Türkiye bir ‘bağlantı ekonomisi’ olarak değerlendirilebilir

İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, küresel sistemde güç dağılımının çeşitlenmesi ve tedarik zincirlerinin yeniden tasarlanmasının Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını ifade etti

GÜLCİHAN ALTINKAYA

İzmir Ticaret Odası (İZTO) mart ayı olağan meclis toplantısı, Meclis Başkanı Selami Özpoyraz başkanlığında Türkiye Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren’in de katılımıyla gerçekleştirildi.

Toplantıda konuşan İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, küresel sistemde güç dağılımının çeşitlenmesi ve tedarik zincirlerinin yeniden tasarlanmasının Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını ifade etti. Özgener, “Bu yeni konjonktürde, ülkemizi yalnızca bir üretim merkezi olarak değil, Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında konumlanan bir “bağlantı ekonomisi” olarak değerlendirmemiz daha doğru olacak” dedi.


“Kamu-özel sektör iş birliği kritik önem taşıyor”

Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı, güçlü üretim altyapısı ve lojistik kapasitesi sayesinde bölgesel bir üretim ve tedarik merkezi olma potansiyeline sahip olduğunu belirten Özgener, “Orta Koridor, Körfez–Türkiye–Avrupa bağlantıları ve Asya odaklı altyapı yatırımları bu konumu destekliyor. Ancak bu fırsatların, sadece sahip olduğumuz coğrafi avantajlarla, kalıcı kazanıma dönüşebileceğinin mümkün olamayacağına inanıyoruz. Ayrıca, maliyet ve finansman istikrarı, yatırım ortamının güçlendirilmesi, makroekonomik öngörülebilirlik ve dış politika ile uyumlu stratejiler, yanı sıra kamu-özel sektör iş birliği kritik önem taşıyor” diye konuştu.

Orta Doğu’daki savaşın beklentileri büyük ölçüde değiştirdiğini ifade eden Özgener, “2026 yıl sonu beklentilerimiz çerçevesinde değerlendirildiğinde; savaşın uzaması halinde hem arz yönlü maliyet baskılarının hem de talep koşullarındaki zayıflamanın belirginleşmesi, şirketlerimizin bütçe dengelerine ilişkin öngörülerini de yeniden şekillendirebilir” dedi.


“Ekonomik maliyetler büyüyor”

Jeopolitik risklerin küresel ekonominin ana belirleyicilerinden biri haline geldiğini ifade eden Özgener, petrol fiyatlarındaki sert yükselişin, yatırım iştahını ve büyümeyi yavaşlattığını, enflasyonu yukarı çektiğini söyledi. Özgener, şu ifadelerde bulundu: “İşsizlikte artış ve fiyat baskılarının sürmesi yoluyla ekonomik maliyetler büyüyor. Enerji fiyatlarında yaşanabilecek yükselişler, enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken, merkez bankalarının faiz indirimlerini de geciktirebilir. Bu durum, finansal koşulların daha uzun süre sıkı kalmasına yol açarak yatırım ve kredi büyümesini sınırlayabilir. Küresel düzen çok kutuplu ve güvenlik odaklı bir yapıya doğru evrildi. Bu çerçevede; yapay zekâ, dijitalleşme ve enerji dönüşüm orta vadede yeni büyüme dinamikleri yaratabilir. Savaş kısa sürede sona erse bile, dünya ekonomisinde oluşan artçı etkileri uzun süre devam edecek.”


“Gıda enflasyonu yapısal bir hale geldi”

Türkiye’nin asıl sorununun büyüme yapısı ve sektörlerdeki dağılımının çok farklı olmasından kaynaklandığını vurgulayan Özgener, “Büyüme yapısının bu şekilde devam etmesinin, Merkez Bankası’nın işlerini zorlaştıracağını ve savaşın da etkisiyle cari işlemler açığı ve dezenflasyonist süreç bakımından yeniden hesap yapılması gerektiği kanaatindeyiz” dedi. Türkiye’nin büyüme rakamını ihracatın ve tarımın aşağıya çektiğini belirten Özgener, tarımdaki fiyat artışlarının ve gıda enflasyonun yapısal bir hale geldiğini söyledi.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM