Türkiye İMSAD’ın ‘Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci’ araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 57,7’si kentsel dönüşüm destekleri hakkında bilgi sahibi olmadıklarını ifade ediyor
Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Savcı, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, aradan geçen yıllara rağmen depremin bıraktığı acının ve sorumluluğun ilk günkü kadar canlı olduğunu vurguladı. Gölcük merkezli meydana gelen ve resmi verilere göre 17 bin 480 kişinin yaşamını yitirdiği Marmara Depremi’nin, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik hafızasını da derinden etkilediğini belirtti. Savcı, deprem gerçeğinin unutulmaması ve güvenli yapılaşma anlayışının kalıcı bir toplumsal bilinç haline gelmesi gerektiğine dikkat çekti.
Türkiye İMSAD’ın ‘Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci’ araştırması da toplumun deprem gerçeğinin farkında olduğunu ancak hazırlık konusunda önemli eksikler bulunduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 58,3’ü deprem konusunda kaygı taşıyor, yüzde 45,5’i ise kendisini olası bir depreme karşı yeterince hazırlıklı hissetmiyor. Bunun yanı sıra katılımcıların yüzde 54’ü yaşadığı bölgeyi deprem açısından çok riskli olarak değerlendiriyor. Elde edilen bu sonuçlar, depremle mücadelede farkındalığın yanı sıra bireysel hazırlık alışkanlıklarının da güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Bu doğrultuda, Türkiye’nin deprem gerçeğinin her geçen gün kendisini yeniden hatırlattığını belirten Savcı, 2025 yılı boyunca ülke genelinde farklı büyüklüklerde 53 bin 262 depremin meydana gelmesinin, afetlere karşı hazırlığın süreklilik gerektiren bir sorumluluk olarak ele alınması gerektiğini bir kez daha ifade etti.
“Toplumsal farkındalık, afetlere karşı en önemli dayanıklılık unsurlarından biridir”
Depreme hazırlığın toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğuna değinen Savcı, “Afetlere karşı dirençli toplumlar yalnızca sağlam binalarla oluşmaz. Aynı zamanda risklerin farkında olan, hazırlığını yapan ve güvenli yaşam kültürünü benimseyen bireylerle güçlenir. Toplumsal farkındalığın canlı tutulması, deprem güvenliği konusunda atılacak her adımın temelini oluşturur. Depremi unutmamak, bilgiyle, bilinçle ve ortak sorumluluk anlayışıyla hareket etmek, gelecekte yaşanabilecek kayıpların azaltılmasının en güçlü yolu” ifadelerini kullandı.
Türkiye İMSAD’ın ‘Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci’ araştırmasının sonuçları, bireysel hazırlık konusunda da atılması gereken adımlar bulunduğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 55,2’si acil durumlarda toplanma alanlarının yerini bilmediğini belirtirken, yüzde 73,1’i evinde deprem çantası bulunmadığını ifade ediyor.
“Güvenli yapılar, geleceğe karşı en önemli sorumluluğumuz”
Türkiye inşaat malzemesi sektörünün güvenli yapı üretimindeki kritik rolüne de değinen Savcı, “Depreme dayanıklı yapılaşma; doğru malzeme seçimi, mühendislik ilkelerine bağlılık, kaliteli üretim ve etkin denetimin bir bütün olarak uygulanmasıyla mümkün. ‘Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci’ araştırması da yapı güvenliği konusunda toplumda algı ile teknik değerlendirme arasında önemli bir fark bulunduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 59,4’ü oturduğu binayı deprem açısından güvenli bulurken, yüzde 74,5’i bugüne kadar binası için herhangi bir risk tespiti yaptırmadığını belirtiyor. Bu tablo, güvenli yapılaşmanın bilimsel veriler, mühendislik değerlendirmeleri ve düzenli kontrollerle ele alınması gerektiğini gösteriyor” dedi.
“Kentsel dönüşüm hız kesmeden sürdürülmeli”
Kentsel dönüşümün Türkiye’nin en önemli öncelikleri arasında yer aldığını vurgulayan Savcı, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, İstanbul’da 2012’den bu yana kentsel dönüşüm kapsamına alınan bağımsız bölüm sayısı 1 milyon 274 bine ulaşırken, bunların 276 bininde dönüşüm çalışmaları sürüyor. ‘Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci’ araştırması da kentsel dönüşüm ve güçlendirme süreçlerinde toplumun bilgi ihtiyacının devam ettiğini gösteriyor. Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 57,7’si kentsel dönüşüm destekleri hakkında bilgi sahibi olmadığını, yüzde 71,2’si ise doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmakta zorlandığını ifade ediyor. Bu veriler, dönüşüm süreçlerinin doğru bilgilendirme, rehberlik ve toplumsal bilinçlendirme çalışmalarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Güvenli yapılaşmayı hızlandırmak, kaliteli yapı malzemesi kullanımını yaygınlaştırmak ve mühendislik ilkelerinden taviz vermemek, can kayıplarını azaltmanın en temel şartı. Kentsel dönüşüm, şehirlerimizin geleceğe güvenle hazırlanması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

