Çarşamba, Şubat 11, 2026
spot_img

Doğa İntikamını Mutlaka Alır

Bu kez insanlığın tamamını ilgilendiren bir gelecek korkusunu paylaşacağım. L. N. Gumilev bir Rus bilim adamı. Etnogenez uzmanı. Türkler başta olmak üzere Asya insanlarını incelemiş ve değerlendirmelerini birçok kitap ve makalede yayımlamış. Yazıma onun “Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları” adlı kitabından bir alıntıyla başlayacağım: 

“III. Yüzyıla kadarki Volga Deltası, bugünküne benzemiyordu. Çünkü o dönemde Baire tepeleri arasında kuru bozkırlar, sonraki zaman dilimine göre daha güneydeki Hazar Denizi’ne dökülen Volga’nın tertemiz sularıyla yıkanıyordu. Yine o dönemde Volga’nın suyu daha azdı ve bugünkü mansabına değil Aktübe ve Buzan üzerinden daha doğuya dökülüyordu. Kim bilir, belki de ince bir kolla Hazar’a bağlanan Aral Gölü’nün batı kesimine akıyordu…” 

III. yüzyıl, günümüzden 18 yüzyıl öncesi demektir ki bu süre gezegenimizin tarihinde çok küçük bir zaman dilimini işaret eder. Şimdilerde o bölge nasıl diye düşünelim bir an. Sanayi kuruluşlarıyla ormanlardaki ağaçların neredeyse eşit sayıda olduğu bir bölge. Volga, sanayinin ve gittikçe artan insan nüfusunun pis sularını taşımaktan yorgun. İşte; geleceğimizi korkunç bir kâbusa dönüştüren manzara budur. Varılan nokta budur. İnsan elinden darbe üstüne darbe yemekten ölüm döşeğine yatan tabiattan bahsediyorum. Gumilev’in bahsettiği bölge gibi eski güzel ve sağlıklı görünümünü kaybetmiş binlerce tabiat parçasından bahsediyorum. Asya’daki dev Aral gölü çölleşmekten son anda kurtulmuş görünüyor. Yine Gumilev’in dediği gibi Hazar Denizi’nde su seviyesi eskisine oranla 6 metre azaldı. Buzlar eriyor. Alpler’de kayak yapacak karlı tepe kalmayacağından endişe ediliyor. Çölleşme hızla yayılırken, kutup buzlarının eriyerek denizleri yükseltmesinden ve binlerce kıyı kentinin yok olmasından bahsediliyor. Tarım allak bullak oldu. Yağmur yağmıyor ekin kuruyor ya da seller akıyor mahsulü de beraberinde götürüyor. Okyanuslarda El Nino adı verilen yaramaz bir doğa veleti çıkıyor, muazzam büyüklükte bir bölgeyi mahvediyor. Birçok hayvan türünün nesli tükendi. Marmara Denizi’nde 35 çeşit balık vardı, üçe indi, diyorlar. Karadeniz’in hamsilerine dikkat diyorlar, cıva miktarı artmış. O müthiş lezzet kaynağı midyeyi sakın yemeyin, sağlığa çok zararlı hale geldi diye uyarıyorlar. 

