Osman Hakan Erşen, İzmir Limanı’nın güçlenmesi için rekabet koşullarının iyileştirilmesi gerektiğine dikkat çekti
ŞURA NUR SAVRANOĞLU
Türkiye’nin Ege Bölgesi’ndeki en önemli ticaret ve ihracat merkezlerinden biri olan İzmir Limanı, hem konteyner hem de genel kargo taşımacılığında bölgenin en önemli lojistik merkezlerinden biri olma görevini üstleniyor. 19. yüzyıla kadar uzanan tarihiyle liman, Ege Bölgesi’nin sanayi ve tarım ürünlerinin dış pazarlara açıldığı ana çıkış noktası konumunda bulunuyor. Ege Bölgesi ihracatının kritik noktalarından biri olmasına rağmen zaman içerisinde eski verimliliğini kaybeden İzmir Limanı, yıllardır gerekli yatırımları alamaması ve personel eksikliği gibi sorunlar nedeniyle operasyonel verimlilikte büyük bir çıkmaza girmiş durumda.
MTS Denizcilik Şirket Müdürü olan ve bir dönem İzmir Deniz İşletmeciliği A.Ş.’de (İZDENİZ) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenen Osman Hakan Erşen, konuya ilişkin TİCARET Gazetesi’ne özel açıklamalarda bulundu. Hakan Erşen, İzmir Limanı’nın yeniden güçlü bir konuma gelmesi için öncelikli olarak acilen personel alımının yapılması, vinç yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve rekabet koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Liman yatırımlardan mahrum kaldı”
İzmir Limanı’nın mevcut operasyonel durumu hakkında konuşan Erşen, limanın bağlı bulunduğu Bakanlık tarafından uzun yıllardır gerekli yatırımları alamadığını ve çalışan işçi kadrosunun büyük bölümünün emekli edilmesi nedeniyle oluşan boşlukların hâlâ telafi edilemediğine dikkat çekti. Erşen, “Liman şu anda vatansever müdür ve çalışanları sayesinde halen daha iyi bir şekilde hizmet vermek için çaba halinde. Ana sorun vinç ve personel eksiliğinden başka bir şey değil. Bu da son derece basit rakamlar harcanarak kısa dönemde hemen çözülecek bir konu. Uzun dönemde de zaten liman kendi gelirleriyle kendi rehabilitasyonunu yapacak hale gelecek. İzmir’de burayı ayağa kaldıracak potansiyel ve yetişmiş iş gücü var” dedi.
“Gemiler İzmir Limanı’nı son çare olarak kullanıyor”
Limandaki altyapı ve ekipman eksikliklerinin şehir içi deniz ulaşımı ve kentsel deniz trafiği üzerinde dolaylı etkiler yarattığına dikkat çeken Erşen, gemilerin genellikle İzmir Limanı’nı son çare olarak tercih ettiğini ve maliyet avantajı nedeniyle Aliağa’ya kıyasla burayı seçtiğini ifade etti. Erşen, “Burada opere edilebilecek gemileri çoğu uzun kalış süreleri nedeniyle navlunlara ilave yapıyorlar bunun sonucunda İzmir Limanı giderek kullanım dışı kalıyor. Bu yolcu gemileri içinde geçerli halen daha 1970’lerden kalan terminal binası kullanılıyor. Önce yatırım yapılır sonra para kazanılır şu an İzmir Liman’ın Alsancak’taki terkedilmiş virane sokaklardan farkı yok” açıklamasında bulundu.

“İzmir Limanı’nın satılması gerekli değil”
İzmir Limanı’nın yeniden yapılanması için kamu–özel ortaklık modelini değerlendiren Erşen, mevcut durumda limanın satılmasına gerek olmadığının altını çizdi. Kısa vadeli yatırımların tamamlanmasının ardından limanı yönetebilecek yeterli deneyime sahip personelin Bakanlık kadrolarında mevcut olduğunu vurgulayan Erşen, yapılacak vinç yatırımlarının ise Türkiye Cumhuriyeti için küçük ve kolay karşılanabilir tutarlarda olduğunu da sözlerine ekledi. Söz konusu özelleştirmenin zorunlu olması durumunda limanın rekabet kurallarına saygılı bir özel şirket veya acente/ihracatçı konsorsiyumu tarafından işletilebileceğini aktaran Erşen, İzmir’de bu konuda niyetli ve istekli bir STK’nın bulunmadığını, belediyenin ise konudan tamamen uzak durması gerektiğini belirtti.
“MSC–SOCAR iş birliği ekstra bir etki yaratmayacak”
MSC–SOCAR iş birliğiyle Aliağa’nın konteyner terminallerinin güçleneceği yönündeki değerlendirmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Erşen, Aliağa terminallerinin zaten güçlü sermaye yapısı, devlet teşvikleri ve kaliteli yönetim süreci sayesinde yeterince iyi durumda olduğunu belirtti. Mevcut iş birliğinin terminallerin daha da güçlenmesi yönünde ekstra bir etki yaratmayacağına değinen Erşen, “Ama İzmir Liman’ın bugünkü mevcut ekipman, makine parkı, iş gücü ve son dönem sefere konan dev konteyner girişi mümkün olmadığı için zaten bu limanlarla rekabeti fiziken mümkün değil. Bu kullanılamaz anlamına gelemez, gelmez. İzmir Limanı’nın güçten düşmesi rekabet kurallarını da bozdu, Nemrut Körfezi’de denizciler için bir sığınak olsa da özellikle rekabet koşulları ve değişik uygulamalar nedeniyle bir cennet değil” diye konuştu.
“Kocaeli modeli İzmir’e örnek olabilir”
İzmir Körfezi’nde uzun yıllara yayılan altyapı eksiklikleri, atıksu arıtma yetersizlikleri, sanayi ve evsel deşarjlar ile dip çamuru birikimi kaynaklı kirlilik, ekosistemi tehdit eden temel sorunlar olarak öne çıkıyor. İzmir Körfezi’nde yaşanan çevresel sorunlara dair önemli açıklamalarda bulunan MTS Denizcilik Şirket Müdürü Osman Hakan Erşen, “Körfez’de yaşanan sorunların çözüme kavuşabilmesi için devlet kurumlarının ve belediyenin kararlı bir şekilde körfezi kirleten fabrika ve işletmeleri denetime alarak, altyapı yatırımlarına hız vererek tamamlaması yurttaşın hakkını koruması gerekiyor. Aynı sorun günlük asayiş, yerlere çöp atma geciken tamir bakımlarda, yüksek sesle çalışan gece kluplerinde, tarihi eserlere çizilen graffitilerde şehrin kanun dışı kalan her yerinde zaten görülüyor. Şehir kendi kültürünü kaybetti ve tekrardan kazanılması için ciddi eğitim ve dayanışma gerekiyor. Gemilerin körfezi kirlettiği ise son derece basit bir karalama ve algı operasyonundan başka bir şey değil. İzmir’de de Kocaeli örneği uygulanmalı üniversite, devlet kurumları ve belediye birlikte körfezi kurtarmalı” ifadelerinde bulundu.
