Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte binlerce öğrenci okul sıralarına dönerken, uzmanlar okula adaptasyonun sadece ders ve ödevlerden ibaret olmadığına dikkat çekiyor. İzmir SEV Okulları Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Birimleri; anaokulu, ilkokul ve ortaokul düzeyinde uyum sürecinin yaş gruplarına göre farklı ihtiyaçlar barındırdığını vurgulayarak, ailelere ve eğitimcilere kritik tavsiyelerde bulundu
İzmir SEV Anaokulu, İlkokulu ve Ortaokulu Rehberlik Birimleri, uyum sürecinde okul öncesi dönemde aile-okul iş birliğinin, ilkokulda dikkat ve odaklanma becerilerinin, ortaokulda ise duygusal hazırlık ile zaman yönetiminin öne çıktığını belirtiyor.
Okula uyum çocukla birlikte aileyi de kapsıyor
Özellikle okul öncesi dönemde okula uyum çocuklar ve yetişkinlerin birlikte yaşadığı bütüncül bir süreç olarak değerlendiriliyor. Çocuğun ilk kez geniş bir sosyal ortama adım atmasının ebeveynlerde kaygı ve koruma ihtiyacını artırabildiğini belirten İzmir SEV Rehberlik Birimi uzmanları, ailelerin “Çocuğumun okul yaşamına ne kadar dahil olmalıyım?” sorusundan ziyade, “Çocuğumun yararı için hangi noktada, nasıl bir rol üstlenmeliyim?” sorusuna odaklanmaları gerektiğini ifade ediyor.
Aile ile okul arasındaki sağlıklı iletişimin çocuğun güven, aidiyet ve bağımsızlaşma sürecini desteklediğini vurgulayan uzmanlar, aile ve öğretmen arasındaki güvene dayalı ilişkinin de çocuğun yeni ilişkiler kurmasına ve okul ortamında kendisini daha güvende hissetmesine katkı sağladığını söylüyor.
Ortaokula geçiş sürecinde ise öğrencinin bireysel farklılığını, ihtiyacını ve hazır bulunuşluk düzeyini dikkate alarak yol alınması gerektiği belirtiliyor.
Sorumluluk devri değil, güçlü iş birliği
Sağlıklı bir aile-okul iş birliği, sorumluluğu bir taraftan diğerine devretmek ya da rollerin birbirine karışması anlamına gelmiyor. Çocuğun alışkanlıkları, ilgi alanları ve ev yaşamındaki değişiklikler konusunda ailenin paylaştığı bilgiler, öğretmenin çocuğu bütüncül biçimde tanımasına katkı sağlıyor. Buna karşın sınıf rutinlerinin nasıl yürütüleceği, sınırların nasıl belirleneceği ve pedagojik süreçlerin uygulanması okulun ve öğretmenin profesyonel sorumluluk alanında bulunuyor. Bu süreçte iletişimin sıklığından çok niteliği, zamanlaması ve amacı öne çıkarken; aile ve okulun rolleri farklı olsa da çocuğun kendisini güvende hissetmesi ve zaman içinde bağımsız hale gelebilmesi ortak hedefi oluşturuyor.
Dikkati “zorla tutmak” yerine gelişebileceği ortamı oluşturmak
Okul öncesinden ilkokula geçişte dikkat ve odaklanma becerileri en önemli uyum başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Çocukların bu dönemde uzun süre oturmayı, dinlemeyi ve yönergeleri takip etmeyi yeniden öğrendiğini belirten uzmanlar, “Çocukların dikkati çok kısa” demek yerine “Dikkatin sürdürülebileceği ortamları nasıl oluşturabiliriz?” sorusunun sorulması gerektiğinin altını çiziyor.
Dikkatin tek başına bireysel bir özellik olmadığını; bilişsel yük, hareket ihtiyacı ve ortam gibi birçok faktörden etkilendiğini belirten uzmanlar, derse kısa sorular, eşli çalışmalar, ayağa kalkarak yapılan etkinlikler veya ritim molaları eklemenin dikkati yeniden topladığını ifade ediyor. İlkokul çağında amacın çocukları test etmek değil, dikkatleri dağıldığında yeniden öğrenmeye dönebilme becerisini geliştirmek olduğu vurgulanıyor.

