Cuma, Mart 1, 2024
spot_img

Mafya Yapılanması

Sevgili Okurlarım,

Ülkemizde hemen her gün İstanbul başta olmak üzere birçok şehrimizde silahlı grupların organize suç örgütleri olarak faaliyet gösterdikleri yazılı ve görsel basından takip edilmektedir. Kamuoyunun gündeminden kasıtlı olarak düşürülmek istenen Sedat Peker fenomenine tekrar dönerek olayın farklı boyutlarını ele almak istedim. Bu makalemde öncelikle mafya yapılanması olgusu üzerinde durmak istedim.

Örnek olarak ele alınması gerekirse, Sedat Peker’in ülke genelinde, gündeme getirmiş olduğu eylemler ve videolu açıklamalar itibariyle ana hatları kapsamınsa öncelikle bir özgeçmişine bakılmasında yarar vardır. Sedat Peker, uzun yıllara dayanan silahlı suç örgütü faaliyetleri ve eylemler nedeniyle her zaman ülkemizi suç unsurlarının gündeme gelmesi nedeniyle meşgul etmiştir. Sedat Peker’in günümüze kadar birçok kamu görevlileri tarafından korunduğu gerçeği, ortaya çıkmış olan, birçok hukuki davalar ve eylemler kapsamında bilinmektedir. Güncel olaylara bakıldığında ülkemizdeki “Adalet Ve Kalkınma Partisi (AKP) ve onun iktidarını devam ettirebilmek için ittifak halinde olduğu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) beraberliğindeki “Cumhur İttifakı“ bu tip silahlı suç örgütlerine bazı görevler vermesi iddiaları ise demokrasi ile idare edilen ülkelerde hiçbir zaman kabul edilebilecek bir olgu ve yaklaşım değildir.

Sedat Peker gibi silahlı suç örgütleriyle beraberliği olan kamu görevlilerinin en kısa süreçte bağımsız ve tarafsız yargı makamları nezdinde yargılanmaları ülkenin geleceği ve menfaatleri çerçevesinde gerekmektedir. Ancak bununla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) içinde görev yapan cumhur ittifakı milletvekillerinin, şahsi menfaatlerini ulus menfaatlerinin önünde tutması buna engel teşkil ettiği değerlendirilmektedir. Günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde, temiz toplum yaratılabilmesi için öncelikle bu tip silahlı suç örgütlerinin bağımsız olacak olan adaletin gerektiği, yani gelişmiş ülkelerdeki gibi işlemesiyle ülke gündeminden tamamen çıkarılması ve bunlarla ilgili siyaset kurumunun da tüm bağlarını kesinlikle koparması gereklidir. Başka bir anlatımla adalet sisteminin tamamen anayasal güvenceye kavuşturulması gereklidir. Bu anayasal güvencenin sağlanması ise siyaset kurumunun tam mutabakatı ile olmasının önemi çok büyüktür.

Fakat 2000 yılından itibaren AKP, yöneticilerinin, silahlı suç örgütleri ile beraber hareket etmesi iddiası ülke gündemine yerleşmiş ve kangren olmuş bir yaradır. Bilindiği ve hatırlanacağı üzere, geçmiş dönemlerde de aynı olguların farklı şekillerde ortaya çıkmış olduğu eldeki dava dosyası verileri çerçevesinde arşiv kaynaklarından bilinmektedir. 1990 Yıllarında benzer birçok faili meçhul cinayetlerin arkasında siyaset ile suç örgütlerinin ilişkilerinin etkin oluğu birçok örnekle hafızalarda yer etmişdir. O dönem içinde bununla ilgili soruşturmalar bağımsız ve tarafsız yargı sisteminde gereği gibi soruşturulup cezalandırma gündeme gelmeyip cezasızlık kültürü ve uygulaması söz konusu olduğu için yine aynı aktörlerin sahnede olduğu bunun neticesinde benzer tip uygulamaların ortaya çıktığı görülmektedir.

