Perşembe, Ocak 22, 2026

Hassas Dengeler

Dünya siyaseti son yıllarda hızlı bir değişimin içinde. Bu değişimin merkezindeki kavramlardan biri de MAGA. İngilizce “Make America Great Again” – Amerika’yı Yeniden Büyük Yap -artık bir seçim sloganından çok daha fazlasını ifade ediyor. ABD’nin dış politikasında belirginleşen bu yaklaşım kabaca, Washington’un ağır küresel sorumluluklarını azaltmayı, müttefiklerden daha fazla katkı talep etmeyi ve kurumsal diplomasi yerine daha sert, daha doğrudan pazarlıklara yönelmeyi içeriyor.

Basit bir ifadeyle: Daha az küresel angajman, daha fazla karşılıklı çıkar hesabı. 2026 yılbaşı ile beraber mevcut algıya önemli bir sembolik anlamın daha kodlandığına hiçte hayret edilmemelidir. Senatör Lindsey Graham, Başkan Trump ile beraber bu kez MİGA(make İran great again) yazılı şapka ile çıktı; ‘Dua ediyorum ve ümit ediyorum ki 2026 İran’ı yeniden büyük yaptığımız yıl olacak”.

Bu yeni dış politika okuması dünyanın dört bir yanında domino etkisi yaratıyor. Asya-Pasifik’ten Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Türkiye’ye kadar herkes, “Bu değişimin bize yansıması ne olur?” sorusunun peşinde.

Asya’nın MAGA politikalarını bu kadar dikkatle izlemesinin nedeni yalnızca Çin-ABD rekabeti değil; aynı zamanda dünyanın üretim omurgasının büyük ölçüde bu bölgede kurulmuş olması. Elektronik, yarı iletken, otomotiv parçaları, batarya teknolojileri, hepsi Asya merkezli.

ABD’nin Çin’e yönelik kısıtlamaları ise çok somut sonuçlar doğuruyor: Çip sektöründe büyük kırılmalar: Japonya, Güney Kore ve Tayvan şirketleri, ABD’nin teknolojik kısıtlama kararlarına uyum sağlamak zorunda kalıyor. Bu da şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden düzenlemesine yol açıyor. Japonya, son 50 yılın en yüksek savunma harcamasına çıkmış durumda. Güney Kore, füze savunma sistemlerini güçlendiriyor.

MAGA yaklaşımı Asya için soyut bir Amerika politikası değil; üretim, güvenlik ve ekonomiyi doğrudan etkileyen bir gerçeklik.

Avrupa cephesinde ise etkileri biraz daha sessiz ama en az Asya kadar derin. ABD’nin “Artık daha fazla yük paylaşın” mesajı Avrupa’da iki tür refleks yaratıyor:

  1. Savunmada daha bağımsız olma isteği.
  2. ABD’nin güvenlik şemsiyesinden uzaklaşmanın risklerini kabul etmeme.

Bu çelişki özellikle Ukrayna çatışmaları devam ederken Avrupa’yı kararsız bir ruh haline sokuyor. 

İngiltere’nin Avrupa ile ilişkilerinde son yıllarda yaşanan dalgalanmalar hem ekonomik hem de siyasi gündemde önemli bir yer teşkil ediyor. Brexit süreciyle başlayan ve yıllarca süren pazarlıklar, İngiltere’yi Avrupa Birliği’nden resmen ayırdı. Ancak ilişkilerin tamamen kopmadığını, aksine hala karşılıklı bağımlılık ve iş birliği gerektiren birçok alan bulunduğunu söylemek mümkün. İşte bu nedenle, İngiltere’nin Avrupa’dan sorumlu üst düzey bakanının 2026 yılının ilk yarısında AB ile ilişkilerin “hızla yeniden kurulması” gerektiğine dair bu konuda iyimser açıklamaları dikkat çekti. Fakat aynı bakan, İngiltere’nin AB gümrük birliğinin dışında kalması kararını savunarak, bir yandan yakınlaşmayı önerirken diğer yandan sınırları net şekilde çizmiş oldu. Bu gelişmeler ışığında, içinde bulunulan dönemin, Türkiye’nin mevcut konum ve kimliği ile etkilenmemesi mümkün olmadığı gerçeğinden hareketle, ne şekilde bir vaziyet alışın, uygun karar ve tercihler olarak kabul görüleceğinin arayışlarıdır.

Özellikle Ukrayna savaşı devam ederken, Avrupa’nın ABD olmadan bölgesel güvenliği sağlaması çok zor. Öte yandan Washington’un zaman zaman sertleşen tutumu, Avrupa’nın kendi stratejik kapasitesini artırma isteğini güçlendiriyor. Bu ikili durum Türkiye’yi de doğrudan etkiliyor çünkü Türkiye hem NATO üyesi hem de Avrupa’ya en fazla ihracat yapan ülkelerden biri.

Türkiye için çok somut etkilerden bahsetmek mümkün. Eninde sonunda elindeki kapasite ve imkanları kullanabilme kabiliyeti ile ilgili konular.

ABD-Çin rekabeti, üretim hatlarını Asya’dan kısmen başka yerlere kaydırma eğilimi yaratıyor. Türkiye bu noktada öne çıkabilir.
Avrupa’ya yakınlık,
Gelişmiş sanayi altyapısı,
Genç iş gücü avantajı,
Türkiye’yi alternatif üretim merkezi haline getirebilir.
Örneğin otomotiv yan sanayi, tekstil, beyaz eşya ve elektronik montaj hattı gibi sektörlerde yabancı yatırım artışı ihtimali bulunuyor. Ancak risk şu: Küresel gerilim arttıkça enerji ve hammadde maliyetleri de dalgalanıyor.

ABD Asya’ya daha fazla yöneldikçe Türkiye’nin bulunduğu bölgenin önemi artıyor: Karadeniz, Kafkasya, Suriye, Doğu Akdeniz…

Somut sonuçlar şunlar olabilir:
F-16 modernizasyonu benzeri teknik konularda ilerleme zemini genişleyebilir.
NATO’nun doğu kanadında Türkiye’nin caydırıcılığı daha çok öne çıkabilir.
Yerli savunma projeleri hem ABD hem de Avrupa ile daha dengeli bir iş birliği kurma imkanı sağlayabilir.

Türkiye’nin hem Çin ile ekonomik ilişkileri büyüyor hem de NATO’daki rolü sürüyor. Bu nedenle Ankara’nın dikkatli bir denge siyaseti yürütmesi gerekiyor.
Körfez ülkeleriyle artan ekonomik iş birliği, Asya ülkeleriyle teknoloji ortaklıkları ve Avrupa ile ticaret ilişkisi bu denklemin üç ayağı MAGA dış politikası dünyayı tek başına değiştirmiyor ama güç dengelerini yeniden düzenliyor. Bu yeni dönemde kuvvetli olan değil, uyum sağlayabilen ülkeler öne çıkacak. Türkiye’nin avantajı hem coğrafi konumu hem de çok yönlü dış politika tecrübesi.
Türkiye için önümüzdeki dönemin anahtar kelimeleri: Esneklik, çeşitlendirme ve dengeli diplomasi.

Dünya hızlı bir dönüşün içinde; Türkiye’nin yapması gereken, bu dönüşü doğru okuyup kendi çıkarlarını akılcı bir şekilde konumlandırmak.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Demir Uzun

Diğer Yazarlar