Salı, Mayıs 21, 2024

Geleceğin yapıları sürdürülebilirlikle gelişecek

Architecture for Mediterranean ECOLOGY (Arch For M.E.) etkinliği, 20-21 Eylül tarihlerinde İzmir Bıçakçı Han’da düzenlendi. Ekolojik ve sürdürülebilir tasarım konusunda farkındalık yaratılması amaçlanan etkinlik, İzmir Büyükşehir Belediyesi desteğiyle, TMMOB İç Mimarlar Odası İzmir Şubesi, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi, İzmir Serbest Mimarlar Derneği’nin işbirliğiyle gerçekleştirildi. Uluslararası sektör profesyonellerini bir araya getiren etkinliğe, Akdeniz Bölgesi’nden birçok yabancı mimarlar ve iç mimarlar odası başkanları katıldı. Etkinlikte geleceğe yönelik yapılaşmanın nasıl tasarlanması gerektiğini anlatan yabancı mimar ve iç mimarlar, mimari çözümlerin yardımıyla sürdürülebilir yapıların gelişmesini sağlamanın önemine vurgu yaptılar.


Stasınopoulos: Sürdürebilir mimariler dört elementten oluşuyor

‘The Four Elements Of Satrorını Archıteoture- Lessons In Vernacular Sustaınabılıty’ sunumunu yapan Thanos N. Stasınopoulos da sürdürebilir mimarinin dört elementten oluştuğunu aktardı. 4 elementin Antik Yunan’dan gelen bir kavram olduğunu ifade eden Stasınopoulos, “Basit bir evde 4 tane element var. Bunlar; ateş, toprak, su ve hava. Bu elementler çevreyi oluşturuyor. Temel fikirler Antik Yunan felsefesinde çok önemli bir kurum. Bu dört elemente ek olarak 5’inci element var. Diğer 4 elementi bir araya getiriyor. Bu 5’inci element sayesinde canlı ve cansız elementler birbirinden ayrışıyor. 5’inci element ise tüm bunu yapan yerliler. 4 elementin kombinasyonu var. Yerleşim planı olarak mimari tasarımları bu elementlerden yola çıkarak yapabiliriz. Dünyada 4 element her yerde var. Mimari çözümler ve ekonomik çözümler için faydalı. Mimarlar bu yapıları şairane olsun diye yapmadılar. Sürdürebilirlik için yaptılar. Toprağın, suyun, havanın ve ateşin gücünü kullandılar. Bu 4 elementi birleştirerek çok güzel sürdürebilir mimarinin örneğini gösterdiler” diye konuştu.


“Çevresel koşulların değerlendirilmesiyle yapılar yapıldı”

Santorini’nin bulunduğu adada çok büyük volkanik kraterinin olduğunu söyleyen Stasınopoulos, “Satrorini’den önce büyük ve küçük adalar vardı. Bunların hepsi volkanik patlamanın sonucu oluştu. Günümüzde Santorini’de krater var. Yer altında su yok çünkü volkanik küller var. Burası insan yaşamını zorlaştırıyor. Bu yer çok nemli değil çok soğukta değil. Deniz kenarlarında yerleşim yok. Daha çok tepede oluyor. Bu tedbirin aldığını görüyoruz. Çok yoğun bir yapılaşma var, fazla açık alan yok. Eski köylerin yerleşimi yoğun. Evlerin en tepesinde alçıyla kaplanmış küçük pençeler var. Bu formlar bu şekiller gözümüze çekici geliyor. Bunlar estetik şekilde yapılmadı. Çevresel koşulların değerlendirilmesi sebebiyle kullanıldı. Bunların tamamı insanların sürdürebilirlik ihtiyaçları şeklinde ilerleyen şeyler. Altını çizmek istediğim mimari formlar seçim sonucu değil. Devrimden sonra neoklasik gelişimi oluşuyor. Santorini’ye gelen kaptanlar yeni binalarda Neoklasisizm etkilerini görüyor. Yerel inşaatçılar görsel stili uygulamaya çalışıyor” dedi.


