Pazartesi, Ocak 12, 2026

Her Derde Deva Çalışanlar

Pazartesi sabahı… Ofiste daha çaylar bile tam soğumamışken peş peşe mesajlar düşmeye başladı. Üretimde bir makine durmuş, müşteri “acil revizyon” istiyor, depo sayımında fark var, bir de yeni başlayan arkadaş “sisteme giremiyorum” diye kapıda bekliyor.

O an odada kısa bir sessizlik oldu. Sonra aynı cümle, farklı ağızlardan çıktı:
“Barış bir baksın.”
“Barış halleder.”
“Barış’a yazalım.”

Barış aslında çok iyi biriydi. Hızlı düşünür, pratik çözer, kimseyi kırmazdı. Bir de “hayır” demeyi pek sevmezdi. İlk aramayı açtı, sonra ikinciye döndü, üçüncüye de “tamam tamam, onu da hallederim” dedi. Gün sonunda işler yürümüştü. Herkes rahatlamıştı. Bir tek Barış’ın masasında kendi işi, sanki hiç dokunulmamış gibi duruyordu. Üstelik kimse kötü niyetli değildi. Tam tersine… Herkes onu “iş bitiren insan” diye seviyor, ona güveniyordu. Ama işte bazen sevgiyle başlayan bir alışkanlık, fark ettirmeden bir yük haline gelebiliyor.

Bu yazımda tam da o yükü anlatacağım: “Her derde deva çalışan” olmayı.

Bu “her derde deva” hikâyesi nasıl başlıyor?

Aslında güzel başlıyor. Çalışan gerçekten yetenekli oluyor: hızlı kavrıyor, sakin kalıyor, çözümü buluyor, işi sahipleniyor. Yönetici de “iyi ki var” diyor. Ekip de “ne şanslıyız” diye düşünüyor.
Sonra ince bir kayma oluyor.

Önce: “Bu işi en iyi o yapıyor.”
Sonra: “Bu işi o yapsın.”
En sonunda: “O yoksa iş yürümez.”

İşte o noktada, insan bir anda “kahraman” gibi görünse de, aslında tek başına koskoca bir sistemin yedeği haline geliyor.

Her derde deva olmanın görünmeyen bedelleri

1) Bir kişiye bağımlı bir düzen kurulur
Her sorun aynı kişiye gidince, şirket farkında olmadan tek noktaya bağlanır. O kişi izin aldığında, hastalandığında ya da bir gün “ben artık yoruldum” dediğinde, işler aksar. Çünkü süreç değil, insan taşımıştır sistemi.

2) Küçük küçük talepler birikir, büyük bir yorgunluk olur
“Bir bakıver”ler çoğalır. “Şu acil”ler bitmez. Ve her biri tek başına küçük görünse de, toplamda ağır bir yük eder. Her derde deva çalışan, gün boyu başkalarının gündemini taşır. Kendi işi hep “sonra”ya kalır. Sonrası da çoğu zaman hiç gelmez.

3) Rol karışır, başarı da görünmezleşir
Kişi her işe koştuğu için, “asıl işi neydi?” sorusu bile bulanıklaşır. Performans değerlendirmesi de zorlaşır. Çünkü ölçülen şey, sonuç değil, koşuşturma olur. Bir süre sonra çalışan “çok yoruluyorum ama sanki bir yere varamıyorum” hissine kapılır.

4) Ekip gelişemez
“Nasıl olsa Barış çözer” cümlesi, diğerlerinin öğrenmesini engeller. İnsanlar niye denesin ki? Çözüm hep hazır. Bu da zamanla ekipte isteksizlik, çekingenlik, hatta bazen kıskançlık yaratır.

5) Yönetim ve süreç sorunları saklanır
Her derde deva çalışan, bir nevi “tampon” olur. Planlama eksikliği, görev dağılımı belirsizliği, süreç boşlukları… Hepsi onun gayretiyle kapanır. Böyle olunca kurum “sorun yok” sanır. Halbuki sorun vardır; sadece bir kişi sürekli üstünü örtüyordur.

Peki, her derde deva olmaktan nasıl sakınılır?

Burada amaç “kimseye yardım etme” demek değil. Ama yardımın bir düzeni olmalı. Yoksa iyi niyet, sizi yoran bir alışkanlığa dönüşür.

1) Kibar ama net bir sınır cümleniz olsun
Bu tarz cümleler hem nazik hem de hayat kurtarıcıdır:
• “Bunu yapabilmem için önceliklendirme yapmamız lazım; hangisi önce gelsin?”
• “Şu an acil bir siparişin teslimine odaklanmam gerekiyor. İstersen seni bir başkasına yönlendireyim.”
• “Buna 15 dakika ayırabilirim; sonra kendi işime dönmem gerek.”

Sınır koymak kabalık değil. Kendinize sahip çıkmaktır.

2) İşi üstlenmek yerine yöntemi paylaşın
Bir problemi çözdünüz mü? Harika. İkinci kez aynı şeyi çözmeyin.
Kısacık bir not, mini bir kontrol listesi, iki ekran görüntüsü… Bunlar “bilgiyi kişiden kuruma” taşır. Herkesin elini güçlendirir.

3) “Bu gerçekten acil mi?” diye sormayı normalleştirin
İki basit soru:
“Bu bugün yapılmazsa ne olur?”
• “Bu işin gerçek sahibi kim?”

Bu sorular bazen yükün yanlış yere geldiğini hemen ortaya çıkarır.

4) Talepleri görünür yapın
Sözlü talepler görünmezdir; görünmez iş sınırsızdır.
Çok pratik bir yöntem: “Bunu mail ile yazar mısın? Sıraya koyayım.”
İş görünür olunca, yönetilir. Görünmez olunca, omuza biner.

5) Yetki olmadan sorumluluk almayın
Eğer karar sizde değilse, sorumluluk da sizde olmamalı.
“Bu kararı kim vermeli?” sorusunu alışkanlık yapın. Böylece işler yerli yerine oturur.

6) Yöneticinizle küçük bir “kapasite konuşması” yapın
Haftada 15-20 dakika bile yeter:
• “Bu hafta ana hedeflerim şunlar.”
• “Bana gelen ekstra işler şunlar.”
• “Eğer bunlar devam edecekse hedeflerimi revize edelim ya da iş dağılımını netleştirelim.”

Bu bir şikâyet değil; işin sürdürülebilirliği için doğru bir konuşmadır.


Son söz:

Her derde deva çalışan olmak dışarıdan bakınca çok parlak görünür: güvenilir, hızlı, çözümcü… Ama uzun vadede hem kişiyi yorar hem de kurumu “tek kişiye yaslanan” kırılgan bir yapıya iter. Sağlıklı ekipler kahramanlarla değil, paylaşılmış sorumlulukla, öğrenen sistemlerle büyür. Eğer siz de “her şeyi ben çözerim” noktasına sürükleniyorsanız, geri çekilmek değil; doğru bir düzen kurmak gerekir. Çünkü asıl başarı, bir kişinin omzunda taşınan yükte değil; o yükün doğru paylaşıldığı, herkesin geliştiği bir çalışma kültüründedir.

Önceki İçerik

Ali Serdar Süalp

Diğer Yazarlar