Münih Güvenlik Konferansı 1963’den bu yana düzenlenen, devlet ve hükümet başkanlarının, bakanların, üst düzey askerlerin önemsediği, ortalama 400 kadar katılımcısı olan bir etkinlik. Konferansın katılımcılarına, mahiyette gelenlere ve basın mensuplarına yıllardır Bayerischer Hof oteli ev sahipliği yapıyor. Dünya ama özellikle de Avrupa politikasını şekillendiren pek çok önemli konuşma burada gerçekleşiyor.
Geçtiğimiz yıl ABD Başkan Yardımcısı Vance’in yaptığı konuşma ülkesinin Avrupa’dan kopuşunu simgelediği için önemliydi. 2007‘de Putin dünyayı aynı kürsüden uyarmış, Rusya’nın NATO genişlemesine karşı sessiz kalmayacağını söylemişti. Daha o zamanlardan başlamak üzere birbirini bağlayan gelişmeler zinciri bugün ‘Ukrayna’ sorunu olarak sürüyor. Bu yıl da ev sahibi Almanya’nın Başbakan’ı Merz çok önemli bir konuşma yaptı, Avrupa güvenliğinin bundan sonra kendilerinden sorulacağını vurguladı. ABD Başkan Yardımcısı Vance’in geçen yıl yaptığı Avrupa’ya yönelik sert eleştiriler içeren vurgulamalardan sonra Avrupa kıtasının güvenliğinin, refah ve geleceğinin yalnızca transatlantik ilişkilerle sınırlı kalmayacağının açıkça ortaya çıkması dikkat çekici. Nitekim ABD’nin dünyadaki askeri üstünlüğüne Çin’in son vermek üzere olduğu ve Washington yönetiminin artık tek başına küresel meselelere müdahale edemeyeceğinin ve söz sahibi olamayacağına dair ciddi beklentiler var.
AB’nin kendi bünyesindeki rekabetin hatırı sayılan ekonomisi Almanya’nın Başbakanı Türkiye’den bahsetti. Değerlerimiz tam örtüşmese de karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler geliştirmek istiyoruz diyerek Japonya ve Kanada’dan sonra Türkiye’yi saydı. Ardından Hindistan, Brezilya ve Körfez ülkeleri geldi. İkincisi Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42.7 maddesine atıfta bulundu. Yani bir AB üyesine dışarıdan saldırı olursa biz hazırız mesajı verdi. Türkiye için şimdi esas mesele, otonomlaşan Avrupa’dan gelebilecek tehditleri, riskleri bertaraf edecek uzun erimli bir politikanın benimsenmesindedir. Gümrük Birliği revizyonu, vize serbestisi tabii ki önemli ve önceliklidir. AB’nin Mercosur ve Hindistan’la yaptığı anlaşmaların olumsuz etkilerini giderecek ve ayrıca otomotiv sanayinin karşılaşabileceği sorunları aşacak tedbirler için müzakere de şarttır. Fakat asıl hedef üyelik sürecini canlandırmak oluyor.
Dünya dengelerinin böylesine yerinden oynadığı zamanda Türkiye, artık tatbikatlarla Avrupa’ya taşan askeri gücü, Afrika’dan Asya’ya siyasi etki alanıyla Almanya’nın ve diğer pek çok AB ülkesinin dikkatini çektiği bir dönemde AB üyelik sürecini canlandırmak için çalışmalıdır. Jeopolitiğin bu denli önem kazandığı bir zeminde teopolitik önemini yitirmekte, Türkiye’nin Müslüman kimliği, görece gelişmiş ekonomisi üyelik önüne konabilecek engel olmaktan çıkmaktadır. Kıbrıs’ın da şu aşamada kullanım değeri ise düşüktür.
Önümüzdeki tek engel insan hakları sorunlarımız, hukukun üstünlüğü konusundaki açığımızdır. Jeopolitik vizyonu için Mısır, Suudi Arabistan ve hatta Birleşik Arap Emirlikleriyle barışan, Rusya’yı ve Amerika’yı arzuladığı istikamete çekmeyi başaran Türkiye isterse bu açığı da kapatır. Bunu bugünkü iktidar yapamazsa iktidarın talipleri yapabilir, yapacağını şimdiden taahhüt edebilir, en azından gerçekçi bir dış ve güvenlik politikası benimseyip bunu AB ile olan ilişkilerin gelecekteki zemini haline getirebilir.
Konferansta konuşan ABD Dışişleri Bakanı Rubio, ‘sınırları olmayan bir dünya fikrinin aptalca olduğu, 5 bin yılı aşkın insanlık tarihinin derslerini göz ardı etmek küreselleşmenin başarısızlığı bağlamında bizlere çok pahalıya mal oldu’ dedi. Washington ve müttefiklerinin egemenliklerini uluslararası kurumlara devrettiğini söyleyen ABD’li diplomat, bir çok ülkenin kendi savunma yeteneklerinden ödün vererek sosyal güvenlik sistemlerine yatırım yaptığını belirtti.
Mertz ise Almanya adına komşularına da bizden çekinmeyin demeye getirdi. Güçlü bir Almanya’nın onların da çıkarına olduğunu, imzaladıkları antlaşmalara sadık kalacaklarını, nükleer caydırıcılık konusunda Fransa ile çalıştıklarını, bu yıl bir sonuca varacaklarına inandığını, her şeyin NATO bünyesinde olacağını anlattı. Bir de Avrupa’nın en büyük ordusunu kuracaklarını aktardı.
Mertz, ‘Rusya’dan korkmayalım, Çin’le rekabete dayalı ilişkiler geliştirelim mealinde konuştu. Öte yandan nükleer silah istemeyiz gibi bir laf ağzından çıkmadı. Çoğumuz farkında olmasak da Türkiye biraz dünya ve bölge dengelerindeki değişmeler, biraz da kendi öngörülü politikalarıyla günümüz itibarıyla güney sınırlarının güvenliğini sağlamış, Ermenistan’la olan ilişkilerini normalleştirme yolunda adımlar atmış, bir yandan boğazları diğer yandan donanması ve askeri imkanlarıyla Karadeniz’e gerektiğinde hakim olabilme potansiyeline erişmiştir. Çevresinde teke tek bırakıldığında baş edemeyeceği hiç bir ülke ya da sorun kalmamıştır.’
