Salı, Mart 17, 2026

“Türkiye’nin “Made in Europe” politikası içinde anılması önemli katkılar sağlayacak”

Türkiye’nin “Made in Europe” politikası içinde anılmasının desteklenmesi gereken olumlu bir adım olduğunu belirten Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Türkiye’nin Avrupa üretim sistemi içindeki yerinin daha açık biçimde kabul edilmesi, sanayi gücümüzü ve ticari kapasitemizi teyit etmektedir. Doğru politikalarla desteklendiğinde bunun ihracata, yatırıma, üretime ve istihdama anlamlı katkılar sağlaması mümkündür” dedi

Avrupa Birliği’nin (AB) hazırlıklarını sürdürdüğü ve taslağını yayımladığı ‘Sanayi Hızlandırma Yasası’ ve ‘Made in Europe’ politikası çerçevesinde; Türkiye, Avrupa değer zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak tanınacak ve Gümrük Birliği kapsamında ürünlerimiz AB menşeli sayılacak.

İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölüm Başkanı Doç. Dr. Filiz Mızrak, Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarını yeniden şekillendirdiği bir dönemde, Türkiye’nin Avrupa değer zinciri içinde daha görünür biçimde anılmasını ülkemiz açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.


Türkiye’nin daha açık biçimde konumlandırılması şaşırtıcı değil

“Made in Europe” politikası kapsamında Türkiye’ye yer verilmesinin, Türkiye’nin üretim kapasitesinin, sanayi altyapısının ve Avrupa ile kurduğu ticari bağların ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Doç. Dr. Filiz Mızrak, “Zaten uzun yıllardır Gümrük Birliği çerçevesinde Avrupa ile yoğun ticaret yapan, birçok sektörde üretim ve tedarik sağlayan bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa üretim sistemi içinde daha açık biçimde konumlandırılması şaşırtıcı değil; aksine, mevcut ekonomik gerçekliğin daha net ifade edilmesi olarak görülebilir” diye konuştu.


Türkiye, Avrupa şirketleri açısından pek çok avantaja sahip

Uluslararası ticaret açısından bakıldığında bunun oldukça anlamlı sonuçları olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Mızrak, “Son yıllarda küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, firmaların uzak ve riskli tedarik yapıları yerine daha yakın, daha güvenli ve daha yönetilebilir üretim merkezlerine yönelmesine neden oldu. Avrupa şirketleri açısından Türkiye; coğrafi yakınlığı, güçlü lojistik ağı, üretim tecrübesi ve sanayi çeşitliliği sayesinde öne çıkan ülkelerden biri haline geldi. Özellikle otomotiv, tekstil, beyaz eşya, makine, kimya, metal ve ara malı üretimi gibi sektörlerde Türkiye’nin Avrupa pazarına hızlı cevap verebilen bir üretim üssü olduğu zaten biliniyor. Şimdi bunun politika düzeyinde daha görünür hale gelmesi, Türk üreticiler açısından hem algı hem de pazar konumu bakımından olumlu bir destek sağlayabilir” dedi.


İhracata dayalı büyüme açısından önemli bir alan açabilir

Bu yeni gelişmenin ekonomik etkilerinin de oldukça önemli olacağına dikkat çeken Mızrak, şunları söyledi: “Avrupa ile üretim ve ticaret bağlarının güçlenmesi, ihracat hacmine olumlu yansıyabilir. Bununla birlikte, sadece mevcut ihracatın korunmasından değil, daha uzun vadeli sipariş ilişkilerinden, yeni ortaklıklardan ve yatırım kararlarından da söz etmek gerekir. Avrupa merkezli firmalar, üretim ve tedarik planlamalarında Türkiye’yi daha güçlü bir seçenek olarak değerlendirdikçe, sanayide kapasite artışı ve dış ticaret gelirlerinde genişleme görülebilir. Bu tablo, özellikle ihracata dayalı büyüme açısından Türkiye’ye önemli bir alan açabilir.”


Finansman boyutunda önemli fırsatlar oluşabilir

Finansman boyutunda dikkat çekici fırsatlar oluşabileceğini kaydeden Mızrak, “Türkiye’nin Avrupa üretim ağı içinde daha güçlü tanımlanması, doğrudan yabancı yatırımlar açısından olumlu bir sinyal verebilir. Üretim tesisleri, lojistik merkezleri, depo yatırımları, sanayi teknolojileri ve ihracat bağlantılı finansman modelleri bakımından yeni hareketlilik yaşanması mümkündür. Burada en kritik konu, ortaya çıkan ilgiyi kalıcı yatırıma dönüştürebilmektir. Bunun için ekonomik istikrarın korunması, öngörülebilirliğin artırılması ve yatırımcı güvenini destekleyen bir çerçevenin sürdürülmesi gerekir. Türkiye zaten güçlü bir üretim ülkesi; önemli olan bu gücü daha yüksek katma değerli ve daha sürdürülebilir bir yapıya taşımaktır” şeklinde konuştu.