“Tonozlar günümüzde moda oldu”

Toprak elementinin malzeme anlamına geldiğini belirten Stasınopoulos, “Toprak olmazsa malzemeden bahsedemiyoruz. Santorini’de taşlar çok yoğun, ağaç odun bulunmuyor çok kuru bir bölge. Ağaçlar çok küçük miktarlarda kapılarda olabilir ama mimari olarak kullanmak söz konusu değil. Kubbe çatılı bu bölgenin özelliği. Buradaki temel fikir her çatının altında tonoz olması. Yerel halk bu şekilde mimarın ustası olmuş. İnce bir tonoz fazla nem topluyor. İnsanlar, maliyetli olduğu için bu tonozları dikdörtgen binalara dönüştürdüler. Bunu da ağaç kullanarak yaptılar. 1956’daki depremden zarar görmüş bir evin yarısı çöktü. Oyulmuş taşlardan yapıldı ve geniş pencerelerden yapılmış korkuluklarda ağaçlar var. Bunlar çok görmediğimiz yapılar. Tonozları bazen kutu şeklinde gerçekleştirmiyorlar. Arka tarafa saklayabiliyorlar. Şu an da günümüzde tonozlar moda oldu. Farklı güçlere dayanıklı olmak gerekiyor. İlave yapıya, desteklere ihtiyacımız oluyor” sözlerine yer verdi.


“Mağaralar, serinlenmek için inşa edildi”

Santorini’de yaz aylarının çok güneşli geçtiğini belirten Stasınopoulos, “Santorini’de ateş elementini görüyoruz. Gölge yapan şeylere örneğin keresteye ihtiyaç var. Gölgelendirme cihazları yok, meltem rüzgarları var. Yazın mağarada yaşamak daha iyi oluyor. Bundan dolayı mağaralar serinlemek için inşa edildi. Halk mağaraya gittiklerinde serinliyordu. Isıtmayı kış mevsiminde kullanıyorlar. Kışın sıcaklık çok düşmüyor, rutubet var. Kışında esen başka bir rüzgar var. Burada yakacak yakıt ve odun yok. İnsanlar ısınmaya ihtiyaç duyduklarında çalıları yakardı” ifadelerine yer verdi.


“Yağmur suları toplanılması için binaların yapısı yapıldı”

Santorini’de su kaynağının yağmur olduğunu vurgulayan Stasınopoulos, “Santorini şarabıyla ünlü. İnsanlar, bitkilerin nasıl hayatta kaldığını merak ediyordu. Havadaki nem sayesinde bitkiler ayakta kalıyor. Bitkilerin büyümesini etkiliyor. Yağmur suyu toplamak için binaların yapısı yapılıyordu. Eskiden her evde yaşayan ailenin bir stilli vardı. Yerli, sarnıçtan su topluyordu. Deprem olduğunda sarnıç boşaldığında o zaman farklı bir şekilde desteklenmesi gerekiyordu. İnsanlar birbirlerine yardım ediyorlardı. Maliyetli olduğu için başka adalardan su getiremiyorlar. Komşu bir adadan su taşımak biraz faza masraflı. Her koşulda yağmur suyunu taşıyorlardı. Çok az sayıda artezyenler var. Artezyenlerin içi de çok tuzlu. Bugün ise çok farklı. Her şey su tankerleriyle başladı. Bugün daha fazla jakuzi ve havuz var. Eski sarnıçlar bugün kozmetik olarak kullanıyorlar” dedi.


