk söylemez → risk büyür.
- Hata erken yakalanmaz → kriz geç yakalanır.
- Yetenekli insanlar yorulur → sessizce gider.
- Kalanlar “idare etmeyi” öğrenir → kalite düşer.
Kısacası: Kurum bir süre “iyi görünebilir.”
Ama içeriden zayıflamaya başlar.
Çalışan ne yaşar?
Çalışanın yaşadığı şey çoğu zaman tek bir kelimeyle anlatılır: tetikte olmak.
- Konuşurken cümle seçmek
- E-posta atarken kelime tartmak
- Toplantıda “yanlış anlaşılmayayım” diye düşünmek
- Başarıda görünmez olmak, sorunda görünür olmak
Bu hâl bir süre sonra insanı yorar. En çalışkan olanı bile “kendini koruma moduna” geçer. İşin neşesi, yavaş yavaş çekilir.
Peki birlikte nasıl çalışılır?
Herkes hemen “kalkıp git” diyemez. Bazen sorumluluklar, bazen zamanlama… O yüzden daha gerçekçi bir soru: “Ben bu ortamda nasıl ayakta kalırım?”
Aşağıda sizlerle böyle durumlarda baş vurabileceğiniz kısa bir rehber sunuyorum. Umarım yararı olur.
Kendini koruma rehberi
1) Söz uçuyor, yazı kalıyor.
Toplantı sonrası paylaşılacak 4 satır mail: “Karar–aksiyon–tarih–sorumlu.”
Bu hem işi netleştirir hem sizi korur.
2) Kişiyle değil, işle konuş.
“Sen yanlış yapıyorsun” yerine: “Bu metrik sapıyor, şu risk var.” Yaklaşımı.
Duyguyu değil veriyi taşımak her zaman daha etkilidir.
3) Sınırı incitmeden koy.
“Bu tarihe yetişmesi için şu işi ertelemem gerekir. Hangisi önceliklidir?”
Sınır kavga değildir; gerçekliktir.
4) Görünür çıktı üret.
Bu tip ortamlarda “görünmez emek” kolay kaybolur.
İşini küçük teslimatlara böl, düzenli güncelle, sürüm takibi yap.
5) Güven adası kur.
Tek başına kalma. Güvendiğin 1-2 kişiyle düzenli olarak paylaşımlar yap.
İK/üst yönetimle konuşacaksan, konuyu “kişilikler” değil “iş riskleri” üzerinden anlat.
6) İç sesini koru.
Bu düzen insana “ben mi yetersizim?” dedirtir. Çoğu zaman mesele bu değildir.
Not tut, destek al, dinlenmeyi ihmal etme.
Ve değişim yoksa, kendine bir çıkış planı yap. Bu zayıflık değil; öz saygıdır.
Son söz
İyi bir iş ortamı, hatasız ortam değildir.
İyi ortam, hatanın konuşulabildiği; emeğin görünür olduğu, insanın incinmeden çalışabildiği ortamdır.
Bir yerde insanlar toplantıda fikir değil, cümle seçmeye başladıysa…
Orada yönetilen şey iş değildir. Egodur.
Ego büyüdükçe kurum küçülür; en çok da insanların içi küçülür.
Bir şirkette insanlar fikir paylaşmak yerine cümle seçmeye başladıysa, orada mesele performans değildir.
Orada mesele güvendir.
