SEREN KARAŞAHİN / ÖZEL HABER
Marmara Denizi’nde denizkestanesi avcılığının serbest bırakılmasını değerlendiren Prof. Dr. Mustafa Sarı, kararın yanlış olduğunu vurgularken, bazı balık türlerinin avcılığının azaltılmasının sorunun çözümüne katkı sağlayacağını dile getirdi
Marmara Denizi’nde Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü tarafından 13 Şubat-15 Nisan tarihleri arasında denizkestanesi avcılığı serbest bırakıldı. Marmara Denizi’ni 2021 yılında olağanüstü şekilde etkileyen müsilaj sorununun çözümlerinden biri olarak Marmara Denizi’nde denizkestanesi avcılığı da durdurulmuştu. Uzmanlar, konuyla ilgili olarak denizkestanesinin av yasağının kalkmasını yanlış bulurken, kararın ürünü Uzak Doğu pazarına gönderen ihracatçılarının talebi olduğu düşüncesi hakim. TİCARET Gazetesi’ne konuşan balıkçılık, denizcilik ve çevre üzerine çalışmalar yürüten Akademisyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, alınan kararın yanlış olduğunu vurguladı. Denizkestanesi popülasyonunu azaltma çalışmalarının avcılığı serbest bırakarak değil, bazı balık çeşitlerinin avcılığının azaltılarak sağlanabileceğini dile getirdi. Prof. Dr. Sarı, Marmara Denizi’nde önlem alınmazsa müsilaj sorunun her yıl olağan bir şekilde devam edeceğinin altını çizdi.

“Alınan karar yanlış”
Marmara Denizi’nde dönem dönem ortaya çıkan müsilaj sorunu, 2021 yılında felakete dönüşmüştü. Kıyı şeritlerinde görülmeye başlanan deniz salyası, deniz tabanında da görülünce Marmara Denizi Eylem Planı hazırlanarak ekosistemin normale dönmesi için çalışmalar yapılmaya başlanmıştı. Öte yandan 2021 yılından önce 1992 ve 2007-2008 yıllarında da Marmara Denizi ve Çanakkale’de müsilaj görülmüştü. Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj sonrası denizkestanesi avcılığının gerçekleşmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sarı, ekosistemin normal haline dönmesi durumunda belirlenen sınırlar içerisinde söz konusu canlının avcılığının yapılabileceğini dile getirdi. Alınan kararın yanlış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Sarı, “Şu an için denizkestanesi avcılığı hiçbir şekilde olmamalı. Ekosistem normale döndüğünde popülasyon tespiti yapılarak her yıl avlanacak olan miktarı, avcılık usullerini ve avcılık zamanlarını belirleyerek bu yapılabilir. Şu an için Marmara Denizi’nde kesinlikle yapılan şey yanlış” dedi.
Denizkestanesi, su altındaki ‘çölleşmeyi’ önlüyor
Deniz altında halk arasında yosun olarak bilinen makro alglerin bulunduğunu ve azot-fosforun artmasıyla bu canlı grubunun da popülasyonunun yükseldiğini söyleyen Prof. Dr. Sarı, “Makro algler, azot ve fosfor yükünü azaltmak için çoğalır. Bunlar çoğaldığında, artış hızı bir süre sonra kontrolden çıkmaya başlıyor. Ürettiklerinden daha fazla oksijeni ışıksız zamanda tüketiyorlar. Kıyı bölgelerde oksijensiz alanlar oluşmaya başlıyor. Denizkestanesi makro alglerin kontrolden çıkmasını ve aşırı çoğalmasını önlüyor” ifadelerini kullandı. Makro alglerin çoğalmasıyla denizkestanelerinin de artmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Sarı, makro alglerin çok oksijen tüketmesiyle denizin ışıklı kıyısal bölgesini çöl haline getirebildiklerini vurguladı. Bu noktada yapılması gerekenin ekosistemin devamının korunması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sarı, “Deniz ekosisteminin sağlıklı çalışmasını sağlamamız lazım. Bunun yolu da denizle kurduğumuz yanlış ilişkiyi değiştirmekten geçiyor” bilgilerini verdi.

“Türk Boğazları sisteminde endüstriyel avcılığı sınırlandırmamız lazım”
Sorunun çözümünün avcılık yasağını kaldırmak olmadığının altını çizen Prof. Dr. Sarı, çözüm önerilerinden bahsetti. Bazı balık türlerinin avcılığının azaltılmasının sorunun çözümüne katkı sağlayacağını belirten Prof. Dr. Sarı, “Denizkestanesi çoğaldığında bunun çözümü avcılığı artırmak değil. Çözüm, denizkestanesi üstünden beslenen canlıların mırmır, karagöz ve çipura gibi balık türlerinin avcılığının azaltılması. Onlar deniz kestanelerinin popülasyonunu kontrol edecekler” diye konuştu. Müsilajın Marmara Denizi’nin kâbusu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sarı, “Marmara Denizi’nde deniz koruma alanları oluşturmalıyız. Oluşturulan deniz koruma alanları her türlü müdahaleye avcılığa kapalı olmalı. Balıklar buralarda üremeli, çoğalmalı ve buradan yayılmalı. Daha sonra Marmara Denizi de dahil Türk Boğazları sisteminde endüstriyel avcılığı kesinlikle sınırlandırmamız lazım” dedi.
Kararda ‘bilim’e danışılmadı
Kararın alınma sürecinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün bilim ve danışma kuruluna fikir sorulmadığını öğrendiğini ifade eden Prof. Dr. Sarı, karar hakkında kurulda yer alan akademisyen ve bilim insanlarına bilgi verilmediğini de söyledi. Kararın alınmasının arka planında ihracatçıların bir talebi olabileceğini belirten Prof. Dr. Sarı, hayvanların üretim zamanında avcılığın açılmasının yumurtaların olgunlaşmasının daha yüksek ekonomik gelir getirmesinden dolayı olabileceğini ifade etti. İhracat yapan şirketlerin bu dönemleri takip ettiğini belirten Prof. Dr. Sarı, aynı uygulamanın 2022 yılında da yapıldığını dile getirdi. Denizkestanesi ticaretinin dünyadaki büyük birkaç şirketin elinde olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sarı, bu şirketlerin Japonya açıklarından başlayarak bütün dünyadaki denizkestanesi stoklarını adım adım sömürdüğünü belirtirken, bu işin Türkiye’ye geldiğini dile getirdi.