“Rüzgardan korunmak için duvarlar yüksek inşa ediliyor”

Hava elementinde rüzgârın, mimari etkilerinin olduğunu ifade eden Stasınopoulos, “Santorini’de oldukça güçlü rüzgarlar var. Panjurlar uçup gitmemesi için içeriden kapanıyor. Rüzgardan korunmak için bir evde duvar yüksek yapılıyor. Kazılarak yapılan bir evde güneş ışığının eve girmesi için yukarı tarafa pencere yapılıyor. İnsanlar eskiden sık sık hasta oluyordu. Bu şartlarda hayatta kalmaya çalışıyordu. İnsanlar hayvanları evinde besliyor, ısı kaynağı olarak kullanıyordu” diye konuştu.


Chraye: İnşaat sektöründe dijitalleşmeye ihtiyacımız var

‘The European R&I For Buıldıngs’ sunumunu gerçekleştiren Helene Chraye, inşaat sektörünün hayati öneme sahip olduğunu belirtti. Aynı zamanda ekonomik sektörünün önemini de oluşturduğunu söyleyen Chraye, “Uzun yıllardır binalar ayakta kalıyor. Binaları gelecekteki zorluklara göre ayarlamamız gerekiyor. İklim değişikliğindeki zararları azaltmamız ve iklime uygun gitmemiz gerekiyor. Yapılan binalar, iklim değişikliğinden kaynaklı çok hızla tükeniyor. Enerjiden ve sudan tasarruf etmemiz lazım. İnsanların ihtiyaçları önemli. Türkiye’deki doğal afetten sonra bunu daha da iyi anlamış olduk. Akdeniz Bölgesi enerji anlamında bizim için çok önem taşıyor. Binalarda yenilenebilir enerjinin olması lazım, dijitalleşme binalar için son derece önemli. Ağırlıklı olarak inşaat sektöründe sanayileşmeye ve dijitalleşmeye ihtiyacımız var. Bu sayede iyileşme kaydedileceğini umuyoruz. Gittiğimiz yol seçtiğimiz hedefler yol önemli. Doğru yolda ilerleyerek hedeflere odaklanmalıyız. Parayı harcanmamız gereken şeye harcamamız gerekiyor” dedi.


Quellec: Geleneksel mimariler ve çağdaş teknolojiler bir arada olmalı

‘Medıterranean Interıor Archıtecture Between Tradıtıon and Innovatıon’ sunumunu hazırlayan Claıre Le Quellec, Akdeniz mimarisinin geleneksel mimariden etkilendiğini dinleyicilere aktardı. 20’nci yüzyılda Akdeniz mimarisinin çok önemli bir gelişme kaydettiğini açıklayan Quellec, “Bütün bu mimarlar, modern betonarme ve cam gibi daha modern materyalleri kullanıldı. Bu binalar daha işlevsel olarak tasarlandı. Genel olarak yaşam alanlarının daha büyük olması ve ışıkların içeriye girmesi için yapıldı. Biyoklimatik evde, geleneksel bir mimari gibi güneşi çekme topografyasından faydalanmaya dikkat ediyor. Serinlenme ihtiyacı daha az olduğu için günümüzde inşaat alanında enerji tüketiminin azalmasını istiyoruz. Bunlarla birlikte teknolojiler bir araya geliyor. Geleneksel mimariden etkileniyoruz. Bunlar; Güneş, cam, helyumlu beton ve diğer modern materyaller. Bu yeniliklerin yanında bio kaynaklı doğal kaynaklardan da etkileniyoruz bunlardan bir tanesi bitki Ekolojik materyaller kullanarak duvarlarda, zeminlerde, çatılarda selüloz, kenevir, keten yünü gibi ürünleri kullanarak çevreye daha çok özen gösterebiliyoruz. Kenevir gibi pişmiş pişmemiş toprak ahşaplar kullanılabilir. Akdeniz mimarisinde 21’inci yüzyılda daha çok modern ve yenilikçi materyalleri kullanarak daha estetik mimarlar yapılmalı. Geleneksel mimarileri ve çağdaş teknolojileri bir araya getirelim” dedi.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM