Normal şartlarda, Batı’da ticaret tek taraflı fayda gözetilmesi üzerine kurulur, Doğuda ise karşılıklı fayda aranır. Doğu için Batı ile münasebetler bir istikrarı devamlı kılacak biçimden ziyade spontanedir. En son ‘aşı savaşları’ örneğinde görüldüğü üzere Batı’lı devletler(halklar hariç),önce kendi aralarındaki rekabette boy gösterip sonra Dünya’nın diğer istikametlere sari biçimde meyil ettirdikleri ve ekserisi kriz ile son bulan münavebesiz bencillik, gayri müsavi davranış iklimine tabidir.
Bugün gelinen nokta, 18-19 asırlardan başlayarak Avrupa Devletleri’nin kendi aralarındaki uzun-kısa süreli irili-ufaklı savaşlar tarihinin devam edegelen basit özetidir. Unutulmamalıdır ki iki büyük Dünya Savaşı da nedenleri itibarı ile Avrupa kıtasında çıkmış, neticeleri ile Dünya’yı etkilemiştir. Gün itibarı ile ‘Ukrayna’, ‘Grönland’ süreçleri meselenin daha çok ‘Batı Yakası’ içerisindeki çözümsüzlük dinamikleri ile çevrili olduğu noktasındadır.
Gaza ve fetih dinamikleri ile çarkları döndüren ve 1699 Karlofça’da ilk toprak kaybı ile yüzleşen Osmanlı İdaresi, 19 asrın başlarından itibaren bir kısmında beş asırdır malik olduğu coğrafyalarda zayıflayan hatta hakimiyeti kağıt üzerinde kalan bir süreci olabildiğince devam ettirdi.
Bu sürecin uzun sürmesinde; kuruluş ve yükseliş dönemlerinde inşa edilen ve o devirlere göre öncü ve geçerli niteliklere sahip sosyal, iktisadi umdelerin güvencede olduğu idari istikrar kadar Avrupa’nın nerede ise tamamında 17-18-19 asırlar boyu devam eden sosyal kargaşa ve rekabet ortamı ve karışıklıklardı.
Tecrübe sadece ahval değil, düşünceden nemalanmanın ürünüdür. Tarihte farklı coğrafyada ikamet edip farklı düşünmek: Doğu coğrafyasında batılı düşünmek veya tersi, azınlık psikolojisi geniş nüfuslar üzerinden geçerli değildir. Yoğun ve kümeleşen düşünme ve davranış özelliklerinden çeşitli araçlar ile yaygın kitlelere intikal eden karar ve tercihler yolu ile neşet eder.
Bu oluşum; değişim gerçeğinin düşünce ve zaman algılamasının son çeyrek asır boyutunda artan dünya nüfusunun paralelinde ve yüksek teknoloji ile hayatın her sahasına hissedilir şekilde sirayet ederek küresel nitelik ve etkinliğini arttırdı.
Blockchain ve bağlı değişim araçlarının bilinen otoritelere bağlı olmadığı görüntüsü ile devreye giren merkezsizlik görüntüsü bir tarafından devlet kurumunun önemli egemenlik sahası içinde yer alan servis ve hizmetlere maliyet rekabeti üzerinden bayrak açmanın eylemi olarak ‘akıllı kontrat’ argümanını barındırıyor.
Diğer tarafından ‘merkezi bulunmayan’ değişim sisteminin volatilitesi kitlelerce küresel bir cazibe haline getirilmesi istidadı gösterirken güvenliği; kaynağı ve çıkış noktasının klasik ‘devlet’ kurumu unsurlarından beslenmesi, devletler açısından ‘eldeki kuş, daldaki kuş’ tabiri doğrultusunda ihtiyatla değerlendiriliyor olabilir.
Nitekim Çin, ABD ve kuşkusuz birçok devlet digital para düzenlemeleri için çalışmalar yaparken Dünya Ekonomik Forumuna göre mevcut kripto yatırım araçlarının en yaygın olduğu ülkeler arasında ilk dördünün Nijerya, Vietnam, Filipinler, Türkiye olmaları oldukça düşündürücüdür.
Türkiye’nin tesir sahası, etki alanı çok öncelerinden ve bilhassa Osmanlı döneminden varistir. Jeopolitik konumu, kimlik olarak üzerinde görünen ipoteklerinin ağırlığına rağmen Anadolu ve Trakya kadim düşünce ve davranış kriterleri açısından hem Batı hem de Doğu’yu temsil eden dual ve de nadir karakter yapısına sahiptir. Bu şekli ile kurulan her dünyada yerini almakla mükellef olmakla beraber menkul kimliğinden tevarüs eden riskleri de barındırmaktadır.