Yeni iş alanları açılabilir

İstihdam tarafında da ortaya çıkabilecek olumlu tabloya işaret eden Doç. Dr. Mızrak, “Üretim hacminin büyümesi ve ticaret ilişkilerinin derinleşmesi, sanayi işletmelerinde, lojistik ağlarında, dış ticaret operasyonlarında ve destek hizmetlerinde yeni iş alanları oluşturabilir. Özellikle üretim planlama, kalite kontrol, gümrükleme, tedarik zinciri yönetimi, dış ticaret finansmanı ve lojistik koordinasyon gibi alanlarda insan kaynağı ihtiyacının artması beklenebilir. Bunun yanında, Avrupa standartlarına daha uyumlu bir üretim yapısına geçiş, daha nitelikli iş gücü talebini de beraberinde getirecektir. Yabancı dil bilen, dijital becerilere sahip, dış ticaret süreçlerine hâkim ve sürdürülebilirlik konularında bilgi sahibi gençlerin önümüzdeki dönemde daha fazla fırsatla karşılaşması mümkündür” diye konuştu.


Bu süreçten en yüksek faydayı sağlamak için yapılması gerekenler var

Doç. Dr. Mızrak, “Ancak burada bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir” diyerek şu tavsiyelerde bulundu: “Ortaya çıkan potansiyel kendiliğinden kalıcı kazanca dönüşmez. Sanayi politikaları, eğitim sistemi, mesleki uzmanlaşma ve yatırım ortamı birbirini desteklemediği sürece bu tür fırsatlar beklenen etkiyi tam olarak yaratmayabilir. Türkiye’nin bu süreçten en yüksek faydayı elde edebilmesi için üretimde verimliliği artırması, yeşil dönüşüm sürecine uyum sağlaması, dijitalleşmeyi hızlandırması ve nitelikli insan kaynağı yetiştirmesi gerekir. Üniversiteler ile özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi de bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Çünkü yeni dönemde rekabet yalnızca üretim miktarıyla değil; kalite, hız, uyum kapasitesi ve teknik yetkinlikle belirlenecektir.”


Türkiye-AB ilişkilerini nasıl etkileyebilir?

Bu gelişmeyi Türkiye-AB ilişkileri bakımından da değerlendiren Mızrak, “Ortaya çıkan durumun doğrudan üyelik sürecine bağlanması için henüz erken olduğu açıktır. Çünkü ekonomik entegrasyon ile siyasi ve kurumsal üyelik süreci aynı hızda ilerlememektedir. Buna rağmen ekonomik bağların güçlenmesi, taraflar arasında ortak çıkar alanlarını genişletebilir ve daha yapıcı bir ilişki zemini oluşturabilir. Özellikle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, ticaretin kolaylaştırılması ve sanayi iş birliklerinin derinleştirilmesi gibi başlıklarda yeni bir motivasyon alanı yaratması mümkündür. Bu nedenle konuya yalnızca ticari bir başlık olarak değil, Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin geleceği açısından da stratejik bir adım olarak bakmak gerekir” diye konuştu.


Doğru politikalarla desteklendiğinde anlamlı katkılar sağlanabilir

Türkiye’nin “Made in Europe” politikası içinde anılmasının desteklenmesi gereken olumlu bir adım olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mızrak, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’nin Avrupa üretim sistemi içindeki yerinin daha açık biçimde kabul edilmesi, sanayi gücümüzü ve ticari kapasitemizi teyit etmektedir. Doğru politikalarla desteklendiğinde bunun ihracata, yatırıma, üretime ve istihdama anlamlı katkılar sağlaması mümkündür. Önümüzdeki dönemde asıl önemli olan nokta, ortaya çıkan bu fırsatı geçici bir avantaj olarak bırakmamak, yapısal bir kazanıma dönüştürebilmektir. Bu da ancak rekabet gücünü artıran, sanayiyi dönüştüren ve Avrupa ile ekonomik uyumu güçlendiren kararlı adımlarla mümkün olacaktır.”

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM