Cumartesi, Mayıs 25, 2024

İzmir’de sosyal demokrasinin altıncı dönemine doğru

İzmir Büyükşehir’i beş dönemdir sosyal demokratlar yönetiyor. 1999’da rahmetli başkan Ahmet Piriştina DSP’den seçilmişti. 2004’te ise CHP adayı olarak seçime girdi ve yine kazandı. Fakat kısa süre sonra beklenmedik vefatı sonrasında Bornova Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu CHP Meclis Grubunda yapılan seçimle Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçildi. Kocaoğlu, 2009 ve 2014’te de seçilerek üç dönem başkanlık yapmış oldu.

2019’da Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, önceki Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş gibi başarılı bir ilçe başkanı modelinden yola çıkılarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı gösterildi ve HDP’nin aday çıkarmadığı, İYİ Parti’nin destek verdiği koşullarda yüzde 58,1 oyla seçimi kazandı.

Şimdi CHP, çok farklı koşullarda üst üste altıncı dönem bir sosyal demokrat başkanın İzmir Büyükşehir’i yönetmesi için süreci işletiyor. Açıklanan, memnuniyet anketi yapılacak, seçmen memnunsa görevdeki başkan yeniden aday gösterilecek, aksi takdirde başvuran aday adayları kamuoyu yoklamasına tabi tutulacak ve ilk üç sıradaki aday adayı da örgüt denetiminde ön seçime sokulacak. Eğer ilk üç aday adayının oyu birbirine yakınsa ve içlerinden birisi kadınsa ön seçime gidilmeden o kadın aday adayı adaylaştırılacak. Bunlar, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamaları…


İki Dönem Karar

Bana kalırsa, hep söylüyorum; bir belediye başkanı için bir dönem az, iki dönem karar, üç dönem fazla… İkiden fazlası hakikaten yorgunluk oluyor. İstisnası olabilir. Yılmaz Büyükerşen olursanız istisna olabilirsiniz. Tunç Soyer, temmuz sonlarında yaptırdığı memnuniyet anketinde memnuniyet oranının yüzde 57 olduğunu açıkladı. CHP Genel Merkezi’nin yaptırdığı veya yaptıracağı memnuniyet anketinde de olumlu bir tablo ortaya çıkarsa ki, muhtemel, mesele kapanmış demektir.

Soyer, o zaman ikinci dönem de adaylaşacaktır. Ancak, neresi olursa olsun, yeniden adaylaşma ihtimali olan bir belediye başkanının seçim öncesi yıpranmaması gerekiyor. Buna dikkat edlmeli. Soyer, seçim öncesinde açıkladığı projelerinin yüzde 90’a yakınını hayata geçirdi. Hatta gelişen koşulların dayattığı ilave projeleri de gerçekleştirdi. Bütün bunlar hükümetin olağanüstü engellemesine, depreme, sellere, orman yangınlarına, tsunamilere (pandemiyi saymıyorum, çünkü her yerde vardı) karşın yapıldı.

Narlıdere metrosunun ve Çiğli tramvayının bitirilmesi, Buca metrosunun başlatılması, Buca-Otogar tünelli yolunun ilerlemesi, kentsel dönüşüm çalışmaları, Körfez’deki koku sorununun giderilmesi ve Körfez’in temizlenme sürecinde ciddi mesafeler alınması, tarımsal çalışmaların sıçratılması ve Bayındır Süt Fabrikası’nın açılması, turizme kazandırılan ivme, Kemeraltı’na neşter vurulması, deniz ulaşımının güçlendirilmesi ve İzmir Marina’nın kente kazandırılması, İzBBŞT’nin kurulması ve daha birçok iş İzmir’e katılan değerler. Soyer, yaptığı çalışmaları “SÖZ VERDİK YAPTIK” başlıklı bir kitapla kamuoyuna açıkladı.

Meraklısı basılı kitabı bulamazsa tuncsoyer.com.tr’den de inceleyip görebilir. Soyer, ilk döneminde hükümetçe onca engellemeye, paçadan çekmeye, afetlere karşın çalışmalarıyla sınıfı geçmiştir. Hiç eksiği yok mu? Var. Birincisi yaptıklarını yeterince ve güçlü anlatamamak… Türkiye’nin üçüncü büyük ve yıldızı parlayan kentini, bu kentin iddialı, birikimli ve vizyoner başkanını anlatabilecek güçte bir kadro şart. İkincisi, siyaseten partideki tıkanmayı okumakla ve değişimin zorunluluğunu vurgulamakla birlikte ve hatta bunu “İzmir Duruşu” belgesinde ortaya koymakla birlikte gereği için harekete geçmekte tereddüt etmek…

Şöyle bitireyim bu bahsi; Soyer’in ikinci dönemi “dirençli bir İzmir, dönüşen İzmir, altyapı sorunlarını tamamen çözen İzmir, Buca Metrosu ve Buca-Otogar tünelli yolu ile trafik ve ulaşımda sıçrayan İzmir, Kemeraltı ile parlayan İzmir, turizm-fuarlar-kongreler kenti olarak ekonomisi gelişen İzmir” olacaktır. İzmir, siyasi olarak da gençlerin, kadınların, vasatın üzerindeki yeni yüzlerin ve kitlelerin, partide olmayan kesimlerin katılımlarıyla değişimin başlıca adresi olacaktır. CHP’nin yeni genel başkanı Özel’in Manisa ile birlikte İzmir ve Ege’de değişimin ateşini yerel seçimin hemen ardından yakacağını, vitesi yükselteceğini not edeyim.