Bu siyaset kurumunun içselleştirdiği düzen devam ettiği sürece ülkemizin gelişmiş ülkeler sınıfında yer alması imkânsızdır. Ülkede suç örgütü mensupları için birçok zaman uygulanan cezasızlık olgusunun arkasındaki unsurların ve etken parametrelerin de tespit edilerek çıkarılmasının gerekli olduğu dikkate alınmalıdır. Tüm bu olguların kökeninde ülkedeki mevcut emniyet ve kolluk güçleri teşkilatlarının gereği gibi soruşturmaları yapmadığı, adrese ısmarlama soruşturmalar ile bu tip örgütlerin canlılığı ve sürdürülebilirliği muhafaza edilmiştir. Bu cezasızlık durumunu gören işsiz gençlerin de bu suç örgütlerine olan sempatileri artmakta ve bunun bir neticesi olarak da bu tip suç örgütleri hazır olan potansiyel bir kaynaktan beslenmektedirler.

Türkiye cumhuriyetinde uzun bir süredir “adli polis “ isim ve ünvan olarak bulunmasına rağmen fonksiyonel olarak işlemesi hiçbir zaman gereği gibi, olmamıştır ve olmamaktadır. Adli davaların soruşturma aşamasında, adli polis görevini ülkemizde çoğu zaman semt karakolları ile polis merkezleri yapmaktadır. Bu soruşturmalarda hazırlık tahkikatı aşamasında savcıdan önce çoğunlukla asayiş ile meşgul olan polis memurlarının yazılı ifade aldıkları görülmektedir. Bazı özel durumlarda özel şubelerde olan polislerin soruşturmayı yürütmesi söz konusudur ancak bu şubelerde görevli uzman polislerin sayıları çok az olduğu için tüm soruşturmaların ciddi olarak yapıldığını söylemek ise sadece iyi niyet söylevinde kalmaktadır.

Bu nedenle tamamen Adalet Bakanlığına bağlı ve tarafsız soruşturma, analiz ve değerlendirmelerin esas olacağı Amerika Birleşik Devletlerindeki “FBI“ benzeri yapılanmasında bir devlet soruşturma örgütünün kurularak faaliyete geçirilmesi ülkenin adalet sisteminin işlerliği ve adaletin eşit ve hakkaniyetle dağıtılmasının bağımsız olarak sağlanması açısından çok önemli olduğu dikkate alınmalıdır. Uygulamada bu soruşturma ve kolluk yetkisine sahip olacak olan teşkilatın da bağımsız hareket etmesinin sağlanması ve yozlaşmasına imkân vermeyecek tedbirlerin alınması çok önemlidir.

Günümüzde ülkemizde geniş bir tabana yayılacak “temiz eller“ operasyonunun yapılmasının önemi artık tartışılamaz seviyelere gelmiş bulunmaktadır. Ülke yönetimine talip olacak olan siyasi partilerin bu konuyu öncelikli programlarına almaları gereklidir. Bu konuda muhalefet partilerine çok büyük görevler düşmektedir. Ancak tüm siyasal muhalefet kadroları maalesef kendi aralarındaki koltuk kavgasından halkın muhalefetinin sesini dinleyecek durumda değillerdir.

Seçime altılı masa ünvanı altında giren ve tamamı eski siyasilerden oluşan ancak kendilerini halka umut olarak satabilen, beceriksiz ve birikimsiz bu grubun bu hususta ciddi eylemler yapabileceğini düşünmek ise hayalden öteye değildir. Hele bu grup içinde yer alan Meral Akşener isimli maalesef lider olmuş kişinin ise kendi öz eleştirisini yapabilmek yerine başkalarını suçlamak için zemin araması ise sadece hamasi konuşmalara dayanmakta olup hayret uyandırmaktadır. MHP’ye alternatif diye kurulan bu suni oluşum MHP’den de az oy aldığını değerlendiremeyip kendisini mecliste var eden CHP’ye karşı, saçma sapan suçlamaları haksız ithamları gündeme getirerek koltuğunu muhafaza etmek savaşını vermiştir. Delege seçimleri bu gibi profesyonel siyasetçilerin ana dayanağıdır. Delege sisteminin ortadan kaldırılarak her parti üyesinin elektronik oy vermesine dayanan ve her kurul seçiminin ve aday belirlemelerinin bu oylamalara göre yapılması bu gibi siyaset kurnazlarının önünü kesecektir.

Tayfun Gözüm

Diğer Yazarlar