Cumartesi, Mart 21, 2026

Birey’den Kurumsal’a

Siyasal bilimler araştırıcıları tarafından dile getirilen ve açıklamalarında oldukça sık vurgulanan ulus-devlet-sermaye üçlüsü mevcut konuma, şeklen mümkün olamayan sürdürülebilirlik bir tarafa, tarihte öncelerinden intikal etmiş bileşenleri ile erişim sağladılar. Bu üçlünün aralarındaki ortak nokta ise hepsinin de niteliksel yönlerinin değişken fakat nicelik olarak mütemadiyen artmakta olduklarıdır.

Toplu halde yaşamaya başlayan, kümeleşerek muhtelif idari kurum deneyimine evrilen birey toplumsal düzenin kamu mekaniği ile desteklenen, güne ait kurumsal ivme ve yaşam tarzı içinde yol aldı. Sosyal ve kültürel tarihi birikimlerin yanısıra zamanla asimile ve adapte olmuş unsurların ortak paydası içinde beliren ‘ulus’ kapsamında aidiyet ve kimlik kazandı. Nihayet iktisat temelinde üretim-tüketim ana başlığından yansıyan bilumum faaliyetlerin tarif ve değişkenleri sayılan yine ‘güne ait’ enstrümanlar genelde sermaye olarak tabir edilir. 

Diğer taraftan siyasal bilimlerin önemli konu başlıklarını oluşturan “idari yapılar ve kitlelerin son bir asırdır fiilen ideolojik, iktisadi kapsamlı ve ikisi büyük genel savaş olmak üzere neticeleri yeni tehdit dengelerine dayanan güç kutbunu veya kutupların düzenlenmeye çalışıldığı”  asimetrik dengesizliklerdir. Böylece oyun kuruculuğun muhtelif hakimiyet unsurları üzerinden biricik karar verme süreci olarak algılanmasının vazgeçilmezliği ve kesin üstünlüğü sağlanır.

Yeniçağ’dan bu tarafa bilhassa son iki asır boyunca kurumsal yapıların militer, dini, bürokratik sınıfsal alanlarda öne çıktığı, çağlar boyunca gözler önündeki karizmatik liderler dönemlerinin giderek sönümlendiği, buna mukabil kurumsal yapılar ve bağlı mekanizmaların etkinliğinin arttığı görülür.

Asırlık dalgalanmalar faslından, aydınlanmanın Batı Avrupa’da bilimin 18. asır, felsefe ve sanatın 19. asırda ivme kazanması hemen her alanda geleneksel pratiğin alışılagelmiş “güç” ve ona bağlı parametrelerin vazgeçilmezliğini, çağın ampirik arayışları ile dizginleneceğinin ilanıdır.  

  1. asırdan itibaren 20. asır boyunca kurumsallık; böylece veri girdilerin içerideki dar kadrolu karar seti ve bilinmeyen filtreleme mekanizması ertesinde kitlesel tercihler olarak servise girebilmiş, dünyanın diğer coğrafyalarında da genel kabul görmüştür. 

Kurumsallığın yaşanan tecrübelerin ışığında dünya toplumlarının ortak bir kullanım değeri olabilmesi, ihtiyaç sebebine göre her geçen gün güncellenebilirliği önemlidir. Zor fakat bu sayede krizler ve bunalım dönemlerinin ani ve yıkıcı muhtemel risk faktörlerinden arınıp yeni fırsatlar sağlamak mümkün olabilir.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar