Bayraktar, son 10 yılda kuru fasulye, nohut ve mercimekte ithalat miktarının yüzde 55 artarak 587 bin 500 tona çıktığını belirtti
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü’nü basın açıklamasıyla değerlendirdi. Bayraktar, 2016 yılının uluslararası bakliyat yılı ilan edilmesinin ardından 2016 yılı ile 2024 yılları arasında yapılan çalışmalar ve üreticilerin çabasıyla bakliyat üretiminin yüzde 24,5 artarak toplam 1 milyon 345 bin tona çıktığını söyledi. Bayraktar, “Bu artışa rağmen nohut dışında en çok ürettiğimiz baklagillerde arz açığımız devam ediyor. İstatistikler yeşil mercimekte yüzde 39,8, kırmızı mercimekte yüzde 14,1, kuru fasulyede ise yüzde 8,6 oranında açığımız olduğunu gösteriyor” dedi.
“Baklagillerin her biri ayrı besin değerlerine sahip”
Türk mutfağının vazgeçilmezleri arasında yer alan baklagillerin protein, vitamin, mineral vlif yönünden zengin bir ürün grubu olması nedeniyle önemi her geçen yıl daha da artan vazgeçilmez ürünler olduğunu vurgulayan Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Ülkemizde yetiştirilen 7 çeşit yemeklik baklagil arasında en fazla üretilenler nohut, kuru fasulye ve mercimek olup baklagillerin her biri ayrı besin değerlerine sahip. Fastfood ve hazır gıda tüketiminin arttığı son yıllarda doktorlar ve diyetisyenler tarafından da baklagiller sıklıkla öneriliyor. Ayrıca baklagiller, topraktaki organik madde birikimine yardımcı olmaları ve toprak yapısını düzeltmeleri nedeniyle ekim nöbetinde sıklıkla tercih ediliyor. Bu durum baklagillerin tarımsal üretimdeki önemini artırıyor. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi ve takip eden süreçte her yıl 10 Şubat gününün ‘Dünya Bakliyat Günü’ olması kararlaştırıldı.”

Baklagil üretiminde yüzde 33,2 düşüş
Ülkemizde baklagil üretiminin ülke geneline yayılmış olsa da Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yoğunlaştığını aktaran Bayraktar, “Genel olarak, kırmızı mercimek Güneydoğu’da, yeşil mercimek İç Anadolu’da, bakla Ege ve Güney Marmara’da, nohut ve kuru fasulye ise birçok bölgemizde yetiştiriliyor. Toplam yemeklik baklagil üretiminin, yüzde 42,7’sini nohut, yüzde 30,1’ini kırmızı mercimek, yüzde 20,7’sini kuru fasulye, yüzde 5,3’ünü yeşil mercimek oluşturuyor. Geri kalan yüzde 1,1’ini ise diğer bakliyatlar oluşturuyor. Ülkemizde 1990 yılında toplam 20,3 milyon dekar olan baklagil ekim alanı bugüne geldiğimizde 8,7 milyon dekara geriledi. Yani ekim alanlarımızda yüzde 56,6 azalma yaşandı. Aynı şekilde üretimde de yüzde 33,2 bir gerileme gerçekleşti” dedi.
“Baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez”
Son 10 yılda kuru fasulye, nohut ve mercimekte ithalat miktarının 379 bin 869 tondan yüzde 55 artarak 587 bin 500 tona çıktığını hatırlatan Bayraktar, “İthalat değeri ise yüzde 28 artarak 321 milyon dolardan 412 milyon 200 bin dolara yükseldi. Böylelikle son on yılda toplamda 5 milyon 44 bin ton ithalata karşılık 3 milyar 629 milyon dolar para ödedik. En önemli protein kaynaklarından baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez. İnsanımızın protein ihtiyacının karşılamasında önemli bir yere sahip olan baklagillerin üretimini artırmak zorundayız. Halkımızın sağlıklı beslenmesi için temel gıda ürünlerinde üretim artırılmalı, ithalattan vazgeçilmeli. Son yaptığımız çalışmada baklagillerde üretici ile tüketici arasındaki makasın çok açık olduğu görülüyor. Üreticide 23 TL olan kırmızı mercimek markette 60 TL’ye, 31,5 TL olan nohut 89 TL’ye, 33 TL olan kuru fasulye 98 TL’ye, 29 TL olan yeşil mercimek 72 TL’ye satılıyor. Kırmızı et fiyatlarının yüksekliği ve tüketicinin alım gücünün düştüğü günümüzde protein ihtiyacının yeterince karşılanması bakımından üreticilerimizde ucuz olan bu ürünleri tüketicilerimizin pahalı yemesinin izahı yok” diye konuştu.
“Marketlerde tavan fiyat uygulanmalı”
Bu gibi temel gıda ürünlerinde marketlerde tavan fiyat uygulanması gerektiğini belirten Bayraktar, “Baklagil üretimini artırmaya yönelik teşvikler artırılmalı, üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı makul seviyelere çekilmeli. Hasat dönemine yakın ithalat yapılarak piyasa dengesi bozulmamalı. Üreticilerimizin memnun olacağı bir fiyat politikası oluşturulmalı. Üreticilerimizin üretimini sürdürebilmesi için yetkililerin bu sorunları görmezden gelmemesi ve yerli üretimi destekleyici politikalar geliştirmesi gerekiyor” dedi.