Neden böyle oldu?   Çünkü insanoğlunun bencilliği ve hırsı, aklını, mantığını kararttı. Geleceğini göremez duruma getirdi. Hızla yaklaşan sonumuzu göremiyoruz. Ama doğayı yenemeyeceğimizi yavaş, yavaş idrak etmeye başladık ama doğa da intikamını almaya başladı. Küresel ısınma denilen büyük âfet kendini hissettiriyor. Felâketi ilk fark edenler çiftçiler oldu. Çünkü onların işi gerçekten “Allah’a kalmış”. En modern tarım makinalarını, tarım tekniklerini, tohumları, gübreleri, neyi isterlerse kullansınlar, nihayetinde Doğa karar verir. Babamın vefatını müteakip kaderin emriyle çiftçi olduğum zaman bunu çok daha iyi anladım. Bir zamanlar rahmetlinin bir yıllık emeğinin bir gecede mahvoluşu karşısında, kuru üzüm sergisinin başında hüngür, hüngür nasıl ağladığını hatırlıyorum. Nasıl oldu da onca emek uçup gitti? Çünkü gece, sergiyi soğuk vurdu. 10 numara denilen kaliteli üzümler, bir gecede çöpe atılacak hâle geldi. Manisa ovası dünyanın en verimli topraklarındandır. Taş eksen, fidan verir deriz. Eskiden Gediz Nehri çok asabileşebilirdi. Kabarır, taşar ve küçük derelerden meydana gelen avenesiyle bütün ovayı basardı. Akhisar-Manisa karayolu denizde bir çizgi görüntüsüne bürünürdü. Tarla fareleri, gelincikler ve birçok tarla hayvanı için hayat can pazarına dönüşür, tarlalardaki ürünlerle birlikte boğulur giderdi. Sonra su kanalları ve setler inşa edildi. Sel baskınları durdu. Bu arada, Gediz de Gediz olmaktan çıktı. Suları azaldı ve kirlendi. Kuraklık çiftçinin en büyük korkusu oldu. Yağmur için yalvarmaya başladık. Yer altı kaynaklarından motopomplarla çektiğimiz sular azalmaya başladı. Her yıl daha derinlere inmek zorunda kaldık. Şimdilerde gene değişiyor. Bazı yıllar çok yağış aldık, ürün çoğaldı, bereket fışkırdı Gediz ovasından ve Gediz doldu, yükseldi, çocukluğumdaki gibi hızla akmaya başladı bir an önce Ege’ye kavuşmak için. Ama ben korkuyorum, çiftçi de korkuyor. Çünkü o yağışlar normal değildi. Geleceklerini işledikleri topraklara bağlamış olanlar farkındaydılar. Yağışlara şükrediyorlar ama selden korkuyorlardı. Ben de onlar gibi küresel ısınmanın ovayı ne zaman ve nasıl vuracağını merak ediyorum. Kuraklık olasılığı varken, şimdi de aşırı yağışlar mı başlıyor? Ya da bereketli yağışlara sevinirken kuraklığın tekrar geleceğini mi düşünüyorlar?

Doğaya aşırı yüklenmemiz, istismar etmemiz onu kızdırıyor. Evet, aşırı yükleniyoruz. Her gün daha çok ağaç kesiyor, daha çok sulama yapıyoruz. Daha çok genetiği değiştirilmiş organizmalar kullanıyoruz (GDO). Daha çok ürün için daha çok enerji üretiyoruz. Artan nüfusu doyurabilmek için toprakları ve suları acımadan bitiriyoruz. Doğa sadece sel veya kuraklıkla vurmaz tokadını. Başka silâhları da vardır. Meselâ çekirge. Bir zamanlar bu haşereye karşı sonu zaferle sonuçlanan müthiş bir savaş verildi bu ülkede. Çok az kişi bilir ama bu mücadelenin başta gelen değerli insanlarımızdan biri Şevket Tunçok isimli rahmetli bir ziraat mühendisidir. Ülkemiz bu kişiye çok şey borçludur. Doğa kızarsa, Tunçok’un ve el vermiş diğer vatanseverlerin eşsiz mücadelesini ve zaferini bir anda tersine çevirirse çiftçimiz çok acı çeker. Bu arada zaten zavallılığın zirvesindeki Afrikalıları saymıyorum bile. Bunun gibi çok örnek verebilirim ve siz bu örneklere dünya çapında sayısız örnekler ekleyebilirsiniz. Denizlerde balık bitmez sanıyoruz. Hem de nasıl biter. Sadece avlanarak mı? Hayır! Kirleterek de. Doğa acımayacaktır. Ne uyduruk hormonlar ne GDO’lar, ne de araştırmacı ve mücadeleci teknoloji mühendisleri bunun önüne geçemeyeceklerdir. Heyhat, iklim değişikliğinin baş müsebbibi olan sanayide ilerlemiş bazı ülkeler dünyayı değil, kendilerini düşünüyorlar. İnşallah önce ve sadece onlar zarar görür. Aç insan kitlelerini durduramazsınız. Doğayı sömürmeye devam edelim bakalım ne olacak? Benim gelecek korkum şu: Açlar tokların ülkelerine saldıracaklar ve milyonlarca insanı durdurmak mümkün olmayacak. İnsanoğlu kendi kendini yok edecek. Homo homini lupus!

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Fazıl Bülent Kocamemi

Diğer Yazarlar