Son günlerde etkili olan yağışların baraj doluluk oranlarını artırmasının yanıltıcı bir güven duygusu oluşturabileceğini belirten uzmanlar, kuraklık riskinin ortadan kalkmadığını vurguluyor
Kurak günlerden sonra 2026 yılının ilk aylarında gelen yağışlar, barajları rahatlattı. Barajların doluluk oranlarının artmasının kişileri yanıltıcı güven duygusuna ittiğini belirten uzmanlar, kuraklık riskinin tamamen bitmediğini dile getiriyor. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, son günlerde etkili olan yağışların baraj doluluk oranlarını artırmasını değerlendirdi. Kısa süreli yağışların uzun vadeli su güvenliği için yeterli olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Sadece önümüzdeki yaz ya da bir sonraki yaz değil, bundan sonra her yaz ayı kuraklık riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca sadece barajlarımızda su olması kuraklık yaşamadığımız anlamına gelmiyor” dedi.
Barajlardaki doluluk oranları artıyor
Ülke genelinde yağışlı geçen günlerin etkisiyle barajlardaki doluluk oranının artmasının, vatandaşlarda ‘bu yaz rahat bir nefes alacağız, kuraklık riski yok’ düşüncesi oluştursa da durumun düşünüldüğü kadar basit olmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Mart ayının son haftalarında yurt genelinde etkili olan yağışlar barajlardaki su seviyelerini yükseltip, doluluk oranlarını arttırsa da maalesef bu durum yazı rahat geçireceğimiz konusunda bize güvence vermiyor. 15 gün içerisinde yaşanan yağışlar barajlarda önemli oranda artışa sebep oldu. İstanbul’daki barajlarda doluluk oranı neredeyse yüzde 20 arttı. Ancak bu yıl 1 Nisan tarihinde yüzde 65 seviyesinde olan doluluk oranı geçtiğimiz yıl yüzde 80 seviyelerindeydi ve yılsonuna doğru bu oran yüzde 20’nin altına düşmüştü. Tabii ki geçen yıla göre daha iyi durumda olan illerimiz de mevcut” ifadelerini kullandı.
Su kaynaklarının miktarının belirtilmesi açısından baraj doluluk oranları her ne kadar önemli olsa da aslında kalan suyumuzu göstermekten öteye gitmediğini de ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Çünkü şu an seviyeler yüksek olsa da bundan sonraki süreçte yağışsız geçecek ve dikkatsiz kullanım alışkanlıkları birkaç aylık süreç bu depolanan suyumuzu kullanıp tamamen tüketmemize bile neden olabilir” dedi.
Her yaz kuraklık riskiyle karşı karşıyayız
Nisan yağmurlarının iklim değişikliği gerçeğini değiştirmediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim kavramını kısa dönemli hava durumuna göre yorumlamak çok doğru değil. Her ne kadar mart ayının sonu ile nisan ayının başlangıcında böyle bir yağışlı dönem geçirmemiz faydalı olsa da bu, için bulunduğumuz iklim değişikliği gerçeğini değiştirmiyor. Bu dönemde düşen yağışlarla oluşan olumlu tablo önümüzdeki dönemde yaşanacak bir sıcak hava dalgasıyla olumsuz bir senaryoya dönüşebilir. Öncelikle şunu kabul etmemiz gerekiyor. Sadece önümüzdeki yaz ya da bir sonraki yaz değil, bundan sonra her yaz ayı kuraklık riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca sadece barajlarımızda su olması kuraklık yaşamadığımız anlamına gelmiyor. Şehir ya da ilçe merkezlerinde ya da köylerde suyun kesilmemesi kuraklığın tarlaları, ormanları, meraları olumsuz etkilemeye devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Kuraklık tarımda ciddi verim kaybına, topraklarımızda tuzlanma ve çölleşmenin artmasına, hayvancılıkta mera kaybına, yem kıtlığına, besi hayvanlarında hastalıklarının artmasına, ormanlarda ise böcek istilasına ve yangın riskinin artmasına sebep oluyor. Bu yüzden maalesef ‘risk’ artık kalıcı” ifadelerini kullandı.

Barajlar doldu algısı rehavete yol açıyor
Baraj doluluk oranlarının yükselmesine ilişkin haberlerin toplumda rehavete neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Baraj seviyelerinin yüksekliği konusunda çıkan haberler maalesef ülke genelinde bir rehavete sebep olup su tüketimimizde artışa neden olabiliyor. Vatandaşlarımız genel olarak su tasarrufu konusunda bilinçlenmiş olsa da kuraklık konusunda oldukça dikkatli olmamız gereken bir coğrafyada yaşıyoruz. Ülke olarak maalesef su zengini olan bir ülke değil, su stresi yaşayan bir ülkeyiz. Hatta su fakiri olma yolunda ilerlediğimizi de söyleyebiliriz. Özellikle nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu ya da yağış rejimlerinin düzensiz olduğu bölgelerde geçen yıllardan da tecrübe ettiğimiz gibi çok zor dönemler yaşanabiliyor. Su kıtlığı hem halkımızın gündelik hayatını hem çiftçimizi hem de üretim faaliyetinde olan kişi ya da kuruluşları olumsuz etkiliyor. O yüzden barajlar dolu da tasarruf alışkanlığımızı sürekli hale getirmeli daha doğru ifadeyle su verimliliğimizi arttırmalıyız” dedi.
Yağmur suyu hasadı ve gri su kullanımı
Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı için iki temel yönteme dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Suyu korumalı ve geri dönüştürmeliyiz. Bunun 2 temel uygulama yöntemi var. Biri yağmur suyu hasadı diğeri ise gri su geri dönüşümü. Yağmur sularını yapılarda depolamalı ve lavabolardan toplanan ve gri su olarak adlandırılan suların geri dönüştürülmesini sağlayarak suyun verimli kullanımını hayat felsefesi haline getirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin iklim değişikliğinden ciddi şekilde etkilendiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Özellikle son yıllarda ülkemizin farklı bölgelerinde yaşanan kuraklık ve sel, taşkın gibi olaylar bunun en önemli göstergelerindendir. Artık bu durumu kabullenmeli ve elimizdeki su kaynaklarının en yüksek faydayla nasıl kullanabileceğimizin yollarına bularak bu kötü senaryoya kendimizi hazırlamalıyız” dedi.