İzmir Büyükşehir için doğal aday adayı olan Soyer dışındaki aday adayı olanlara baktığımda önceki dönem üç kıymetli milletvekilimizi (Çam, Bayır, Sertel), önceki Bornova belediye başkanı Olgun Atilla’yı, önceki İzmir Büyükşehir genel sekreteri Buğra Gökçe’yi de görüyorum. Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ile Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay da aday adayı. Hepsi de kıymetli isimler. Fakat hepsinin de kaderi Özel’in ısrarla üzerinde durduğu “Soyer ile ilgili memnuniyet anketine” bağlı. Soyer yerinde kalırsa Tugay da Karşıyaka’da kalır. O zaman Batur da Konak’taki “bir dönem” periyodunu kırar. Olgun Atilla ve Buğra Gökçe de Büyükşehir yerine bir ilçede adaylaşabilir.


İlçeler ve Kadınlar

İlçelerde ise çok sürprizler yaşanacak gözüküyor. Hatta şu kadarını not edeyim; bazı ilçelerde geçen dönem Balçova’da olduğu gibi önceden başvurusu olmayan adaylar bile son anda değerlendirilebilir. Üzüntüm ise garanti ilçelere aday adayı çok, zor yerlere çok az… Bazı isimlerin aday adayı olarak bile dosyasının alınmaması çok yerinde olurdu. Sosyal medyada, internet sitelerinde basit bir araştırma yapmak ve bulguları tahkik etmek yeterdi bunun için. Bunu da CHP Genel Merkezi’nin dikkatine sunuyorum.

Dikkat çekmek istediğim, Menemen ve Urla hadiselerinin tekrarlanmaması… Bu arada… Belediye başkan adaylığı için CHP’ye başvuranların çok büyük kısmının aslında niyetlerinin belediye meclis üyeliğini garantilemek olduğunu da hissetmemek mümkün değil. Belki bir dahaki sefere bu gibi durumların yaşanmaması için başkanlık isteyenleri kesinlikle meclise yazmamak en doğrusu sanırım. Kaymakam tayini gibi de aday ataması yapmamak, yerel siyasetin çanına ot tıkamamak gerekir.

Taş, yerinde ağırdır. Her heves eden kendi ilçesinden aday adayı olsun. Doğrusu budur. “Kadın” vurgusu kıymetli; ancak iyi eğitimli, meslek sahibi ve uzmanlığı olan, sivil toplum deneyimli, mümkünse partide veya yerel yönetimde deneyimi de olan kadınlar tercih edilmelidir. Kentleri sahiden yönetecek kadınlar adaylaştırılmalıdır ve İzmir’deki üç kadın başkan varken hiç olmazsa şimdi iki katı adaylaştırılmalıdır.


Urla ve Menemen

Bitirirken sadece CHP’nin elinden kayan iki ilçeden, Menemen ve Urla’dan söz edeceğim. Çünkü bir ayağım Urla’da 30 yıldır, Menemen’e ise sıklıkla gidip geliyorum. Urla’ya başvuranlardan hiçbirisinin aday gösterilmeyip, sütre gerisindeki birisi aday gösterilirse kimse şaşırmasın. Yanılma payım yok mu? Var. Ancak yanılmayabilirim de. Menemen’de dört dönem başkanlık yapan Tahir Şahin, İzmir Büyükşehir Menemen’den sorumlu daire başkanı Ali Kemal Elitaş (2015’teki milletvekili ön seçiminde Kılıçdaroğlu’ndan sonra Menemen’de en çok oyu da olup 8.sırada çıkmıştı), önceki ilçe başkanı Ömer Güney ve belediye meclis üyesi Av. Deniz Karakurt bildiğim isimler.

Menemen kritik. O yüzden genel merkezin burada bir takım oyununa gitmesi en doğrusu. Fakat, Şahin’in o kadar görevden sonra başkan adayı gösterilmek yerine katkısını birinci sırada belediye meclis üyesi gösterilmek suretiyle sunması, bu şekilde onore edilmesi iyi olur diye düşünüyorum. Bunlar hayatta var.

CHP’nin başbakanı Günaltay hemen ardından İstanbul il başkanlığı yapmıştı. Karayalçın da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, genel başkanlık ve Dışişleri Bakanlığı-Başbakan Yardımcılığı sonrasında İstanbul il başkanlığı…Elitaş, Güney ve Karakurt ile diğer aday adayları da kamuoyu yoklamasına tabi tutulabilir. Kim açık ara çıkarsa da adaylaştırılır. Bu da objektif ve adil olur. 

Muzaffer Ayhan Kara

Diğer Yazarlar