SEREN KARAŞAHİN
İran kriziyle gündeme gelen gübre sektöründe dışa bağımlılığı azaltmak ve daha verimli ürün kullanmak için çözüm önerileri gündeme geldi. Gübreleme süresini uzatan inhibitörlü gübre kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden GÜİD Başkanı Uzunoğlu, toprak analizi zorunluluğu getirilmesi, ürenin yerli organik maddeyle karıştırılarak miktarının artırılması ve maliyetli ama çevreci bir yöntem olan yeşil hidrojen ve yeşil amonyağa geçilmesi gerektiğini açıkladı
İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması sonucunda gelişen savaş, küresel piyasaları etkilemeye devam ediyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması Basra Körfezi’nde geçiş yapmayı bekleyen gemilerin yoğunluğuna yol açtı. Türkiye’nin azotlu gübrede önemli bir tedarikçisi olan İran’dan gelecek üreye ulaşımda sıkıntılar beklenirken tarımsal üretimde fiyatların artması öngörülüyor. Sektör temsilcileri, kısa vadede yapılacakların günü kurtaracağını fakat orta ve uzun vadede uygulanan planlamaların Türkiye’nin gübre sektöründe süreklilik arz edeceğini ifade ediyor. TİCARET Gazetesi’ne gübre sektöründe krizlerden en az şekilde etkilenmenin yollarını değerlendiren Gübre Üreticileri İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği (GÜİD) Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Uzunoğlu, yaptığı açıklamada Türkiye’nin üretim kapasitesini artırmak için inovatif uygulamalara yönelmesi gerektiğini dile getirdi.
Uzunoğlu, uzun vadede Türkiye’nin gübrede dışa bağımlılığını azaltmak ve daha verimli ürün kullanmak için çözüm önerilerini sıraladı. Gübreleme süresini uzatan inhibitörlü gübre kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden Uzunoğlu, toprak analizi zorunluluğu getirilmesi, ürenin yerli organik maddeyle karıştırılarak miktarının artırılması ve maliyetli ama çevreci bir yöntem olan yeşil hidrojen ve yeşil amonyağa geçilmesi gerektiğini dile getirdi.

İnhibitörlü gübre önerisi
Gübrede üretim sağlanamaması durumunda tarımın etkileneceğini ve gıda üretiminde aksamalar olacağını ifade eden GÜİD Başkanı Gökhan Uzunoğlu, “Bunu üretemediğimizde ekmeksiz kalma gibi bir durumumuz var” diyerek, gübreleme süresini uzatan inovatif yaklaşımların olumlu etkisi olacağını ifade etti. İnhibitörlü gübrenin toprakta uzun vadeli salınım yaptığını aktaran Uzunoğlu, “Kıt olan bir şeyin nasıl etkin kullanılacağını konuşmamız gerek. İnhibitörlü gübre diye yeni sınıflar var. Standart gübrenin üzeri birtakım kimyasallarla kaplanıyor ve toprakta daha uzun vadeli salınım yapıyor. Dolayısıyla gübrenin topraktaki etkinliğini uzatıyorsunuz. Örnek olarak her ay gübrelemek yerine 2 ayda bir toprağa gübre atıyorsunuz. Türkiye’de bu yöntemi yapanlar ve üretenler var” dedi.
“Toprak analiz zorunlulukları gelmeli”
İkinci önemli konu başlığının toprakta yapılması gereken analizler olduğunu ifade eden Uzunoğlu, devletin toprak analiz zorunlulukları getirmesi gerektiğini vurguladı. Uzunoğlu, “Tarlaya gübre atıyoruz fakat her alanda bu ihtiyaç var mı bunu kontrol etmiyoruz. Toprak analizi ile tarlaya ihtiyacı olan kadar gübre verirsek fazladan kullanımı önlemiş oluruz. Atmosfere salınan karbonla da ilgili olarak bunun çevresel faydaları mevcut. Toprak analiz zorunlulukları gelebilir” ifadelerini kullandı.

Üre, organik maddeyle iki katına çıkarılıyor
İthal ürenin yerli organik maddelerle çoğaltılmasının avantajlı bir yaklaşım olacağını belirten Uzunoğlu, devlet desteğiyle bu uygulamanın hayata geçirilebileceğini dile getirdi. Bu yöntemle üre miktarının yaklaşık iki katı artırılabilir olduğunu söyleyen Uzunoğlu, “Azot bağlayıcı bakteriler var. Üreyi yurt dışından alabilirsiniz. Burada dışa bağımlısınızdır ama Türkiye’de var olan organik maddelerle çoğaltabilirsiniz. Üreyi organik maddelerle karıştırarak etkinliğini artırırsınız ve elinizdeki miktar artmış olur. Böylece elinizdeki 1 milyon tonu belki 1,5-2 milyon ton haline getirmiş olursunuz. Öte yandan toprağa organik madde de verilmiş olur. Başta leonardit olmak üzere Türkiye’de bu organik madde var ama yalnızca bunlarla sınırlı değil, hayvansal atıklar ve şehirlerde kullanılan kompost denilen atıklar da geçmiş dönemde uygulamalarla denendi. Devlet, bu tarz yaklaşımlara destek verebilir” dedi.
Yeşil hidrojene geçiş maliyetli ama çevreci
Dünya genelinde kullanılan hidrojenin neredeyse yüzde 95’i fosil yakıtlardan elde ediliyor. Bu yöntemlerle üretilen her 1 ton hidrojen, 10 ile 12 ton arasında karbondioksit açığa çıkarırken, yeşil hidrojende 1 kilogram hidrojen için ortaya çıkan karbondioksit miktarı 1 kilogramdan daha az olarak ifade ediliyor. Uzunoğlu, konuyla ilgili olarak çevreye daha az zararlı olan yeşil amonyak ve yeşil hidrojen üretimine geçilmesi gerektiğini dile getirdi. Bu konuyla birlikte yeşil dönüşümle çevreci bir yaklaşım sergileneceğini söyleyen Uzunoğlu, “Uzun vadede başta yeşil amonyak ve yeşil hidrojen üretimine geçmeliyiz. Bu uzun vadeli bir yatırım olur. Güneş veya rüzgâr enerjisi kullanılarak oksijen ve hidrojenin ayrıştırılmasıyla yeşil amonyak üretebiliyorsunuz. Bu pahalıdır ama çok yaygınlaştırıldığında ve kullanıldığında ucuzlar” diye konuştu.
“Tarımda egemenlik olmazsa ülkede egemenlik olmaz”
Türkiye’nin tarımda kendi kaynaklarına yönelmesi ve dışa bağlılığın azaltılmasının egemen olmak için bir zorunluluk olduğunu belirten Uzunoğlu, “Tarımda egemenlik olmazsa ülkede egemenlik olmaz. Bizim tarlada ve tarımda bu egemenliği almak için kendi kaynaklarımızı kullanıyor olmamız lazım. Coğrafi olarak potasyum ve petrol kaynakları bizde bulunmuyor, kızmak yerine neler yapılabilir düşünmeliyiz. Dışa bağımlılığın azaltılması kolay değil ancak bahsettiğim uygulamalarla çeşitlendirmeler yapılabilir. Bağımlılık azaltılabilir. Her şeyden önce bizim ham madde satın aldığımız ülkeleri çeşitlendirmemiz gerekir” ifadelerini kullandı.
