Çarşamba, Mart 11, 2026

Cankurtaran Artık Can Kurtarmıyor Mu?

Biliyorum, bazı arkadaşlarım bu başlığı okudukları anda “Taktın sen de kafayı buna” diyecekler. Evet taktım. Hasta oluyorum, kabul edemiyorum, hiç anlam veremiyorum. Biri yaralandı ya da çok hastalandı, en kısa zamanda hastaneye götürülmeli, canı tehlikede, ölebilir. Efendim? Ne dediniz? Nesi tehlikede? CANI! Peki ne yapmak lâzım? En kısa zamanda CANINI KURTARMAK lâzım. İşte zurnanın zurt ettiği yer burası. CANKURTARAN çağırırsanız ayıp olur hemen AMBULANS çağırın. Tanrı aşkına; varoluş nedenini bundan daha güzel anlatan kaç sözcük var?

Şöyle derdik biz: “Konunun temel fikrini özetledim. Şimdi tek tek ayrıntılara gireceğim ki anlaşılmayan bir yeri kalmasın.” Olmaaaz! AYRINTI neymiş, DETAY denilecek. Haber sunucuları, ki genellikle doğru Türkçe konuşuyorlar, DETAY diyorlar. Böylesi daha mı zarif oluyor yoksa daha çok kişi mi anlıyor?

Kızmayın bana çünkü devam edeceğim hem de uzun zaman önce yazdığım şiirimi sizlerle paylaşarak:  

Depoyu fulleme, doldur yeter.
Detayla karıştırma aklımı, ayrıntı yeter.
Ambulans çağırmayın, cankurtaran yeter.
Kuaföre gitmeyeceğim, berber bana yeter.
Provokasyon vız gelir, kışkırtma yeter.
Performans gösterme, verimli olman yeter.
Komple kaybetmek neymiş, tamamını kaybetme yeter.
Hastalık pik yapabilir, zirve yapmasın yeter.
Adamlar direk içeri girmesinler, doğrudan girmeleri yeter.
Evraklar demeyin çünkü zaten çoğuldur
Belgeleri gösterin bana yeter.
Görüşmek üzere, Allah’a ısmarladık, eyvallah,
İyi günler, iyi geceler, ne dersen de,
Bay bay deme ne olur, Türkçesi bize yeter.
Ana sütü bebeğe, anadilimiz düşündüğümüzü söylemeye yeter.
Daha pek çok örnek yazardım ama
Bu kadarı bile utancımı anlatmaya yeter.

Daha çok sözcüğü buraya taşıyabilirdim ama derdimi anlattım diye düşünüyorum. Şu cümleyi kuran bir düşünüre katılıyorum: “Anadil giderse ulus yok olur”. Hiç aklımdan çıkmayan ve asla unutmayacağım iki örnek vereceğim. Yıllar önce baba evine gelen bir yardımcı kadın vardı. Dünya iyisi, son derecede saygılı, yalan nedir bilmeyen, güler yüzlü, dürüst bir emektar. Okuma-yazması hiç yok. Nasıl olsun ki? Kars’ın bir dağ köyünde büyümüş, kocasıyla İstanbul’a gelmiş, koca vefat edince bildiği tek iş ile para kazanmak üzere evlere temizliğe giderek yaşamını sürdürmeye başlamış. Her ayrılışında kapı ağzında bize dönerek “BAYBAAAAYYY” derdi. Bir gün sordum nedenini, “Ama Bey burada herkes böyle diyor” dedi, hayretle.

Geldim ikinci örneğe: Benzin doldurtacağım aracıma. Genç pompacı sordu: “Amca fulleyelim mi?” “Hayır doldur” dedim. Yüzüme baktı “Amca dalga mı geçtin? Anlamadım da”. Güldüm ve “Asıl sen kendinle dalga geçtin ama farkında değilsin” dedim. Anlamadı “Olur mu amca öyle şey” dedi ve neden güldüğümü anlamadan işine devam etti. İçeriye girdim ve ödememi yaptım. “Tamamdır amca” dedi, fişimi verdi. Tam dönüp gidecektim “Thank you for your help my son” dedim. Bana nasıl kızdığını gözlerinden fırlayan ateş beni yakmadan arabama bindim.

Son noktayı koymadan TV kanallarında haber okuyanlara ve açık oturumlarda söz alan bazı eğitimli uzman kişilerimize de selâm olsun. Detayları bir kenara bırakın ayrıntılarla bizi aydınlatın.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Fazıl Bülent Kocamemi

Diğer Yazarlar