Yakın zamanlarda meydana gelen bazı olaylar alt alta sıralandığında tehditvari, belirsiz, güvensiz, net olmayan bir ortam ortaya çıkıyor. Dahası gerisinde öncelere inen uzun ince bir yolun varlığı da şüphesiz görünüyor. Aşağıdaler sadece pek çok benzerleri bulunan gelişmelerin iki üç tanesinin örneğidir ;
Geçenlerde Zelenski, Ukraynalı gazetecilerle yaptığı görüşmede, Macaristan Başbakanı Orban’ı işaret ederek, AB’nin Ukrayna’ya sağlamayı planladığı 90 milyar euroluk kredi paketini bloke etmesi halinde, adresini Ukrayna silahlı kuvvetlerine vermekle tehdit etmişti. Slovakya Başbakanı Fico, sosyal medyada yayınladığı video mesajında Zelenski’nin Macaristan Başbakanı Orban’a yönelik tehdit içeren açıklamalarının ‘kırmızı çizgiyi aştığını’ ifade etti.
Ukrayna ordusunun 17-19 Mart’ta Türk Akım ve Mavi Akım doğal gaz boru hatları üzerinden gaz ihracatını destekleyen kritik uluslararası enerji altyapı tesislerine tekrar! saldırdığını belirten Rus yetkililer, Rus ordusunun etkili operasyonları sayesinde tüm saldırıların püskürtüldüğünü ve söz konusu tesislerin zarar görmediğini bildirdiler.
Fransız donanması, Mozambik bayraklı Deyna adlı petrol tankerini Batı Akdeniz’de durdurdu. Paris operasyonun ” bayrak kullanımını denetleme” gerekçesiyle ve İngiltere’nin de desteğiyle gerçekleştirildiğini bildirdi. Bu olay, Fransız makamlarının yabancı bayrak taşıyan ve “gölge filo’ya” mensup olduğu şüphesiyle gemilere yönelik ilk müdahalesi değil.
Evet bunlar ve diğerleri gibi çoğunluğu bize yakın coğrafyalarda bulunsalar da, dünyanın en büyük gücü ABD’nin tüm olan bitene müdahilliği elbette tartışılamaz. Münih’teki(güvenlik konferansı 2026) siyasi söylemlerin, Afrika ve Latin Amerikanın hedefte olduğunu gösterdiğini, Venezuela’nın petrol kaynakları üzerindeki baskısının ve Küba’ya yönelik hazırlıklarının stratejinin bir parçası olduğu her geçen gün ortaya çıktı, çıkıyor.
Johannesburg Üniversitesi Coğrafya Üniversitesinden Prof. Dr. Alexis Habiyaremye, ABD ve Batılı müttefiklerinin, küresel güç kaybını durdurmak için kaynak zengini ülkeleri hedef alan yeni bir sömürgeleştirme dalgası başlattığını belirtti. ABD’nin gerçek anlamda demokrasiyi teşvik etmekle hiçbir zaman ilgilenmediğini, 1953’de İran’da Muhammed Musaddık’a yönelik CIA darbesi, 1961’de Kongo’da Lumumba suikastı, Şili’de Allende’ye yapılan darbelerin bu durumun somut kanıtlarıydılar.
Artık gerçekçi ifade ile tarihsel çağların, dünya savaşlarının başlamasının veya bir devre girilmiş olduğu konusunda Büyük Buhran, Petrol Krizi, Demirperde’nin Sonu gibi dönüm noktalarının, Milenyum ertesinden bu tarafa, 11/09 İkiz Kuleler, 2008 Mortgage Krizi, Pandemi, Ukrayna, Gazze, İran vb. gelişmelerin daha sıklıkla ve artan miktarda tempo kazandığı meydandadır. Öyle ki bazı analizlere göre çatışmaların bileşenleri küresel boyutta 3. Büyük Savaş ihtimalini çağrıştırıyor.
Aslında her şey aniden veya birdenbire olmuyor. Alıcı gözle bakıldığında tetiğin düşürülmesine gelinceye kadar zaman ve mekan, pozisyon önemli olduğu kadar ‘gez- göz- arpacık’ gibi kuluçka dönemleri ihmal edilebiliyor. İş dönüyor dolaşıyor, Çehov’un ‘sahnede duvarda asılı 2.veya 3. bölümde patlamalı’ dediği silahına geliyor. Geliniz şimdi savunma sanayiinden yeni moda savaş bakanlığını görmezden gelin isterseniz.
Mesela 2007 yılında ABD ve NATO şu planı açıklamıştı; Polonya’ya önleyici füze sistemleri yerleştirilecek, Çek Cumhuriyeti’ne ise bir radar konuşlandıracaklardı. Belirtilen amaç ise, İran’dan gelebilecek olası balistik füzelere karşı savunma sağlamaktı. ABD-NATO resmi açıklaması şuydu; Sistem Rusya’ya karşı değil, İran gibi ülkelerden gelebilecek olası tehditlere karşı kuruluyordu.
Putin, açıklamaya şüpheyle yaklaştı, o dönemde İran’ın Avrupa’ya ulaşabilecek füze kapasitesine sahip olmadığını savundu. Alternatif önerilerini ABD kabul etmeyince proje ilerlemeye devam etti.
Bu anlaşmazlık Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin kötüleşmesinin erken işaretlerinden biri oldu.
Önce ilişkiler kötüleşiyor, gidilecek yolların taşları döşeniyor gerisi artık şairin deyimiyle ‘mader’i kurtaracakları bahtı kara’yı bulmaya’ kalıyor.
Geçen günler içinde kaybettiğimiz Jürgen Habermas’ın anlayışına göre “iletişim” kavramına yapılan ilk ve en temel vurguda burjuva kamusal alanı içerisinde politik irade oluşumunun olanaklılık koşulu olarak burada yapılır. “Dolayısıyla burjuva kamusal alanının doğuşunun hikayesi ve anlatılan tarihsel koşullar hayati öneme sahiptir.”
O halde diyebiliriz ki, unutulur veya unutulmaz; altyapı yatırımları gibi görünmez değildir, alenidir. Ve Habermas’ın işaret ettiği gibi “Modernitenin krizi (kamusal alanın çöküşü teması) tespiti ise doğrudur”.