Rakipten değil, yanlıştan korkun

Şirketleri her zaman dışarıdaki rakipler yıkmaz. Bazen asıl hasar, aynı kurum içinde, yetki sahibi ama muhakeme gücü zayıf kişilerden gelir. Üst ve orta kademe yöneticiler için gerçek liderlik, yalnızca sonuç üretmek değil; kurumu yanlış kararların birikiminden koruyabilmektir.

Sun Tzu’ya atfedilen “Aptallardan uzak dur; en azılı düşmandan bile daha yıkıcıdırlar” sözü, ilk duyulduğunda sert gelebilir. Ancak iş hayatının gerçek yüzü, bu ifadenin kaba değil, uyarıcı olduğunu gösterir. Burada kastedilen şey zekâ eksikliği değildir. Asıl tehlike; düşünmeden hareket etmek, dinlemeden hüküm vermek, bilmediğini kabul etmemek ve yanlışta ısrar etmektir.

Asıl Tehlike Dışarıda Değil, İçeride de Olabilir

İş dünyasında açık rakiple mücadele etmek çoğu zaman daha kolaydır. Rakibiniz bellidir. Gücü ölçülür, hamlesi izlenir, ona karşı strateji geliştirilir. Oysa kurumların başına gelen en ağır hasarların bir bölümü dışarıdan değil, içeriden gelir. Üstelik çoğu zaman kötü niyetten değil, kötü muhakemeden doğar.

Bir şeyi bilmemek başlı başına kusur değildir; öğrenilir. Deneyimsizlik de aşılabilir. Hata yapmak bile tek başına korkulacak bir durum sayılmaz; yeter ki kişi hatasını görebilsin ve ders çıkarabilsin. Ama bilmediği halde biliyormuş gibi yapan, anlamadığı konuda kesin konuşan, itirazı tehdit gibi algılayan ve eksikliğini özgüvenle kapatmaya çalışan insan tipi, kurumlar için sessiz bir yıkım nedenidir.

Gürültü Her Zaman Sonuç Demek Değildir

Bu kişiler ilk bakışta çoğu zaman etkileyici görünür. Hızlı konuşurlar, tereddütsüz karar verirler, etraflarında sürekli bir hareket havası oluştururlar. Oysa yöneticilikte hareket ile ilerleme aynı şey değildir. Gürültü ile sonuç da öyle. Bazı insanlar iş üretir, bazıları ise yalnızca telaş üretir. Aradaki fark ise çoğu zaman ilk anda değil, sonuçlar ortaya çıktığında anlaşılır.

Kurumsal hayatta sık yapılan en tehlikeli yanlışlardan biri de sadakati ehliyet sanmaktır. Uzun yıllardır içeride olmak, çok görünmek, yüksek sesle konuşmak, herkesle samimi olmak ya da her konuya mutlaka bir fikir beyan etmek; bir kişiyi yetkin yönetici yapmaz. Hatta kimi zaman tam tersine, bu görüntü yetersizliği örten bir perdeye dönüşür.

Bir Vaka: Hızlı Karar, Ağır Fatura

Bir müddet danışmanlık yaptığım bir üretim şirketinde yaşanan ve başından sonuna kadar tanık olduğum bir olay, bunun ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini açık biçimde bana göstermişti.

Şirket, önemli bir müşteri için kritik bir siparişi zamanında yetiştirmeye çalışıyordu. Takvim sıkışık, baskı yüksekti. Orta kademe bir yönetici, süreci hızlandırmak adına satın alma ve kalite onay zincirini gereksiz bir yük gibi gördü. Teknik uygunluğu tam teyit edilmemiş bir hammaddenin alternatif tedarikçiden alınmasına onay verdi.

İlk günlerde bu karar pratik, cesur ve sonuç odaklı bulundu. Evrak azalmış, malzeme hızla gelmiş, üretim planı rahatlamış görünüyordu. Hatta bazıları bu yaklaşımı “iş bitiricilik” diye övdü. Ne var ki iş hayatında bazı kararlar ilk anda alkış alır, gerçek bedelini ise daha sonra çıkarır.

Nitekim kısa süre içinde üretimde kalite sapmaları başladı. Sorunun kaynağı önce makinelerde arandı, ardından operatörler suçlandı. Departmanlar birbirine baktı. Saatler, günler ve en önemlisi güven kaybedildi. Sonunda problemin, gerekli teknik kontrolden geçmeden alınan hammaddeden kaynaklandığı ortaya çıktı.

Bir sevkiyat geri döndü. Müşteri güveni sarsıldı. Şirket para kaybetti, zaman kaybetti, itibar kaybetti. Fakat tablonun en çarpıcı yanı başka bir yerdeydi: Kararı veren yönetici, bütün bu sonuçlara rağmen hatasını kabul etmek yerine prosedürleri savunan ekipleri suçladı. Yani yanlış karar sadece operasyonel kayıp yaratmadı; kurum içindeki adalet duygusunu da zedeledi.

Her Çalışkan İnsan Kuruma Değer Katmaz

Üst ve orta kademe yöneticiler için buradaki ders açıktır: Her çalışkan insan kuruma değer katmaz. Yanlış karar veren çalışkan bir yönetici, durağan bir çalışandan çok daha büyük maliyet yaratabilir. Çünkü sadece kendi emeğini boşa çıkarmaz; etrafındaki insanların zamanını, dikkatini, motivasyonunu ve kuruma olan inancını da tüketir.

Bu nedenle yöneticilik yalnızca hedef koymak, performans istemek, rapor incelemek ya da bütçe takip etmek değildir. Yöneticilik, karar kalitesini koruma sorumluluğudur. Detay dinlemeyen, bilmediğini sormayan, itirazı tehdit sayan, sürekli başkasını suçlayan ve karmaşık meseleleri yüzeysel cümlelerle geçiştiren kişiler, görev yaptıkları kurumlara sanılandan daha büyük zarar verir. Çünkü bu insanlar yalnızca yanlış yapmaz; kurumun doğruyu bulma kabiliyetini de zayıflatır.

Liderliğin Gerçek Ölçüsü

Bugün şirketlerin ihtiyacı sadece yetenek yönetimi değildir. Aynı zamanda muhakeme yönetimidir. Doğru insanı seçmek kadar, yanlış karar üretme potansiyeli yüksek kişileri kritik noktalardan uzak tutmak da liderliğin asli görevidir. İyi kurumlar yalnızca zeki insanların değil; sağduyulu, öğrenmeye açık, sınırlarını bilen ve gerektiğinde “Bilmiyorum” diyebilen insanların omzunda yükselir.

Rakipleriniz pazar payınızı alabilir, müşterinizi ikna edebilir, fiyat baskısı yaratabilir. Ama kötü muhakeme bunların hepsinden daha tehlikelidir. Çünkü rakip dışarıdan zorlar; kötü muhakeme içeriden çürütür. Dışarıdaki düşman kapınızı zorlar. İçerideki yanlış insan ise temeli sessizce oyar. Ve çoğu kurum, büyük bir darbeyle değil, küçük ama yanlış kararların birikimiyle yıkılır.


Son söz

Kurumları çoğu zaman rakipler değil, içeride normalleşen yanlış kararlar yıpratır.

Ali Serdar Süalp

Diğer Yazarlar