Yeni tek kullanımlık plastik düzenlemesi sanayide dönüşümü başlatıyor

Sıfır Atık yaklaşımı doğrultusunda hazırlanan düzenleme sonrasındaki dönüşüm için plastik türleri arasındaki ayrımın doğru yapılması kritik önem taşıyor.

Türkiye’de tek kullanımlık plastiklerin çevresel etkilerini azaltmayı hedefleyen yeni yönetmelik taslağı, sürdürülebilir üretim ve döngüsel ekonomi açısından önemli bir dönüşümün önünü açıyor. Sıfır Atık yaklaşımı doğrultusunda hazırlanan düzenleme, plastik kullanımını azaltmayı hedeflerken, alternatif malzemelerin önemini de yeniden gündeme taşıyor. Bu dönüşüm sürecinde plastik türleri arasındaki ayrımın doğru yapılması kritik önem taşıyor.

Türkiye’nin ilk TÜV sertifikalı, nişasta bazlı biyopolimer üreticisi Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle, çevreye duyarlı ürünleri sanayiyle buluşturuyor. Şirketin geliştirdiği biyoplastik ürünler doğada 180 gün içerisinde tamamen çözünerek özel işleme gerek kalmadan toprağa geri dönüyor. 


Plastikler arasında fark var

Gerçekleştirilen sosyoekonomik araştırmada, yerel verilerin yanı sıra küresel güzellik endüstrisinin yarattığı etkiye de dikkat çekildi. Buna göre, 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4,5 büyüyerek 290 milyar Euro’ya ulaşan güzellik sektörünün, 2030 yılına kadar 380 milyar Euro’luk bir pazar büyüklüğüne erişmesi bekleniyor. Bugün yaklaşık 4,2 milyar tüketiciye sahip olan güzellik endüstrisinin, 2030 yılına kadar 750 milyon yeni tüketiciye daha ulaşması öngörülüyor.

Sektörün global gücünün ve inovasyon odağının vurgulandığı araştırmada, dünyanın en büyük 7 güzellik şirketinden 5’inin merkezinin Avrupa’da olduğu ve endüstrinin yıllık 2 milyar Euro’luk Ar-Ge harcaması yaptığı kaydedildi. İstihdam tarafında ise çarpıcı bir tablo çizen araştırmada sektörün, Avrupa’da 1,9 milyon kişiye doğrudan istihdam sağladığını ortaya koyarken, iş gücünün yüzde 72’sinin kadınlardan ve yüzde 12’sinin 25 yaş altı kişilerden oluştuğunu gösterdi.

Küresel ölçekteki bu büyüme potansiyelinin Türkiye’deki yansımaları da incelendi. Buna göre 2025 yılında 217 milyar TL’ye ulaşan Türkiye güzellik endüstrisinin büyüklüğünün, güçlü bir ivmeyle 2033 yılında 384 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor. 


Plastikler arasında fark var

Geleneksel petrol türevi plastikler doğada yüzlerce yıl varlığını sürdürebilirken, oksobozunur plastikler parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak ekosistem üzerinde kalıcı etkiler oluşturuyor. Günümüzde okyanuslarda biriken milyonlarca ton mikroplastik ve insanların haftalık ortalama plastik maruziyeti, sorunun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Buna karşın, nişasta temelli biyopolimerler gibi yeni nesil malzemeler uygun koşullar altında 90–180 gün içinde biyolojik olarak çözünebiliyor; mikroplastik oluşturmuyor ve yenilenebilir kaynaklardan elde edildikleri için karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Bu çerçevede sektör temsilcileri, plastik konusundaki tartışmaların artık petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve biyoplastikler arasındaki farklar üzerinden ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.


Avrupa yaklaşımı: ayrıştır, teşvik et

Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren Packaging and Packaging Waste Regulation ile biyoplastikler ilk kez net bir yasal çerçevede tanımlanıyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler belirli kriterlere göre sınıflandırılıyor ve kullanım alanlarına göre yönlendiriliyor. Özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ambalajlar, gıda ile temas eden ürünler ve geri dönüşümün zor olduğu alanlarda biyoplastik çözümler teşvik ediliyor. Bu yaklaşım sayesinde hem çevresel etkiler azaltılıyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. 

Biyobozunur ve kompostlanabilir ambalajların ne anlama geldiğini belirleyen EN 13432 standardı ise bu süreçte önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve bu standarda uygun gerçek biyobozunur malzemelerin net bir şekilde birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada temel fark, malzemenin uygun koşullar altında tamamen doğaya geri dönebilme özelliği gösteriyor olması. Bu nedenle düzenlemeye uyumlu ve sertifikalı biyoplastiklerin ayrı bir kategori olarak ele alınması ve yerli üretimi destekleyecek teşviklerin geliştirilmesi büyük önem taşıyor.

Sektörde öne çıkan görüş ise oldukça net; sorunun kendisi plastik değil, yanlış malzeme tercihidir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklere kıyasla daha temiz ve güçlü bir alternatif olarak görülürken, doğru malzemenin doğru yerde kullanılması durumunda hem çevrenin korunabileceği hem de sanayinin gelişebileceği vurgulanıyor. 


“Aynı sepete konması teknik bir hata”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın planlanan yeni plastik yönetmeliğinde  biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu bu durumu stratejik bir fırsat olarak paylaştı. Biyobozunur malzemelerin petrol bazlı plastiklerle aynı sepete konmasını ‘teknik bir hata’ olarak değerlendiren Çomu, “Planlanan yeni yönetmelik, çevresel etkilerin azaltılması açısından oldukça önemli ve yerinde bir adımdır. Çevresel etki profilleri farklı olan malzemelerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, bazı teknolojik çözümlerin gelişimini sınırlayabilir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerin yerine geçebilecek en güçlü ve en çevre dostu alternatiflerden biridir” dedi.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM