Bilhassa 20.asır boyunca her şeyin en mükemmelini ve iyi olanını yapıyor olma konusunda dünya kamuoyunun algısını yönlendirmeye özel bir gayret gösteren Avrupa, ABD ve diğer şürekanın global projelere yönelik desteksiz dayatma kabiliyetlerinin geniş zaman boyutlarında mukayeseli biçimde değerlendirilmeksizin anlaşılabilmesi kolay değildir. Kısaca algı baskısının kitlelerde uyandırdığı kavrayış; olayları, gidişatı ve gündemi anlamada birey ve topluluklara baştan teslimiyet hissini telkin ediyor.
Dünya kamuoyunu ilgilendiren uluslararası meselelerde başından beri ‘güçlünün’ sözünün geçerli olacağı varsayımıyla münasebetlerin, gözönüne alınan ölçülerden, güçlünün çıkarlarına hizmet edenlerinin icabında ‘dayatma’ ile tesis edilmesi üzerine projelendirme ilkesi yürüyor.
Dersimizin ana fikri; Bir takım fikirlerin ortada olması, hedefe gidilen yolda karar ve tercihleri ‘seyirciler’ için, içinden çıkılması güç bir zorluğu ifade ederken ‘karar vericiler’ için ‘iştaha verici’ katkılar, heyecan ve risklerin gündeme gelmesidir. Ancak dönemsel olarak yaygın kanaatler gereği süreçte kontrolün finans, donanım, teknoloji bileşenlerinden ibaret ‘güç’ vasfı ile izahı, zaman içinde ‘güç zehirlenmesi’ ile yetersiz kalabiliyor.
Batı, artık hangi kısım veya lobilere uygun ise siyasetini genelde ‘uluslararası ortak çıkarlar’ bahanesi özelde ‘kendilerinin çıkarları’ başlığında zaman içerisinde her türlü olarak direk ya da dolaylı biçimde düzenleme hakkını kendisine uygun görüyor öyle ki bu yeni değildir tek yönlü meydan okumadır.
28 Şubat’ta İran’a yapılan ABD/İsrail saldırıları ile başlayan ve son günlerde Hürmüz’e odaklanan çatışmalarda, İran Hürmüz Boğazını düşman olmayan gemilere açık olduğunu ilan etti. Bu ABD’nin abluka anlatısını yerle bir ediyor. Durdurmanın sorumluluğunu da Batı’lı sigorta şirketlerine havale ediyor. Artı muhtemel bir anlaşma maddesi de ‘tazminat’ meselesi. Savaş nedeni ile yükselen petrol piyasası ve risk yönetimi, sigorta tekelini elinde tutan ABD şirketlerini ilgilendiriyor ve üstlenilen risk, savaşın süresinin uzaması ile paralel büyüyor.
Vaktiyle(90’lar) SSCB’nin dağılmasından sonra, ekonomik tasfiye oligarklar vasıtası ile offshore ve üçüncü ülkelerde, finans merkezleri adına transfer edilmişti. Anglo-Amerikan yaklaşım ve ona tabi olma keyfiyetinin bu giderek artan ve menfaatleri ayrı ayrı tehdit edecek karar ve tercihlerine karşı; AB, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu başta olmak üzere (diğerleri) öncelikle iktisaden yeni bir usul üzerinden alternatif yöntem ve pratiklere samimiyetle muktedirler denilebilir mi? O halde savaş kazanmak mı yoksa zaman kazanmak mı yoksa ‘konu sıkıntısı’ çeken ABD mi?
Ukrayna vakasında Batı’nın Rusya Federasyonuna uyguladığı iktisadi yaptırımlar konunun son misalidir
keza yeni bir gelişme de Nato’nun, Çin’in Rusya’yı kınamayı kabul etmemesi üzerine ittifakı Asya’ya genişletme kararı almasıdır. Oysa Rusya açısından henüz 2022 Şubat ayında Ukrayna olayında itirazlarının dayandığı temel noktalardan biri de 1990 yılında SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov’un o dönemde 14 üye ülkesi bulunan Nato’nun Doğu yönünde genişlememesi konusunda karar alındığını beyan etmiş olması olarak biliniyor.
‘Bir kuşak bir yol’ projesi dünyanın görülen en büyük ve entegre ticari ve siyasi figürü olarak boy gösterdi.
Önce salgın ile 2020 Şubat’ından itibaren küresel münasebetler ve ticari zincirler aksamaya başlarken, 2022 Şubat Ukrayna krizi ile en çok konuşulan şeyin ABD’nin, Avrupa ve Nato ortaklarını konsolide etmeye çalışıyor olması tesadüf değildir. Bir bakıma bu gelişmelerin Atlantik’ten Pasifik’e uzanan bu üçlünün (AB, Rusya, Çin) bağlantısının birbirlerini besleyen menfaat ve mekanizmalarına çomak sokulması anlamına geldiği açıktır. Aksi takdirde ‘konu sıkıntısı’ çeken ABD’nin iki okyanus arasında, tek başına, sınırlarında hasım güçler olan ve ekonomisi mefluç bir ülkeye dönüşmesi riski de mevcuttur.