Son dönemde hem ABD’de hem Türkiye’de bazı sektör temsilcileri uluslararası piyasalarda rekabet edemediklerini, ihracatlarının düştüğünü vurguluyorlar. ABD ve Türkiye benzer ekonomik sorunlar yaşıyor.
ABD, Çin ve bazı diğer Asya ülkelerine karşı teknolojide ve rekabette 1990’lardan başlayarak geri düşmeye başladı. ABD bunun farkındaydı.Ekonomik ve siyasi önlemler almaya girişti. Türkiye,1990’lar sonuna ekonomide istikrarsızlıklar yaşayan ve fakat atılımlar yapamamış bir ülke olarak geldi. Aynı durum 2000’lerde de devam etti; sonuçta ülke teknolojide ve rekabette geri düştü. Ancak, ABD’den farklı olarak görece geri düştüğünün yeterince farkına varamadı.
Bu nedenle ABD’de yükseltilen gümrük tarifelerinin maliyetleri yükselttiği vurgulanıyor ve itirazlar yükseliyor. Trump politikaları sıkça eleştiriliyor. Türkiye’de ise uygulanan döviz kuru politikasına eleştiriler artıyor. Bu politika ile TL’nin değerlendiği ve rekabet gücünü düşürdüğü şikayetleri var.
Türkiye’deki iktidarlar verimliliğe, teknolojiye, rekabete odaklanmaktan ziyade ilgi alanlarına almayıp, dönemlerini hep toplumsal ilerleme bakımından yanlış olsa bile iktidarlarını sürdürmek için yollar aramakla geçirdiler. Ya da türlü bahanelerin arkasına saklandılar.
Günümüzde ticaret, refah paylaşımının değil adeta feodal devirde olduğu üzere ulusal güvenliğin bir aracı haline getirilmeye çalışılıyor. Serbest ticaret idraki ile çıkılan yolda gelinen aşama kur ve ticaret savaşları oldu. Ortaya çıkan tablo son derece çelişkili; bir yanda baş döndürücü teknolojik ilerleme, diğer yanda derin bir kurumsal gerilemedir. Eskiden serf emeğini senyöre sunar; karşılığında can güvenliğini elde ederdi. Bugünün dünyasında güçlü liderlerle kurulan kişisel sadakat ilişkilerine dayalı ahbap-çavuş demokrasisi eskinin yerini almış görünüyor.
Başta ABD ve Çin olmak üzere, yönetim biçimleri ne olursa olsun, diğer ülke iktidarları genellikle böyle davranmadılar. Toplumsal ilerleme ve refah için yollar aradılar. Belki ABD’de şimdilerde Trump iktidarları bu çizginin bir ölçüde dışına çıkmıştır diyebiliriz. ABD’nin mevcut ticaret politikalarındaki öngörülemezlik, yükselen ekonomilere hareket alanı açıyor. Çin, Hindistan, Brezilya ve Güneydoğu Asya ekonomileri alternatif ticaret ağlarını hızlandırırken, Avrupa ihtiyatlı bir denge politikası izliyor.
Bu durumda küresel ticaret mimarisi askeri değil, jeoekonomik cephelerde ve yer yer hukuki alanda şekilleniyor. Trump’ın 2025’de tetiklediği ‘tarife karmaşası’ yalnızca bir ticaret gerilimi değildir. Küresel sistemin ‘serbest ticaret’ retoriğinden ‘korumacı pazarlık’ düzenine doğru kaydığı yeni bir dönemin ilanı anlamına da gelir.